12 Kasım 2015

CHRIS MURRAY & DAN GILL ile RÖPORTAJ



Paranormal Activity: The Ghost Dimension’ın tam da gala gecesinde kendilerine ulaştığım Chris Murray ve Dan Gill, o kadar karmaşa içinde röportaj teklifime sıcak baktılar. İlk başrol deneyimini yaşayan Chris Murray ve daha çok komedi filmlerinde ve dizilerinde rol alan Dan Gill ile hem Paranormal Activity’deki performansları , hem de seriyle ilgili detaylar üzerine bir söyleşi yaptım.

Kendileri, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar.

Chris ve Dan’e, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.


KE- Paranormal Activity: The Ghost Dimension sanırım başrolde olduğunuz ilk film. Paranormal Activity gibi bir korku filmi serisinde oynamak nasıl bir duygu? Teklif geldiğinde neler hissettiniz?

CM- Daha iyi roller kapmak için mücadele ettiğiniz bir sırada bir filmde rol almak çok güzel bir şey. Dürüst olmak gerekirse korku filminde oynayacağımı hiç düşünmemiştim, ama oldu işte. Son seride yar aldığım için mutluyum çünkü insanlar onu daha fazla hatırlayacak belki de. Açıkçası elimde başka bir iş vardı ve aynı zamanda bir belgesel çekmeye çalışıyordum o yüzden zor bir süreçti. Bir ara ortadan kayboldular ve bir müddet hiç ses çıkmadı. Ben de filmi yapmayacaklarını düşündüm açıkçası. Sonra 2014 yazında tekrar aradılar ve ben de rolü kabul ettim.

KE-Paranormal Activity gibi bir korku filmi serisinde oynamak nasıl bir duygu? Teklif geldiğinde neler hissettiniz?

DG- Paranormal Activity dünyasının bir parçası olmak gerçekten heyecan vericiydi. İlk film çok radikal adeta çığır açan bir filmdi, bu yüzden bu seriye dahil olmak müthiş bir şey.

KE- Paranormal Activity görünmeyen varlıkları anlattığından dolayı fazlasıyla ürkütücü bir film serisi. Ve her film bir öncekine göre daha fazla korkutuyor. Paranormal Activity: The Ghost Dimension'ı önceki filmlerle kıyasladığınızda ne gibi farklılıklar var?

CM- Aslında bu film ve diğerleri arasında bir sürü benzerlik var, ama bu filmde benim oynadığım karakterin bodrumda bulduğu özel kamerayla bütün olanları görüyorsunuz. Ayrıca bana göre, bu film diğerlerinden daha keyifli. 

DG- Paranormal Activity : The Ghost Dimension serideki diğer filmlere göre çok daha iddialı bir film. Sadece filmin 3D olması değil aynı zamanda "aktvite" yi de gösteriyoruz ki bu daha önce hiç yapılmamış bir şey.

KE- Paranormal Activity serisi The Ghost Dimension ile sonlanmalı mı yoksa devam etmeli mi? Bir korku filminin seriye dönüşerek fazla uzatılması sizce doğru mu?

CM- Sanırım bitmeli. Seriyi bitirmek ve başka bir işe geçmek  belki daha az" found footage" olabilir. Ama kim bundan altı seri çıkarabileceklerini düşünebilirdi ki ? Tamam ortada bir şey var ama bir tane daha yapmak bence akıllıca bir iş değil. Tamam artık çekin fişi !   

DG- The Ghost Dimension serinin son filmi olarak tasarlandı ve sanırım iyi bir film. 

KE- Bu deneyiminizden sonra başka korku filmlerinde rol almak ister misiniz?

CM-Korkudan uzaklaşmak istiyorum. Daha karmaşık, gerçek adamı oynamak istiyorum. Korku filmlerinde hayatınızı kurtarabilmek için sürekli kaçtığınızdan karakteri ete kemiğe büründürmeye vaktiniz olmaz çoğu zaman. Ama bakalım göreceğiz zaman neler getirecek. "Hayır" oynamam demiyorum daha çok projeye bağlı bir şey aslında.

DG- Başka bir korku filminde yer almak isterim, harika bir tür çünkü. Slasher filmlerini, psikolojik gerilimleri , canavar filmlerini, vs seviyorum aslında liste uzayıp gider. Bir hayalet filmi bile yapmak isterim ama sadece Casper'in tekrarı olursa. 

KE- Korku filmi setinde çalışmak nasıl bir duygu? Başınızdan geçen enteresan bir olay varsa bizimle paylaşır mısınız?

CM- Valla bir kaç haftalık çekimler süresince bütün ev çok karanlıktı ve her yer büyük kara tentelerle kaplanmıştı bu yüzden hep gece gibiydi. Filmin en korkunç bazı sahneleri sabahın 10 unda çekildi ve evin garajında bir adam Ipad’inden bütün evin elektrik hilelerini halletti. 

DG- Paranormal’in found footage stilinden dolayı, kamerayı adeta ele geçirdik ve kendimiz bir sürü sahne çektik. Bu da karanlık ve boş bir evde  oradan oraya koşuşturup hayalet kovalamayı çok daha kolay ve heyecanlı hale getirdi.

KE- İlerde bir korku filmi yönetmeyi düşünür müsünüz? Aklınızdan geçen projeler var mı?

CM -Bir korku-komedi filmi yazıyorum şimdi ve ileride de bir korku filmi yönetmeyi düşünmüyorum. Ben oldukça rahat ve sakin bir adamım. Dünyaya daha fazla korku salmak istemiyorum. Sanırım yeterince var zaten.

DG- Yönetmeyi seviyorum. Benim ve arkadaşlarımın konuşan bir kamyonla ilgili bir film üzerine bazı fikirlerimiz var. Bir üçleme. Gerçekten de şu an için söyleyebileceklerim bu kadar.

KE- Toplam 6 filmden oluşan Türk korku filmi serisi Dabbe'yi izlediniz mi? İzlediyseniz yorumlarınız nelerdir?

CM-Hayır ama araştıracağım !

DG- Dabbe film serisini izlemedim, ama araştıracağım.

KE- En favori 2 korku filminizi nedenleri ile birlikte yazabilir misiniz?

CM- Ooo şimdiye dek bir sürü film izledim, 2 ye indirmek zor. Her nedense atlarla ilgili her film beni ağlatır. Eskiden komediyi severdim ama artık beni güldürmüyorlar çünkü hepsi basmakalıp. Terence Malick ve Stanley Kubrick’i gerçekten çok severim. Ama artık böyle filmler göremiyoruz.Utanç verici bir durum. 

