deccal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deccal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2015

ÖZGÜR BAKAR ile RÖPORTAJ


Korku sinemasına gönül veren yerli/yabancı yönetmenler ve oyuncular ile yaptığım röportajlar serüveni son hızıyla devam ediyor. Yaptığım röportajlarda korku sineması adına, çok farklı düşüncelere sahip olan, bu işi çözmüş ya da yeni çözmeye başlayan, korku filmleri arasına yeni katılmış veya daha deneyimli isimlerle keyifli sohbetler yapıyorum. Bugünku konuğum ise, korku filmi işine kendini adamış, gerçek bir korku filmi izleyicisi ve takipçisi olan Özgür Bakar. Yaptığı tüm filmler, sıkı bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmış ve güzel eleştiriler almış yapımlar.

Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.
Özgür Bakar’a  bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.



KE- Filmografinize baktığımızda çektiğiniz korku filmlerinde, Türk korku sinemasında sıkça rastlanan cinler, hocalar, ayetler gibi ögelerin biraz dışında kalarak daha çok paranormal ve metafizik bağlantılı hikayelere yöneldiniz. Bu kalıpların dışına çıkmak ve farklılık yaratmak nereden aklınıza geldi? Etkilendiğiniz filmler oldu mu?

ÖB- Bir yerlerde farkediliyor olması sevindirici. Çünkü ne yaparsak yapalım “yine mi cin” ön yargısı ile fragmanlarımıza yaklaşılıyor. Cin ve onunla gelen dini motifli korku filmi yapmak gayet mantıklı, fakat bu dünyaya girince beraberinde gelen bir sürü ezoterik bilgiyle karşılaştık. Senaryoları oluşturduğumuz Alper Kıvılcım ile cennete düşmüş gibi olduk. Şimdi bunları mantıklı konseptler içerisinde temalarımıza yedirip görsele dökmeye çalışıyorum. Etkilendiğim filmler de genelde bunları çok iyi kullanmış ağırlıklı olarak hollywood yapımları.


KE-  Deccal filmi diğer filmlerinizden daha farklı bir yapıya sahip. Konusu itibariyle Deccal’in uluslararası standartlarda boy gösterebilecek şekilde tasarlandığını düşünüyorum. Deccal gerçekten korku sineması için sarsıcı ve ürkütücü bir olay, yani iyi bir malzeme. Sizde bu malzemeyi iyi kullandınız ve film gayet başarılı. Bu filmin ortaya çıkışı nasıl oldu?

ÖB- Cin dışında bir şey yaptım ve çok keyif aldım. Buna devam etmek istedim. Fakat dini altyapı atmosferi kurmama çok yardımcı oluyor. Çünkü inançlarla birlikte gelen mekanlar objeler çok derin ve çok renkli. Deccal ile ilgili bir tv programı izlemiştim. Alper'le paylaştım ki kendisi zaten benden daha fazla bilgiye sahipti Deccal hakkında. Ondan öğrendiklerimle birlikte senaryoyu harmanladık. İşin içinde Deccal'in olması diğer dinleri de katmamıza vesile oldu ve film hem görsel olarak hem de anlatım olarak uluslararası bir çizgiye oturdu. Bu sene Toronto Film Festivali'ni 1 hafta ile kaçırdık. Seneye iki filmle birlikte başvurup diğer festivallere yollayacağız.

KE- Devam filmi Deccal 2’nin çekimleri yakın zamanda başlayacak. Bize biraz hikayesi hakkında bilgi verir misiniz? Seyirciyi neler bekliyor Deccal 2’de?

ÖB- Aralık ayı içinde çekimlere başlamak için çalışmalarımız sürüyor. Deccal artık aramızda... Onu doğuran kurban kadınımız Duygu ölmüş. Çocuk yetimhane aracılığı ile bir aileye veriliyor. Sonrasında dehşet kaldığı yerden devam ediyor, çünkü Deccal'in bir yerlerde yaşadığını bilen büyük dinlerin derin yapıları da bebeği ortadan kaldırmak istiyor. Bakalım kim kazanacak?

KE- İlk filminiz Ammar’dan, Deccal’e kadar geçen zamanda neler değişti hayatınızda? Çektiğiniz filmlere gelen tepkiler nasıl oldu? Seyircinin en çok beğendiği ve inanarak izlediği film hangisi sizce?

ÖB- Komedi kökenli bir sinemacı olarak kendimdeki değişime şaşırıyorum. Çünkü gün geçtikçe korku kültürüne derinlemesine girmeye ve bundan zevk almaya başladım. Yaptığım filmler hep daha iyiye gidiyor gibi hissediyorum. Öyle olmazsa zaten çok mutsuz olurum. Fakat seyirci kendi profiline göre seçiyor en sevdiği filmimi. Geçen kendim bir anket yapayım dedim Twitter'da sonuç en sevdikleri Ammar çıktı. Ammar ilk filmim olduğu için bir ruhu var ve hep söylerim Ammar'ın son 20 dakikasını şu anda imkanı yok çekemem diye. Buna rağmen çoğu yerde izlerken gözümü kıstığım hatalarım mevcut. Gel, gör ki en çok onu seviyorlar. Fakat sinefiller Helak'ı çok seviyor mesela. En çok korktukları filmim Azazil. Karışık işler. :)

KE- Bu soruyu genel olarak soruyorum. Hem Türk, hem de yabancı korku filmlerini göz önünde bulundurarak cevaplarsanız sevinirim. Korku filmlerinde ses efektlerinin arkasına sığınıp, göz yoran hızlı çekimlerle ve bilgisayarla yapılmış inandırıcılığı pek olmayan makyajlarla seyirciyi korkutmaya çalışmak sizce ne kadar doğru bir iş? Bu konuda neler yapılması gerek doğrusu nedir?

ÖB- Samimi konuşmak gerekirse tamamı çöp. Bu ciddi anlamda karşılaştığım zaman üzüldüğüm kötü taklitler. Hasan Karacadağ bir stil yakaladı. Kendi yarattığı şeyin dokusunu ve timinglerini çok iyi biliyor. Seversiniz sevmezsiniz ama sonuç aldığı kesin. Ben çok ciddi saygı duyuyorum. Fakat alttan gelen en az 10 ayrı taklit sayabilirim ki,fragmanlarına kadar aynen taklit ediyorlar. Saçma sapan işler. Bu hatta sektörde yol olmaya başladı. Birçok yeni yapımcının da canını yaktılar. Bu kadar kolay olmamalı. Ben şahsen Alper Mestçi ve Hasan Karacadağ dışında kimseyi ciddiye alamıyorum. Hatta hepsini kötü niyetli buluyorum. Mesele, arapça bir isim bulalım sonuna da “cin bilmemnesi” diyelim çakar geçeriz meselesinin ötesinde. Eninde sonunda ciddi paralar harcanıyor. Yazık.

KE- Korku sinemasında The Thing, Evil Dead, Exorcist vb. gibi hala konuşulan ve bu filmlerden türeyen yüzlerce film var. Sadece Türkiye değil birçok ülkede bu filmlerin esintilerini görebiliyoruz. Türk korku filmlerinin (en azından bazılarının) yıllarca konuşulması ve kült bir film haline gelmesi için ne gibi bir yol izlenmeli?

ÖB- Saydığın filmlerden ben de çok etkilenmişimdir bilinçaltımda. Bu biraz üretme duyargasıyla birlikte geliyor bu. Baskın eserler her sanat dalında, altından gelen nesilleri her zaman etkilemiştir. Bunlar da baskın dağıtım ağının ve büyük prodüksiyon olanağının ürünleri. İyi yönetmenlerin ellerinden çıkmış işlere etkilenmemek elde değil Korcan. Kötü bir şey de değil. Çünkü sineması henüz emekleme döneminde olan bir ülkeyiz. Nitelikli bir iş yapmanın, çok fazla cezalandırıldığı bir ülke burası. Fakat elitist bakış açısı zaten burada bıçak sırtı bir yere dayanıyor. Yani bu halk kaliteli işten anlamaz deyip geçmek de yanlış. O yüzden popüler kültürün bize öğrettikleri imgelerle kendi kültürümüzü harmanlayarak bir iş yapmaya çalışıyorum. Kendimce böyle bir çıkış buldum. Hem izleyiciye, hem de sinemanın estetik tarafına dokunmak istiyorum.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