DG- En sevdiğim filmlerden biri The Shining. Kubrick ve Nicholson çok iyiler. Diğer bir favorim ise Three Amigos. 

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

8 Kasım 2015

SPECTRE


“Bond, My name is James Bond”. 53 yıl 24 film. Moneypenny, M ve Q. Özenle seçilmiş Bond kızları. Tam donanımlı arabalar, her işi yapan kol saatleri, micro patlayıcılar ve kameralar. Çalkalanmış asla karıştırılmamış Votka Martini. Her Bond için üretilen açılış parçaları ve mükemmel jenerik. Sıkı bir aksiyon sahnesi içeren başlangıç. İşte Bond filmlerinin unutulmazları.62 yılından günümüze kadar farklı oyuncular hayat verdi Bond karakterine. Bond filmlerini izlemek ayrı bir tutkudur ve çok da keyiflidir, fakat herkese hitap etmeyebilir, çünkü akıl almaz aksiyon sahneleri bazen komedi şeklinde sunulur önünüze. Bond kültürünün içinde espriler ve abartı bolca bulunur. Özellikle Roger Moore ve Pierce Brosnan’lı olan filmlerde sıkça bunlara rastlanır. (Bu arada yazdığım iki oyuncu bana göre, James Bond karakterine en uygun olanları).

Pierce Brosnan’ın ardından gelen kasıntı ve asık suratlı Bond karakterimiz Daniel Craig ile sanki 2000’li yıllarda Bond dünyasında yeni bir dönem başladı. Adeta, o eski bol renkli dönem bitti ve daha oturaklı senaryoların yer aldığı karanlık Bond dönemi başladı. Böylece Batman ve Superman ile başlayan karanlık çağa geçişten Bond’da nasibini almış oldu. Casino Royale ile iyi bir çıkış yapan Daniel Craig’li Bond serüveni, çok iyi eleştiriler almayan Quantum Solace ile devam etti. Ardından Skyfall gibi sağlam bir film geldi ve çok iyi övgüler aldı. Son olarak da 2015’de sıkı bir reklam çalışmasının ardından 007 Spectre ortaya çıktı. Spectre, aslında Dr.No ile başlayan Sean Connery’li Bond filmlerinin 4-5 tanesinde bolca yer almış, dünyayı ele geçirmeye çalışan gizli ve büyük bir teşkilattır. Her ülkeye belli kötü adamlarını yerleştiren Spectre’nin başında genelde karanlık bir silüette elindeki beyaz kedisini seven biri bulunur. Bir türlü başında bulunan bu karanlık şahıs yakalanmaz ama diğer ülkedeki pislik adamları bir şekilde ele geçirilir. Bu defa Spectre’nin ana kaynağını bulmaya kafayı takmış bir James Bond’la karşı karşıya kalıyoruz. M’nin vasiyeti şeklinde sunulan bu görevi takıntı hale getiren Bond, ortadan kaybolarak tek başına puzzle’ın parçalarını birleştirmeye çalışıyor.

Mükemmel bir açılış sahnesi ile başlayan Spectre, Sam Smith’in “Writings on the Wall” parçası eşliğindeki hoş jeneriğinin ardından güzel bir hikaye ile ilerliyor. Gizem yaratan karanlık bir havaya bürünmüş Bond macerası seyirciyi,  “gerçekten bu kadar büyük bir teşkilatı nasıl ortaya çıkaracak ve yok edecek” diye bir beklentiye sokuyor. Sonra neler oluyor, o güzelim senaryo kayboluyor ve film, Bond’un sevimsiz esprileriyle dolu, saçmalayan ve asla tatmin edici olmayan bir aksiyon gösterisine dönüşüyor. Daniel Craig’e zaten espri yapmak pek yakışmıyor adamın tipinin ve kasıntı halinin dışında bir olay bu. O dövüşecek atlayacak, zıplayacak, intikam peşinde koşacak. Sevimli olmak üzerine kurulu bir tiplemeye müsait değil, ki zaten son dönem Bond filmlerinde de bundan oldukça uzak duruluyor. Aslında Bond filmleri bu tip aksiyon sahnelerine müsait, hatta yıllarca daha kötülerini de izledik, hem de ne klişe sahneler yer aldı Bond filmlerinde. Aya giden, tankla şehir trafiğinde gezen, uçurumdan düşen aracın içinde rahatça kavga eden, dev dalgalarda paraşütlü sörf yapan Bond hallerini unutmamak lazım. Bunlar Bond filmlerinin olmazsa olmazı. Yapacak bir şey yok. Fakat Sam Mendes gibi bir yönetmen Skyfall ile ağzımıza bir tutam bal sürdükten sonra, ister istemez Spectre’de aynı kalitede bir senaryo ve aksiyon bekledik.

 ( Yazının bu kısmı biraz Spoiler içerir ). İşte bu yüzden de, “içinde kimse olmayan bir trende geçen dövüş, Bond’un koca teşkilatın içinden tereyağından kıl çeker gibi kaçışı, oldukça başarılı bir oyuncu olan Christoph Waltz’ın kısa sürede harcanması ve yerlerdeki komik sürünme hali, Bond ve Swann ikilisinin patlamadan göremediğimiz bir şekilde sıyrılmaları ve finaldeki helikopter sahnesinin basitliği ” gibi detaylar maalesef gözümüze fazlasıyla batıyor. Bu arada dev cüsseli ve kolay alt edilemeyen kötü karakter Hinx (Dave Batista)’in, eski Bond filmlerindeki Jaws karakteri gibi en azından birkaç film devam etmesini beklerdim. Hinx’de o hava yaratılmıştı sanki. Lea Seydoux’da bana göre şu ana kadarki Bond kızları içinde en vasat olanı. Monica Belluci gibi bir oyuncuya da 148 dakikalık (gereksiz uzun) bir Bond filminde 5 dakika ayırmak sanki biraz ayıp olmuş gibi. Bu arada araba takip sahnesi ve başlangıçtaki helikopter sahnesinin çekim teknikleri ve görselliği oldukça başarılı.

Neyse gündemde yeni bir Bond arayışı var. Umarım yeni bulunan oyuncu ile Bond dünyası eskisi gibi renkli ve daha canlı bir hale gelir. Ian Fleming, esprili, sevimli, yakışıklı, karizma bir karakter yarattı zamanında, karanlık ve kasıntı bir Bond değil. Sonuç olarak her ne olursa olsun sıkı bir Bond fanatiği olarak Forever Bond ve Forever Aston Martin DB5  diyorum.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

BULUT KÖPÜK ile RÖPORTAJ



En sevdiğim tür olan korku filmlerine olan ilgim günden güne artarken, korku sinemasına gönül veren yerli ve yabancı oyuncular ve yönetmenler ile yaptığım röportajlarla daha da keyifli bir hale geliyor. Bu defa konuğum tiyatro ve sinema kökenli bir kariyere sahip olan, Özgür Bakar’ın yönetmenliği yaptığı Deccal filminin oyuncusu Bulut Köpük.

Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.

Bulut Köpük’e, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.



KE- Bize biraz kendinizden ve oyunculuk deneyiminizden bahseder misiniz?

BK- 18.10.1980 Ankara doğumluyum. Oyunculuk hayatıma Ankara Sanat Tiyatrosunda tiyatro eğitimi alarak başladım. Daha sonra İstanbul’daki Türker İnanoğlu’na ait sinema-tv oyunculuğu bölümünü bölüm birincisi olarak bitirdim. Böyle şeyleri belirtmeyi sevmem ama bu sektörde belirtmek gerektiğini söylüyor sektördeki büyüklerimiz.  Ardından ilk kamera deneyimim olan GOMEDA adındaki, Tan Tolga Demirci' ye ait sürreal bir bakış açısına sahip, korku sinemasının 80’ler tadında ( ki en sevdiğim dönemdir ) içinde epik diyaloglar ve sahneler barındıran bir psikolojik korku filminde başrollerden biri olarak kamera karşısına geçtim. Peşinden Didem Erayda’ya ait LODOS adlı, yine epik bir anlatım taşıyan yol filminde 2. başrol şansımı yakaladım. Bunun yanı sıra, birkaç sinema filminde ve tv projelerinde yani dizilerde yer aldım, fakat gerek kişisel sebepler, gerek sektörel sebepler yüzünden uzun soluklu olarak tv ekranlarında olmadım. En son bildiğiniz üzere Özgür Bakar’a ait Deccal filminde başrollerinden biri olan Aslı karakteri ile sinemaseverlerle bir kere daha buluşma fırsatım oldu. Şimdilik bahsedebileceklerim bunlar. Sonraki gelişmelere bakacağız artık, ama tek söyleyebileceğim şey, işimi çok seviyorum. 

KE- Bize biraz Deccal filmindeki Aslı karakterinden bahseder misiniz? Çekimler sırasında zorlandığınız yerler oldu mu?

BK- Aslı, annesi babasından şiddet gören ve kendini sokaklara, dağınık  bir hayatın içine bırakan fakat evden de kopamayan, annesine karşı da sorumluluk taşıdığı için yine bir yerde dur demesi gerektiğinden bu sorumluluğu alt bilincinde taşıyarak yaşayan bir karakter. Aslı aynı zamanda, hayatında kendine yaptığı haksızlıkları ve Duygu’yu koruyup kollayarak kendisine olan borcunu, biraz da olsa ödemenin hazzı ile ona sahip çıkıyor ve en sevdiği hasta tarafını tatmin eden, uç şeyleri de yapma olanağı bulan, maalesef bölünmüş sorunlu bir kişilik ve hiçbir yere aitlik hissi de yok.  İşte bu yüzden de büyük eksiklikler var hayatında. Duygu ile en büyük ortak noktası bu. Büyük bir sevgi duyuyor ona ve tabiî ki Duygu da ona, ama ikisi de bunu birbirlerine bile belli etmemek adına büyük savaş veriyorlar. Taa ki, Deccal’in bu hasta durumu daha da kaotik, korkunç ve kaçınılmaz hallere itmeye başlamasına kadar. Sonra artık hatalar ve hastalıklar değil, bunların nereye bağlandığı ön plana çıkmaya başlıyor sinema perdesinde. 

Zorlandığım yerler oldu sadece setlere uzun süre ara verdiğim için kopmalar yaşadım bu da filmden alakasız tamamen psikolojik ama ÖZGÜR BAKAR sakinliği ile bunu aşmama yardım etti. Oyuncuyu insani zaafları karşısında  koruyan kollayan ve yönlendiren uygun bir forma sokabilen nadir yönetmenlerdendir kendisi tekrardan teşekkür ederim.

KE- Farklı film türlerinde yer aldıktan sonra korku filminde oynamak nasıl bir duygu? Korku filmleri bana sanki diğer film türlerine göre daha zor ve titizlik gerektiren bir oyunculuk gerektiriyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu durumla ilgili?

BK- 3 farklı türde olan filmlerde rol almak tabiî ki de bir oyuncu için fark etmez, profesyonel olarak ve fakat kişisel yatkınlığımız hangi türe uygunsa orda alınan haz ölçüsünde artış olur ve bu da tabiî ki de hem oyuncu hem izleyici için bir artıdır diye düşünüyorum. 


KE- Korku filmlerinde seyirciyi korkutmak için bilgisayarla yapılmış makyajlara ve ses efektlerine fazlasıyla sığınmak sizce doğru mu? İnandırıcılığı yok etmiyor mu?

BK- Elbette ediyor. O efektlerin fazlalaşması, her ne kadar iyi ve başarılı yapılmış olsa bile seyircinin gerçek hayattaki durumuna adapte edemeyince sorun oluyor. Korku filmlerinde verilmek istenen korkutucu unsur ne kadar gerçek dışı da olsa, insan beyninin sanrı ve rüya ölçeğine hitap edebilecek şekilde sunulmalıdır.
          
KE- Deccal’in hikayesi oldukça ürkütücü bir olaya dayanıyor. Her ne kadar rol gereği de olsa canlandırdığınız karakterin yaşantınıza bir süre etkisi oluyordur kesin. Sette ya da daha sonrasında başınıza gelen ilginç veya komik bir anınız var mı?

BK- Şöyle ki, bu soru sizin inanç kavramınıza ve mantık ölçünüze göre değişim gösterir. Örneğin,  rüya içinde rüya görme durumu Wes Craven’in filmlerinde insan beyninin kendi tuzaklarını kendine kurduğunun net bir göstergesidir, eğer dini inanıcınız yüksek ölçüde ise bu sanrıları başka algılar başka yorumlarsınız, mantığınız ağır basarsa da durum yine değişiklik gösterir. Bir de set ortamında bir iş yapıyorsunuz ve sorumluluklarınız var, yani zaten bu direkt bir yabancılaştırma efektidir oyuncunun  üzerinde. Tüm setteki çalışanların olduğu gibi şimdi benim 5 sene kadar önce geçirdiğim bir trafik kazası ve 1 ay yoğun bakımda uyutulduğum bir süre var, ben o süre zarfında birçok rüya gördüm ve DECCAL filminin çekimlerinde de benzer sahnelerim oldu bu tabii ki de iyi bir performans vermemde etkili olmuştur. Fakat içsel olarak da tedirgin ettiği ne kadar sette bile olsak tartışılmaz, çünkü bu bir gerçekliktir, rüyalarımda gerçekti. O dönem rüyalarıma döndüm biraz Wes Craven misali :)


KE- Deccal oldukça güzel eleştiriler almış başarılı ve gerçekçi çekilmiş bir korku filmi. Cinler, hocalar ve ayetlerin dışında daha farklı bir yapıya sahip. Siz ne düşünüyorsunuz Deccal’in hikayesi hakkında? Gerçekten etkileyici mi?