ÖB- Kemik korku seyircisi... ki bu 80.000 kişi filan her koşulda şans veriyor. Bu film iyiyse katlanarak gidiyor. Fakat yukarıda bahsettiğim gibi, zekasına hakaret ettikleri zaman bu geçerli değil. İşini ciddiye alan kişiler, eğer ki izleyiciyle buluşurken, dağıtımcı, yapımcı, sosyal koşulla, vizyon takvimi ile ilgili bir talihsizlik yaşamadıysa mutlaka hak ettiği ilgiyi görüyor. Her zaman söylediğim gibi ağır önyargısı olanlar zaten hiç bir şekilde Türk korku filmlerine sinemada giden kitle değil. Ağzınızla kuş tutsanız da gitmeyecek kişiler.

KE-  Bir korku filmi yönetmeni olarak ileride ne gibi projeleriniz var? “Bu Bir Özgür Bakar Filmi” diyebileceğimiz farklı senaryolar çıkacak mı? Korku sinemasına devam mı, yoksa farklı türlere de geçmeyi düşünüyor musunuz?

ÖB- Korkuyu kendi içinde alt türlere bulaşarak ve yeni denemelerle zenginleştirerek devam etmek istiyorum. Slasher ve Gore tarzı gibi. Uzaylı gerilimi gibi projeler kafamda mevcut. İnşallah kısmet olur.

KE- Son zamanlarda Hollywood filmlerinden çok daha fazla ilgi gören yapımlar ortaya çıkaran İspanyol korku filmleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

ÖB- Muazzam işler. Fakat dediğim gibi bize ulaşıp ses getirdiğini düşünmemizde, doğru dağıtım olanakları da etkili. Biz de artık “Baskın-Karabasan” filmiyle beraber bu kanallara dokunmaya başladık. Türk korku sineması bence uluslararası ölçekte türün meraklılarının seveceği işler çıkarıyor.

KE- Eski dönemde geçen bir korku filmi çekmek ister miydiniz? Mesela Osmanlı döneminde geçen fantastik bir korku filmi gibi ?

ÖB-Tamamı için bir şey diyemem ama Deccal 2, 1666'da geçen bir intro ile açılıyor. Daha sonra film 2016'da devam ediyor. Yani hem dönem, hem bilim kurgu sayılır :)

KE- Çektiğiniz korku filmlerinin setlerinde yaşadığınız ilginç ya da komik olaylar olduysa birkaçını bizimle paylaşır mısınız?

ÖB- İlk filmimde gerçekten hem çok eğleniyor, hem de çok geriliyordum. Çünkü söz verdiğim bütçe ve iş gününde kalmak adına, şimdi düşününce manasız bir hırs yapmıştım. Mezarlık sahnesinde hep yağmur hayal etmiştim. Altını üstünü hesapladık ama hiç bir şekilde yapay yağmurlama için arazöz’e bütçe çıkaramadık. Çok üzüldüm.  Aklımdan tamamen çıkmıştı zaten. 10 gün kadar sonra o sahnenin çekileceği güne geldik. Gece oldu. Kayıt dedik. Yağmur yağdı. Nazar değmesin, kalbim çok temizdir.

KE- Çok korku filmi izler misiniz? Favoriniz olan 3 korku filmini yazar mısınız?

ÖB- Eskiden sinemayı ders alır gibi izlerdim. 2 yıldır bu huyumdan vazgeçtim. Dengeli bir şekilde her türden ve bir izleyici gibi zevk almak için film izler oldum. Kafa boşaltmak için Transformers’da izliyorum. Gerçekten boğazımda biraz sinema tortusu bıraksın diye Tarkovski de izliyorum. Jarmush'dan, Woody Allen'a hiç ayırt etmeksizin iyi kötü her şeyi izlerim. Korku filmi sıralaması yapmak gerçekten çok zor. Dehasına şapka çıkartacağın bir sürü yönetmen varken çok zor. Hitchcock, Polanski, Carpenter, Craven. Yenilerden James Wan. Her türlü seyirciyi koltuğa çivileyen atmosferleri ile insanı büyüleyen ustalar. Bunların filmleri deyip geçeyim.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

8 Kasım 2015

BULUT KÖPÜK ile RÖPORTAJ



En sevdiğim tür olan korku filmlerine olan ilgim günden güne artarken, korku sinemasına gönül veren yerli ve yabancı oyuncular ve yönetmenler ile yaptığım röportajlarla daha da keyifli bir hale geliyor. Bu defa konuğum tiyatro ve sinema kökenli bir kariyere sahip olan, Özgür Bakar’ın yönetmenliği yaptığı Deccal filminin oyuncusu Bulut Köpük.

Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.

Bulut Köpük’e, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.



KE- Bize biraz kendinizden ve oyunculuk deneyiminizden bahseder misiniz?

BK- 18.10.1980 Ankara doğumluyum. Oyunculuk hayatıma Ankara Sanat Tiyatrosunda tiyatro eğitimi alarak başladım. Daha sonra İstanbul’daki Türker İnanoğlu’na ait sinema-tv oyunculuğu bölümünü bölüm birincisi olarak bitirdim. Böyle şeyleri belirtmeyi sevmem ama bu sektörde belirtmek gerektiğini söylüyor sektördeki büyüklerimiz.  Ardından ilk kamera deneyimim olan GOMEDA adındaki, Tan Tolga Demirci' ye ait sürreal bir bakış açısına sahip, korku sinemasının 80’ler tadında ( ki en sevdiğim dönemdir ) içinde epik diyaloglar ve sahneler barındıran bir psikolojik korku filminde başrollerden biri olarak kamera karşısına geçtim. Peşinden Didem Erayda’ya ait LODOS adlı, yine epik bir anlatım taşıyan yol filminde 2. başrol şansımı yakaladım. Bunun yanı sıra, birkaç sinema filminde ve tv projelerinde yani dizilerde yer aldım, fakat gerek kişisel sebepler, gerek sektörel sebepler yüzünden uzun soluklu olarak tv ekranlarında olmadım. En son bildiğiniz üzere Özgür Bakar’a ait Deccal filminde başrollerinden biri olan Aslı karakteri ile sinemaseverlerle bir kere daha buluşma fırsatım oldu. Şimdilik bahsedebileceklerim bunlar. Sonraki gelişmelere bakacağız artık, ama tek söyleyebileceğim şey, işimi çok seviyorum. 

KE- Bize biraz Deccal filmindeki Aslı karakterinden bahseder misiniz? Çekimler sırasında zorlandığınız yerler oldu mu?

BK- Aslı, annesi babasından şiddet gören ve kendini sokaklara, dağınık  bir hayatın içine bırakan fakat evden de kopamayan, annesine karşı da sorumluluk taşıdığı için yine bir yerde dur demesi gerektiğinden bu sorumluluğu alt bilincinde taşıyarak yaşayan bir karakter. Aslı aynı zamanda, hayatında kendine yaptığı haksızlıkları ve Duygu’yu koruyup kollayarak kendisine olan borcunu, biraz da olsa ödemenin hazzı ile ona sahip çıkıyor ve en sevdiği hasta tarafını tatmin eden, uç şeyleri de yapma olanağı bulan, maalesef bölünmüş sorunlu bir kişilik ve hiçbir yere aitlik hissi de yok.  İşte bu yüzden de büyük eksiklikler var hayatında. Duygu ile en büyük ortak noktası bu. Büyük bir sevgi duyuyor ona ve tabiî ki Duygu da ona, ama ikisi de bunu birbirlerine bile belli etmemek adına büyük savaş veriyorlar. Taa ki, Deccal’in bu hasta durumu daha da kaotik, korkunç ve kaçınılmaz hallere itmeye başlamasına kadar. Sonra artık hatalar ve hastalıklar değil, bunların nereye bağlandığı ön plana çıkmaya başlıyor sinema perdesinde. 