 BK- Deccal, sadece bizim dini inanışımız merceğinde sınırlı kalmış bir senaryoya sahip değil, yani  tüm inanışlarda yer alan insanların hangi coğrafya da olursa olsun temel kaygılarının ve korkularının alt yapısını oluşturan her dini inancı olan insanın hatta olmayanların bile varlığı hakkında tedirgin olduğu büyük bir kehanet. Çünkü inanışı olsun ya da olmasın bu dünyada  yaşayan her insanın aklının aldığı 2 temel gerçeklik var, iyilik ve kötülük. İkisinin de ucu, anlatılırlığı ve sınırı yok. Bu yüzden DECCAL ?? zaten. 
  
KE- Deccal’den sonra sizinle ilgili ne gibi tepkiler geldi? Olumlu ya da olumsuz yorumlar varsa paylaşır mısınız?

BK-  Deccal’den sonra bu işle ilgilenen insanlardan tutun, seyir tarafında olan değerli seyirci kitlemizden de hep çok güzel,  hatta beklentimin üstünde yorumlar aldım tabii ki bu da sadece benim oyunculuk performansımın ötesinde ekip bütünlüğünden kaynaklanır. Şanslıyım ki, hep işinin hakkını veren severek yapan insanlarla çalıştım ve bunun karşılığı da manevi olarak bütün ekibimize yansıdı. Sonrası neyi gösterir bilemem, ama ben bu projede yer almaktan çok memnunum ve yine bir korku filmi olması da  korku sinemasına hayranlığımdan ötürü beni daha da mutlu ediyor. Bu kelimelere dökemeyeceğim bir haz.
     
KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

BK- Şimdi olay, sadece korku filmlerinde patlak vermiş gibi görünse de kendi coğrafyamız dışında olan ve folklorik ezgiler taşımayan hiç bir sanatsal olguya ya da oluşuma karşı ( kendim de dahil ) çok iyilerini gördüğümüz orjinalini bildiğimiz için önyargısız yaklaşamıyoruz. Bu birinci etken; ikinci etken ise, bunun kökeninin en baştaki mercilere dayanması, kendileri de tam anlamıyla bu sektörün içinde baştan  tedirgin yola çıkıyorlar. Folklorik öğelerin dışında kalan her sanat dalına, tüm seçimlerini tamamı ile kaşelenmiş bireylerden kurmak isteyip, aynı zamanda da maddi kaygılar güdüp bütçeyi düşük tutmaya çalışıyorlar. Tabii ki haklılar ama, bu çok eskilerden gelen bir altyapı ister maalesef. Sinema ülkemizde çok geç girilen bir sektör. O yüzden bir kere bizim durduğumuz noktada insanların zamanında büyükbabalarının durduğunu unutuyoruz ki, bunu unutmamak lazım. Hem izleyici, hem oyuncu, hem sinema eleştirmeni uzar gider bu durum. Ben artık insanların deneme yanılma ve bir daha deneme, yani tecrübe yolu ile çok yol aldığını düşünüyorum. Evet, arada birkaç kuşak fark da olsa, bu insanlarda bu sancılı dönemden geçerek geldi geldiği noktaya. Sadece biraz daha korkusuz olmak lazım. İşte o zaman korku filmi çekmek için korku sinemasında yolumuz daha da aydınlık olur. Buna yürekten inanıyorum. Bu dileğim, dediğim gibi folklorik olmayan tüm sanat denemelerimiz için de bakidir.

KE- Yeniden bir korku filminde rol almak ister misiniz?

BK-  Tabiki de isterim. Ben çocukluğumdan beri korku kitaplarına ve filmlerine büyük ilgi duymuşumdur. Belki de korkularım ile dalga geçme alışkanlığım da, bunu kabul edip yüzleşme özelliğimin (yani ruhsal savunma mekanizmamın devreye girme halinin)  bir sonucu olup, buna sempati duymamın, hatta beğenmemin sağlamasıdır. Bu işin psikolojik yönü, ama bir de es geçilmez sanatsal tarafı vardır işin. Gotik diye adlandırılan kısım kendi içinde korku sineması başarılı çekildiğinde çok büyük estetik barındırır, yani ben yine çok konuşurum ama yine de anlatamam o estetiğin büyüsünü. Müzikleri de başarılı yapılırsa o atlanabilir bir uçurumun en ince, en uç noktasındasındır ve çok güzel bir tedirginlik yaşatır :)                          
KE- Korku filmlerine ait  en sevdiğiniz 2 yönetmeni ve 2 filmi nedenleriyle birlikte yazar mısınız?

BK- Bu Soruya sadece adlarını yazarak en güzel cevabı veririm diye düşündüm. Wes Craven ve John Carpenter.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

SİNEM SARIZAYİM & CEMAL BAYKAL ile RÖPORTAJ



CİN KUYUSU filminin yönetmeni Murat Toktamışoğlu ile yaptığımız röportajın ardından, bu defa filmin önemli iki oyuncusu Sinem Sarızayim ve Cemal Baykal ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdim. İki oyuncu da, kendileri ile ilk defa bir röportaj yapıldığı için çok mutlu oldular. Sanırım yeni yeteneklerin de, tanınmış oyuncular kadar değerli olduklarını hatırlayıp, onlarla da röportaj yapmak ve tanıtmak son derece önemli. Sonuçta bir sinema filminde ünlü olsun ya da olmasın herkesin emeği büyük.

Her iki oyuncu da, hem Popüler Sinemada, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendilerine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar

Sinem Sarızayim ve Cemal Baykal’a, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz. 



KE- Kendinizden ve oyunculuk deneyiminizden kısaca bahseder misiniz?

SS- 1987 Mersin doğumlu ve fen lisesi mezunuyum. Oyunculuk her zaman aklimin bir köşesinde vardı. Hatta benden çok çevremdekilerin aklında vardı diyebilirim :) İlkokul yıllarımdan itibaren gerek akrabalarım, gerek arkadaşlarım ve komşularımızdan tutun da, dershanedeki fizik hocama kadar beni tanıyan herkes "kesinlikle tiyatroyla ilgilenmelisin" derlerdi. Çünkü, sürekli taklitler yapan, güldürmeyi seven, esprili biriydim. 6-7 yaşlarındayken "bu çocuk tam bir fırlama" dediklerinde anlamazdım ne demek istediklerini :) Kendimi bildim bileli böyleydim. Tabii taklit yeteneği ve esprili biri olmamla, Tiyatro okumam gerektiğine nasıl karar verdiler,onu onlara sormak lazım :) Bende ancak konservatuar okuduğumda verebildim bunun cevabını kendime. Aslında hiçte alakası olmadığını. İlkokuldayken annemin tiyatro kursuna yazdırmak istediğini de hatırlıyorum mesela. "Utanırım gidemem" demiştim. Simdi utanmadan "ne çok destek oldunuz bana diyorum" gülüşüyoruz. Ailem konusunda çok şanslıyım. Konservatuarda okurken ve sınavlara çalışırken annemin bana ezber yaptırdığını, ilk sahneye çıktığım oyunun dramaturgisi üzerine, ablamla saatlerce çalıştığımızı bilirim. Aile desteğinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hayallerimi gerçekleştirmemde er zaman yanımdalardı Onların desteğiyle kazandım okulu. Sonrasında ise hayalini kurduğum Kenter Tiyatrosunda oynama şansını yakaladım.

CB-1981 Ayvalık doğumluyum lisede elektrik bölümünde okurken tiyatro ve oyunculukla tanıştım. Ankara Sanat tiyatrosunda kursiyerlik yaptım bir dönem. İzmir Kültür Merkezi'nde çalışırken kamera arkasıyla tanıştım. Bir dönem de Tv dizilerinde reji ve cast için çalıştım. Sonra ver elini Dostlar tiyatrosu. 4 sezon Genco Erkal' a ışıkçılık yaptım. Şimdi Kenter Tiyatrosunun ışıkçılığını yapıyorum. Bu arada hep oynamaya çalıştım. Oyuncuları seviyorum. Çırak olmayı da seviyorum.

KE- Cin Kuyusu filmindeki canlandırdığınız karakter hakkında bilgi alabilir miyiz? Çekimler sırasında zorlandığınız yerler oldu mu?

SS- Selma karakterini canlandırıyorum. Başrol deme kısmında henüz utanıp kızarıyorum. Çünkü bu benim ilk sinema filmi deneyimim. Selma karakteri, bir türlü çocuk sahibi olamayan bir kadın. Evlat edindikleri kızı Zeynep'i de çok sevmesine rağmen, kendinden bir parça olan bebeğini doğurma arzusuyla türlü yollara başvurur. Hayatından vazgeçmeyi bile düşünür. Ama Zeynep'ten de vazgeçmez. Tek çözüm yolu olarak da, efsanelerle dolu olan bir köye çocuk sahibi olmak uğruna kocası Cemil ve kızı Zeynep'le  bir hocaya gider. Olaylar tam da köye gittikleri o andan itibaren başlar. Selma karakterini canlandırırken zorlandığım yerler elbette oldu. Özellikle şiveli konuşmaya çalıştığım bazı yerlerde saatlerce güldüğümüz anlar oldu mesela :)) Çünkü ben kendimle çok fazla dalga gecen biriyim. Herşeyin komik olan kısmını çıkarıyorum elimde olmadan. Bazen işin ciddiyetinden  çıkıp set arkasında da o şiveyi sürdürdüğüm zamanlar oluyordu. Tüm set ekibi inanılmaz. Eğlendiğimiz güldüğümüz çok zaman geçirdik. Set arkasından da bir komedi filmi çıkardı aslında. Yorulduğumuzu performansımızın düşeceğini hissettiğimiz yerde, hemen kendimi rahatlatmak için küçük muzurluklar yaparım. Bunun dozu ve insanların bundan rahatsızlık duymaması da en önemlisi tabii. Aslında bu güzel gibi görünse de, konsantre olmam konusunda bazen zorlayabiliyor beni. En çok bu konuda zorlandım aslında. Bir de samanlıkta geçen bir sahnede burnumdan tutun da, kirpiklerime kadar minik böceklerin yürüdüğü bir gün var ki, cümlenin sonunu getiremeyeceğim. Tüylerim diken diken oluyor. Yer yatağında yanıbaşımda öldürülen akrebi saymıyorum bile. Bunlar yaptığımız işin cilveleri, olmazsa olmazları. Hiçte şikayet etmedim. Sonuç olarak dağ başında köyde gecen bir hikaye. Böcek,akrep vs.olmasa saçma olurdu.
CB- Halil adında laneti tanıyan ve ona alışmış bir köylü. Herkes çok kolaylaştırıcıydı sette. Zorlanmaya fırsat kalmadı.

KE-  Cin Kuyusu sanırım ilk sinema filminiz. Tiyatrodan gelen bir oyuncu olarak bir korku filminde oynamak nasıl bir duygu? Korku filmleri bana sanki diğer film türlerine göre daha zor ve titizlik gerektiren bir oyunculuk gerektiriyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu durumla ilgili?

SİNEM SARIZAYİM - Evet ilk sinema filmim. Korku filmi biraz daha titizlik gerektiriyor aslında, çünkü korkuyu karşıya geçirmek daha zordur her zaman. Bir de efekt olmadan, hiçbir öge yokken daha zorlaşıyor herşey. Burada yönetmenin payı çok büyük bence. Murat Toktamışoğlu bu konuda cok esnek bırakıyor oyuncuyu. Buradan da teşekkür etmek isterim kendisine. Daha önce çektiği korku filmlerinden dolayı da deneyimli ve iyi bir yönetmen. Benim ilk korku filmi deneyimim olmasıyla birlikte, İLK film deneyimim Cin Kuyusu.

KE- Cin Kuyusu sanırım ikinci sinema filminiz. Korku filminde oynamak nasıl bir duygu? Korku filmleri bana sanki diğer film türlerine göre daha zor ve titizlik gerektiren bir oyunculuk gerektiriyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu durumla ilgili?

CEMAL BAYKAL - Şerif Gören'in "Ay Bürken Uyuyamam" filmi ilk filmim aslında. Erdem Tepegöz'le Zerre de çalıştık. Murat hocayla da 3 ledik. Korku filmi, fantastik bir deneyimdi ve hayal gücümün sınırlarını genişletmeme yardımcı oldu diyebilirim kısaca.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

SS- Alıştılar ki, günden güne artan bir izletici kitlesi var diye düşünüyorum. Bu da güzel birşey aslında. Zaten gerçek korku filmi tutkunları,Türk-yabancı demeden tüm filmleri takip ediyor bir şekilde. O yüzden belli bir izleyici kitlesi oluyor mutlaka.
CB- Korkmamayı öğreniyoruz sanırım seyirci olarak.