Zorlandığım yerler oldu sadece setlere uzun süre ara verdiğim için kopmalar yaşadım bu da filmden alakasız tamamen psikolojik ama ÖZGÜR BAKAR sakinliği ile bunu aşmama yardım etti. Oyuncuyu insani zaafları karşısında  koruyan kollayan ve yönlendiren uygun bir forma sokabilen nadir yönetmenlerdendir kendisi tekrardan teşekkür ederim.

KE- Farklı film türlerinde yer aldıktan sonra korku filminde oynamak nasıl bir duygu? Korku filmleri bana sanki diğer film türlerine göre daha zor ve titizlik gerektiren bir oyunculuk gerektiriyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu durumla ilgili?

BK- 3 farklı türde olan filmlerde rol almak tabiî ki de bir oyuncu için fark etmez, profesyonel olarak ve fakat kişisel yatkınlığımız hangi türe uygunsa orda alınan haz ölçüsünde artış olur ve bu da tabiî ki de hem oyuncu hem izleyici için bir artıdır diye düşünüyorum. 


KE- Korku filmlerinde seyirciyi korkutmak için bilgisayarla yapılmış makyajlara ve ses efektlerine fazlasıyla sığınmak sizce doğru mu? İnandırıcılığı yok etmiyor mu?

BK- Elbette ediyor. O efektlerin fazlalaşması, her ne kadar iyi ve başarılı yapılmış olsa bile seyircinin gerçek hayattaki durumuna adapte edemeyince sorun oluyor. Korku filmlerinde verilmek istenen korkutucu unsur ne kadar gerçek dışı da olsa, insan beyninin sanrı ve rüya ölçeğine hitap edebilecek şekilde sunulmalıdır.
          
KE- Deccal’in hikayesi oldukça ürkütücü bir olaya dayanıyor. Her ne kadar rol gereği de olsa canlandırdığınız karakterin yaşantınıza bir süre etkisi oluyordur kesin. Sette ya da daha sonrasında başınıza gelen ilginç veya komik bir anınız var mı?

BK- Şöyle ki, bu soru sizin inanç kavramınıza ve mantık ölçünüze göre değişim gösterir. Örneğin,  rüya içinde rüya görme durumu Wes Craven’in filmlerinde insan beyninin kendi tuzaklarını kendine kurduğunun net bir göstergesidir, eğer dini inanıcınız yüksek ölçüde ise bu sanrıları başka algılar başka yorumlarsınız, mantığınız ağır basarsa da durum yine değişiklik gösterir. Bir de set ortamında bir iş yapıyorsunuz ve sorumluluklarınız var, yani zaten bu direkt bir yabancılaştırma efektidir oyuncunun  üzerinde. Tüm setteki çalışanların olduğu gibi şimdi benim 5 sene kadar önce geçirdiğim bir trafik kazası ve 1 ay yoğun bakımda uyutulduğum bir süre var, ben o süre zarfında birçok rüya gördüm ve DECCAL filminin çekimlerinde de benzer sahnelerim oldu bu tabii ki de iyi bir performans vermemde etkili olmuştur. Fakat içsel olarak da tedirgin ettiği ne kadar sette bile olsak tartışılmaz, çünkü bu bir gerçekliktir, rüyalarımda gerçekti. O dönem rüyalarıma döndüm biraz Wes Craven misali :)


KE- Deccal oldukça güzel eleştiriler almış başarılı ve gerçekçi çekilmiş bir korku filmi. Cinler, hocalar ve ayetlerin dışında daha farklı bir yapıya sahip. Siz ne düşünüyorsunuz Deccal’in hikayesi hakkında? Gerçekten etkileyici mi?

 BK- Deccal, sadece bizim dini inanışımız merceğinde sınırlı kalmış bir senaryoya sahip değil, yani  tüm inanışlarda yer alan insanların hangi coğrafya da olursa olsun temel kaygılarının ve korkularının alt yapısını oluşturan her dini inancı olan insanın hatta olmayanların bile varlığı hakkında tedirgin olduğu büyük bir kehanet. Çünkü inanışı olsun ya da olmasın bu dünyada  yaşayan her insanın aklının aldığı 2 temel gerçeklik var, iyilik ve kötülük. İkisinin de ucu, anlatılırlığı ve sınırı yok. Bu yüzden DECCAL ?? zaten. 
  