KE- Yeniden bir korku filminde rol almak ister misiniz? Yakın zamanda yeni film projeleriniz var mı?

SS-  Olabilir tabii ki, neden olmasın. Kesin olmamakla birlikte bir film projesi var ama totem yaptım kesinleşene kadar sessizim :)

CB- Teklif gelirse neden olmasın. Netleşmiş bir proje yok şu an için.

KE- Türk Korku sinemasının cinler ve büyülerle dolu dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Farklı konularda korku filmleri çekilecek mi sizce Türkiye’de?

SS- İnançlarımızdan kaynaklı mıdır, bilmiyorum ama genellikle ruhlu, cinli filmlerden daha çok korkuyor insanlar sanırım, bu yüzden çoğunlukla cinli temalı filmler çekiliyor bence. Tabii bu benim varsayımım. Filmin bütçesi ki bence filmin kalitesi ve inandırıcılığı açısından en önemli faktörlerden biri de bu. Ayrıca senaristin hayal gücü gibi birçok faktör de nedenlerin içinde yer alıyor. Mesela psikolojik gerilim türündekiler de çok ilgimi çeker benim. Bu türde şu an yarım kalan bir senaryom bile var. Umarım bir gün bende onu hayata geçirme fırsatı yakalarım.

CB - İyi sıhhatte olsunlar" diyorum öncelikle :) Kültürümüzde malzeme çok aslında. Farklı konularla harmanlanırsa korkuya yeni bir boyut kazandırılabilir belki. 

KE- Korku filmi setinde çalışmak nasıl bir duygu? Başınızdan geçen enteresan bir olay varsa bizimle paylaşır mısınız?

SS- Korku filminde oynamak benim hayallerim arasında vardı aslında. Çünkü korku filmi izlemesini çok seviyorum, ayni zamanda izlerken de çok korkuyorum :) Hep aklıma gelirdi " Bir gün korku filminde oynasam nasıl olur acaba?" diye. Nasıl olduğunu gördüm :) Korkudan lavaboya tek gidemediğimi bilirim :) Başımdan geçen enteresan anılar oldu tabii ki, çok anlatmak istemiyorum. Ama bir gece setten eve  döndüğümde, korkudan odama gidip pijamalarımı giyinemediğim, balkonda sabahladığım bir günü hatırlıyorum mesela. Sadece çekimler değil, insanlar başından geçen,ya da duydukları şehir efsanelerini falan da anlatıyorlar birbirlerine. Ee atmosfer zaten korkunç, herşeyden etkileniyor tabii insan.Bir de eve döndüğünüzde tekseniz, uykusuz kalmak kaçınılmaz oluyor.

CB- Çekimlerin yapıldığı köyde sahne beklerken, Asi Güner ve Emre Korkmaz ile birlikte yürüyüş yaptığımız esnada yaklaşık 400 kiloluk bir manda üzerimize koşmaya başladı ! Neyse ki kaçtık. Buzağısını koruyormuş hayvan, tabii bizim bundan haberimiz yok. Sıyrıklar ve soğuk ter. Filme katkısı olduğunu düşünüyorum. :)

KE- Korku filmleri izlemeyi sever misiniz? Korku filmlerine ait en sevdiğiniz yabancı 2 yönetmeni ve 2 filmi nedenleriyle birlikte yazar mısınız?

SS-  3 tane korku filmini üst üste izleyecek kadar seviyorum evet :) Bu konuda normal olmadığımı söylüyorlar itiraf ediyorum. Düşünsenize 4-5 saat boyunca gerildiğinizi. Zaten, normalde de arkama geçip "bööğğhh" deseler korkan bir insanim ben, birde film izlerken attığım çığlıkları siz düşünün artık. Özellikle korku filmi günleri yapıyoruz arkadaşlarla zaman zaman.
Guillermo Del Toro'yu  ve James Wan'ı başarılı buluyorum.James Wan'ın The Conjuring ve Insidious serisi aklimda kalanlardan bazıları.

CB- Nadiren korku filmi izliyorum. Küçükken Alacakaranlık Kuşağı vardı televizyonda gerilerek izlediğimi hatırlıyorum. Elm Sokağı Kabusları da hala korkutabilir.

 Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

MURAT TOKTAMIŞOĞLU ile RÖPORTAJ



Yerli/ Yabancı korku filmleri yönetmenleri/oyuncuları ile yaptığım röportaj serisinin bu defaki konuğu Cin Kuyusu filminin yönetmeni ve senaristi Murat Toktamışoğlu. Son filmi Cin Kuyusu’nun basın gösterimi sırasında kendisiyle tanışma ve sohbet etme fırsatım oldu. Bugüne kadar çektiği Şeytan-i Racim 2: İfrit, Üç Harfliler 2: Hablis ve Cin Kuyusu filmlerinin aynı zamanda hikayelerini de yazan Murat Toktamışoğlu, aynı zamanda Gen, Şeytan-i Racim ve Üç Harfliler: Marid filmlerinin de senaristi.

Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.

Murat Toktamışoğlu’na, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.


KE- Yeni filminiz Cin Kuyusu’nun tanıtım yazılarında “içinde cin çıkarma ayini olmayan bir Türk korku filmi” diye bir cümle yer alıyor. Seyirciyi baştan uyaralım “yine mi cin çıkarma hikayesi “ demesinler diye bir gönderme gibi sanki. Bu yazının konmasındaki temel neden nedir? Biraz açıklar mısınız?

MT- Son iki yılda üretilen korku filmi sayısı oldukça fazla ve konularını da cin çıkarma, cin çağırma ve büyüden alıyor. Seyirci de doğal olarak her filmde benzer ritüeller ve sahneler görmeye başlayınca bir kopya algısı oluşuyor ve korku etkisi kayboluyor, çünkü benzerini belki daha iyisini,  belki de daha kötüsünü önceki bir filmde izlemiş oluyor. Her korku filminde yeni bir şeyler denemezseniz bir şeyleri arklılaştırmazsanız hem genel korku sinemasında, hem de kendi içinizde tekrar düşüyorsunuz. CİN KUYUSU gerçekten içinde cin çağırma ve cin çıkarma sahnelerinin olmadığı, efektli cinlerin ve yüzlerin olmadığı bir korku filmi. Film baştan sona sizi geren ve ne olduğunu anlamaya çalıştığınız bir hikaye sunuyor. Anadolu inançlarını konu alan ancak onları biraz  farklılaştırmış bir hikayesi var filmin. 

KE- Senaryosunu da yazdığınız Cin Kuyusu, hikayesine ve fragmanına bakıldığında korku ögeleri taşıyan ama aynı zamanda heyecanlı bir gerilim filmi gibi duruyor. Bize biraz filmin hikayesinden bahseder misiniz? Nereden aklınıza geldi böyle bir senaryoyu yazmak? Etkilendiğiniz filmler veya kitaplar oldu mu?

MT- CİN KUYUSU filmi genel itibariyle bir gerilim atmosferi taşıyan bir korku filmi. Arada korku sekansları var. Film hikayesi ve kurgusu ile sizi bir bilinmezin içinde gerçekte ne olduğunu çözmeye​ davet ediyor. Karakterlerle empati kurmanızı ve ortamla daha ​iyi uyum sağlamanızı sağlayacak şekilde bir akış yapmaya çalıştım. Zaten korku filmlerinin en önemli ögesi gerilim atmosferi yaratabilmenizdir, eğer bunu başaramazsanız korku etkisini de sağlayamazsınız. Eninde sonunda korku bir anlık bir duygu ancak gerilim etkisini daha uzun süre koruyor.  Film kız çocuklu bir ailenin yeni bir çocuk sahibi olma ümidi ile bir köydeki efsuncuya yardım için gelmelerini konu alıyor. Ancak bu ziyaret iyi sonuçlar vermiyor ve geçirilen kötü bir kaza sonrası kadın ve çocuk karakterimiz gözlerini bir köy evinde açıyorlar. Sonrasında köyün başından geçen, geçmişte yaşanmış olayların anlatıldığı farklı bir atmosferin içinde kadının kızı ile kurtuluşu ve gerçeği arayışını izleyeceğiz. Hikayede temel halk arasında Alkarısı, Albastı olarak bilinen bir efsanenin temel ögelerini farklılaştırmış bir şekilde kullanmaya çalıştım. Film bir Alkarısı filmi değil, ancak temel hikayede Alkarısı izleri bulabileceğiniz bir film.

KE-  Bu soruyu genel olarak soruyorum. Hem Türk, hem de yabancı korku filmlerini göz önünde bulundurarak cevaplarsanız sevinirim. Korku filmlerinde ses efektlerinin arkasına sığınıp, göz yoran hızlı çekimlerle ve bilgisayarla yapılmış inandırıcılığı pek olmayan makyajlarla seyirciyi korkutmaya çalışmak sizce ne kadar doğru bir iş? Bu konuda neler yapılması gerek doğrusu nedir?

MT- Tüm dünyada gerilim dışındaki korku filmlerinde bu teknikler kullanılıyor.​ Makyaj da efekt de çok önemli. Asıl önemli olan bunları nasıl bir dengede kullandığınız.​ Korkunç yüzlü bakışlı bir karakter için, ki islami korkuda cin ya da içine cin girmiş olan karakterler için görsel anlamda makyaj ve efekt yapmak zorundasınız. Zaten böyle korkunç yüzlü karakterler gerçek hayatta olmayıp, sadece birer fantastik öge oldukları için referans alabileceğiniz bir şey de yok. O nedenle herkes kendi hayal gücü ve bütçesine göre bir şeyler yapmaya çalışıyor. Hiç korkunç makyaj ya da efekt kullanmadan da fantastik bir olguyu gerçek üstü bir olguyu perdeye yansıtmak çok zor. Korku filmi dediğimiz zaman zaten insanın en temel içgüdülerinden birinden söz ediyoruz ve korktuğumuz şeyler bellidir. Karanlık, ani beklemediğimiz ses ve görüntüler bizi anlık korkutur. Neyin ne zaman geleceğini bilirseniz korkmazsınız. İnsanı korkutan yaratığın yüzünün şekli değil aniden ortaya çıkışıdır. Zaten 2-3 kez gösterirseniz daha sonra o yüzün hiç korkutucu etkisi olmayacaktır. Şimdi temel korku nedenlerimizi bildiğimize göre ani çıkışlar yapmadan ses efektlerini ani kullanmadan nasıl korkutabiliriz? Bunun dışındaki her şey gerer insanı, ama korkutmaz gerilirsiniz. Korkutmak için mutlaka beklenmeyen bir an ve yerde beklenmeyen ses ve görselliğin olması lazım. Ancak bunu nasıl farklı denenmemiş şekilde yapabilirim diye kafa yorulabilir. Yoksa yine mi ani ses efektleri ve ani görsel efektlerle korkutmaya çalışmış bir korku filmi eleştirilerine katılmıyorum. Eee nasıl korkacaksın o zaman? Önemli olan o ani ses efekti veya görsel efekt çıktığında korkuyor musun korkmuyor musun? Korkuyorsan doğru yerdedir. Tüm dünya korku sinemasına bakın kullanılan teknikler aynıdır. Zaten korku sineması klişelere dayalı bir sinema türüdür, çünkü insanın en temel klişe duygusuna hitap eder.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

MT- Katılıyorum. Eskiden “Türkler korku filmi çekmesini ​beceremiyorlar” deniliyordu. Zaten konulara çocukluklarından beri yatkınlardı, sonuçta bunları duyup okuyarak büyüyen bir toplumuz. Alıştılar ancak konu islami ögelerde, cin ve büyü de dolandıkça sıkılmaya başlayacaklar. Fakat bu konularda yine üretimler olacak. Yapılan iş farklıysa işleniş farklıysa seyirci​ beğenisini gösterecek. Ben önümüzdeki dönem fantastik korku, psikolojik gerilim gibi türlerin de artacağını düşünüyorum. Şu anda sıkıntı, risk alma olayı, ne yapımcı ne yönetmen islami öge dışına çıkıp yeni bir yol denemeye cesaret edemiyor.

KE- Filmografinize baktığımızda Şeytan-i Racim 2: İfrit ve Üç Harfliler 2: Hablis gibi iki korku filminiz daha bulunuyor. Bu filmlerden gelen tepkiler ve eleştiriler nasıl oldu? Olumsuz gelen yorumlar yeni bir film yapma hevesiniz kırıyor mu, yoksa daha iyisini yapmanız için bir sebep mi yaratıyor?