KE- Deccal’den sonra sizinle ilgili ne gibi tepkiler geldi? Olumlu ya da olumsuz yorumlar varsa paylaşır mısınız?

BK-  Deccal’den sonra bu işle ilgilenen insanlardan tutun, seyir tarafında olan değerli seyirci kitlemizden de hep çok güzel,  hatta beklentimin üstünde yorumlar aldım tabii ki bu da sadece benim oyunculuk performansımın ötesinde ekip bütünlüğünden kaynaklanır. Şanslıyım ki, hep işinin hakkını veren severek yapan insanlarla çalıştım ve bunun karşılığı da manevi olarak bütün ekibimize yansıdı. Sonrası neyi gösterir bilemem, ama ben bu projede yer almaktan çok memnunum ve yine bir korku filmi olması da  korku sinemasına hayranlığımdan ötürü beni daha da mutlu ediyor. Bu kelimelere dökemeyeceğim bir haz.
     
KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

BK- Şimdi olay, sadece korku filmlerinde patlak vermiş gibi görünse de kendi coğrafyamız dışında olan ve folklorik ezgiler taşımayan hiç bir sanatsal olguya ya da oluşuma karşı ( kendim de dahil ) çok iyilerini gördüğümüz orjinalini bildiğimiz için önyargısız yaklaşamıyoruz. Bu birinci etken; ikinci etken ise, bunun kökeninin en baştaki mercilere dayanması, kendileri de tam anlamıyla bu sektörün içinde baştan  tedirgin yola çıkıyorlar. Folklorik öğelerin dışında kalan her sanat dalına, tüm seçimlerini tamamı ile kaşelenmiş bireylerden kurmak isteyip, aynı zamanda da maddi kaygılar güdüp bütçeyi düşük tutmaya çalışıyorlar. Tabii ki haklılar ama, bu çok eskilerden gelen bir altyapı ister maalesef. Sinema ülkemizde çok geç girilen bir sektör. O yüzden bir kere bizim durduğumuz noktada insanların zamanında büyükbabalarının durduğunu unutuyoruz ki, bunu unutmamak lazım. Hem izleyici, hem oyuncu, hem sinema eleştirmeni uzar gider bu durum. Ben artık insanların deneme yanılma ve bir daha deneme, yani tecrübe yolu ile çok yol aldığını düşünüyorum. Evet, arada birkaç kuşak fark da olsa, bu insanlarda bu sancılı dönemden geçerek geldi geldiği noktaya. Sadece biraz daha korkusuz olmak lazım. İşte o zaman korku filmi çekmek için korku sinemasında yolumuz daha da aydınlık olur. Buna yürekten inanıyorum. Bu dileğim, dediğim gibi folklorik olmayan tüm sanat denemelerimiz için de bakidir.

KE- Yeniden bir korku filminde rol almak ister misiniz?

BK-  Tabiki de isterim. Ben çocukluğumdan beri korku kitaplarına ve filmlerine büyük ilgi duymuşumdur. Belki de korkularım ile dalga geçme alışkanlığım da, bunu kabul edip yüzleşme özelliğimin (yani ruhsal savunma mekanizmamın devreye girme halinin)  bir sonucu olup, buna sempati duymamın, hatta beğenmemin sağlamasıdır. Bu işin psikolojik yönü, ama bir de es geçilmez sanatsal tarafı vardır işin. Gotik diye adlandırılan kısım kendi içinde korku sineması başarılı çekildiğinde çok büyük estetik barındırır, yani ben yine çok konuşurum ama yine de anlatamam o estetiğin büyüsünü. Müzikleri de başarılı yapılırsa o atlanabilir bir uçurumun en ince, en uç noktasındasındır ve çok güzel bir tedirginlik yaşatır :)                          
KE- Korku filmlerine ait  en sevdiğiniz 2 yönetmeni ve 2 filmi nedenleriyle birlikte yazar mısınız?

BK- Bu Soruya sadece adlarını yazarak en güzel cevabı veririm diye düşündüm. Wes Craven ve John Carpenter.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.