 ​MT- Şeytan-ı Racim 2 tanıtımsız çıktı. Vizyondan on beş gün önce fragman yayınlandı 105.000 gişe yaptı. Sonuçta iyi bir rakam ama ben filmi içselleştiremedim. Birçok aksaklığa kurban olmuş bir projeydi.​ ​Şimdi 3 üstünde çalışıyorum o daha sağlam bir film olacak. Üç Harfliler 2 ise 168.500 gişe yaptı Ağustos ayında bu da oldukça iyi bir rakam. Film az mekanda geçen bir film olması dışında sağlam bir akışa ve hikayeye sahipti bence. Seyircilerden de bu yönde çok olumlu tepkiler aldık. 2016 Temmuz ayında 3. serisi çekilecek senaryo çalışmaları başladı.​Gelen eleştirileri izlemeye çalışıyorum ancak gerçekten size yön verecek eleştiri bulmak zor ülkemizde ya körü körüne yerin dibine sokuyorlar ya da yersiz bir beğenme oluyor. Ancak bir iki eleştirmenin görüşlerini önemserim Kerem Akça bunların başında gelir. Olumsuz eleştiri bana azim verir, doğrusuna ve iyisine odaklanırım ancak tek başına yönetmen ve senaryo etkili değil bütçesel kısıtlılıklar en önemli etkeni oluşturuyor sinemada. Yapmak istediğiniz bazı şeyleri bütçe nedeniyle yapamıyorsunuz ancak bunu tabi ki eleştiren kişi bilmiyor o önüne sunulan esere göre yorumunu yapıyor haklı olarak. İstediğim gibi bir film çekmek için bu bütçelerin x2 ve çekim süresinin hazırlık süresinin de en az x2 olması lazım.

KE- Türk korku filmlerinde neden hep tanınmamış oyuncular seçiliyor? Bunun filmin gişesi açısından bir sebebi var mı, yoksa tamamen seyirci oyuncuya karşı bir beklentisi olmadan izlesin diye mi?

MT- Çok sorulan bir soru bu. Çünkü oyuncularımız sürekli dizilerde oynuyorlar. Hem de uzun soluklu dizilerde. Orda canlandırdıkları karakterler seyircinin beyninde yer ediniyor siz o oyuncuyu filminizde oynatsanız onu hep canlandırdığı dizi karakteri gibi algılıyorlar ve bu da gerçekçilik duygusunu zedeliyor. Tanınmamış ama iyi oyuncuların performansı korku filminde gerçekçilik ve inandırıcılık açısından daha önemli.​ ​O zaman seyirci hikayenin içine daha kolay girip karakterle empati kurabiliyor.​

KE-  Bir korku filmi yönetmeni olarak ileride ne gibi projeleriniz var? Filmografinizdeki korku filmlerinin arasına (düzgün bir senaryoyla birlikte) sıkı bir gerilim filmi çekmek ister misiniz mesela?
MT- Ben ilk filmim olan GEN'in hem yapımcısı hem de senaristiydim. GEN gibi seri katil konulu psikolojik gerilim çekmeyi istiyorum hazır senaryom da var. Ayrıca bir de komedi filmi projem hazır. Her ikisi için de finansal destek bulursam hayata geçireceğim. Aslında artık cinli film çekmek istemiyorum gerilim ve komedi de ilerlemek en büyük isteğim. ​Bu iki projenin de ses getireceğine inanıyorum.​

KE-  Çektiğiniz korku filmlerinin setlerinde yaşadığınız ilginç ya da komik olaylar olduysa birkaçını bizimle paylaşır mısınız?

MT- Setlerimizde doğaüstü olaylar olmaz. Bizim olanlarında bir PR çalışması olduğuna inanıyorum. Ama korku setlerimizde çok güleriz biz. Eğlenceli esprili geçer. Hatta sahne diyaloglarını değiştirir komedi yaparız. Çok korkutucu bir sahnede karşınıza çıkan cin size öyle bir laf söyler ki gülmekten kramplar girer.​ Yani korkunun komedisini yapıyoruz sette kamera arkalarında.​

KE- Türk korku sinemasında son yıllarda gözle görülür şekilde bir artış var. Arka arkaya korku filmleri çekiliyor. Genelde köylerde anlatılan cinlerle ve büyülerle ilgili hikayelere odaklanılmış durumda. Ve bu kadar hikayeden de farklı filmler yaratmak da büyük bir başarı aslında. Nereye gidiyor Türk korku sineması, görüşlerinizi alabilir miyiz? Bir süre sonra cinlerden kurtulup başka konulara geçebilecek miyiz? Örneğin bir dönem fantastik/korku filmi yapılabilir mi Türkiye’de?

MT- Artık Cin'li hikayelerin dışına çıkma zamanı gelmeye başladı. Klasik temalarla üretim devam edecek ama alt türlerde de ciddi artış olacak korku sinemasında. ​Bu yıldan itibaren farklı konuları daha sık göreceğiz. Tabi gişede hüsran yaratan sonuçlar olursa hızla bir eski noktaya geri çekilme yaşanacaktır.

KE-  Cin Kuyusu, yakın bir tarihte vizyona giriyor? Korku filmlerini dört gözle bekleyen bir seyirci kitlesi olduğunu biliyoruz. Ne gibi mesajlar vermek istersiniz yeni filminizle ilgili? Seyircileri neler bekliyor?

MT- 6 Kasım 20152de vizyondayız. Karşınızda, önünüzde ve arkanızda güçlü yabancı ve yerli yapımların olduğu zor bir dönem.Cem Yılmaz'ın filmi bizden bir hafta sonra giriyor. James Bond giriyor. Bunlar da salon sayınızı ve bu salonlarda kalma sürenizi çok etkiliyor.​ ​Ancak ben türü sevenlerin filmimize sahip çıkacaklarını düşünüyorum. Gitsinler, seyretsinler sonra yorum yapsınlar. Ben gerim gerim gerileceklerini ve filmin finali ile ilgili ciddi tartışmalar yapılacağını düşünüyorum.​

KE-  2015 yılında Cin Kuyusu ile birlikte vizyona toplam 3 korku filminiz girdi. Aynı senede bu kadar çok yapımı peşpeşe vizyona sokmak sizce doğru mu? Plandığınız bir şeyler olması gerek. Bizi biraz bilgilendirir misiniz bu konuda?

MT- Tabi ki  doğru değil ancak farklı zamanlarda çekildi filmler ama vizyonları birbirine yakın oldu. Yılda en fazla 2 korku filmi çekmeli bir yönetmen, hatta o bile fazla.​​ Belki yararı şu oldu seyirci yönetmen olarak beni arka arkaya izleyerek benimle ilgili hızlı bir fikir sahibi olmuştur.​

KE-  Bugüne kadar sizi en çok etkileyen, favoriniz olan 2 yabancı korku filmini yazar mısınız?

MT- Ben çok sık korku filmi seyretmem, çünkü korkuyorum. Kuzuların Sessizliği ( The Silence of the Lambs ) ve Şeytan ( Exorcist )​

 Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.