DİZİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DİZİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2016

DAREDEVIL


En sevdiğimiz kanal Netflix, Daredevil’ı aynı gün 13 bölüm birden yayınlayarak iki sezondur tüm Marvel hayranlarını mutlu etmeye devam ediyor. Daha önce Ben Affleck tarafından filmi çekilen Daredevil’ın aldığı olumsuz eleştirilerden sonra karşımıza bu kadar sağlam bir dizinin çıkması herkesi çok sevindirdi.

Daredevil, 1964 yılında Marvel Comics tarafından Stan Lee yönetiminde yayınlanmış bir çizgi-roman. Sadece özel hisleri sayesinde kör olmasına rağmen çok iyi dövüşebilen, abartısız ve sade bir kahraman olan Daredevil,  bu özelliği ile de kendisini Marvel dünyasındaki ultra özel güçlere sahip olan diğer süper kahramanlardan ayırır.

Kahramanımız Matt Murdock, henüz dokuz yaşında geçirdiği radyoaktif bir kaza sonucu gözlerini kaybeder. Boksör olan babası ile beraber yaşayan Matt, yaşadığı bu olaydan sonra kör olmasının aksine, görme duyusu dışındaki diğer tüm duyuları fazlasıyla gelişir. Bu sayede etrafındaki her şeyi çok net duyabilen, hissedebilen ve gözünde canlandırabilen bir yeteneğe sahip olur. Hell’s Kitchen adında suçluların barınağı haline gelmiş bir şehirde yaşayan Matt, babası bir mafya babası olan Kingpin tarafından öldürülünce, suçlara karşı adalet yoluyla mücadele eden bir avukat olmayı tercih eder. Bir yandan avukat olma yolunda ilerlerken bir yandan da, henüz genç yaşında Stick adında yaşlı bir kör tarafından usta dövüş teknikleri öğrenir. Yıllar sonra gündüzleri avukatlık yapan, geceleri ise kendi yöntemleriyle suçluların peşinde koşan bir adalet savaşçısı olur. Önceleri maskeli adam olarak bilinen Matt Murdock, bir süre sonra halk tarafından Daredevil olarak anılmaya başlar. Maskeli olarak suçluların karşısına geçen Matt, dizi boyunca iyi bir kahraman olabilmek için çok fazla kavga ediyor, çok yaralanıyor ve çok çaba gösteriyor.

Dizinin ilk sezonu, New York’da Avengers’ın dahil olduğu savaşın sonrasında geçiyor. Savaş sonrası mafyanın hakimiyetindeki suç ordusu, uyuşturucu ticareti başta olmak üzere tüm pis işlerini Union Allied adındaki bir örgütün adı altında devam ettirmektedir. Şehirde Matt Murdock, Foggy ve Karen’dan oluşan bir avukat grubu ise mafya lideri Wilson Fisk (Kingpin) ve çetesini şehirden söküp atmak için mücadele verir. Matt gruptan, elinden geldiğince Daredevil kimliğini saklayarak geceleri suçlularla savaşmaya devam eder ve asla öldürmeyi seçmez, kim olursa olsun mutlaka yaşaması için bir şans verir. Kahramanın ortaya çıkışına odaklanmış orijin bir hikayeyi anlatan ilk sezonun ardından yayınlanan ikinci sezon ile Daredevil bu defa çıtasını fazlasıyla yükseltiyor.

İkinci sezonda hikayeye katılan Punisher ve Elektra ile dizinin her bölümü ayrı birer film havasında mükemmel ilerliyor. Punisher’ın kartel çetelerini darmadağın etmesi ile başlayan terör, bir süre sonra durulurken, bu defa karşımıza The Hand adındaki yakuzalardan kurulu ninja vâri savaşçıların peşinde olan Elektra çıkıyor. Geçmişte birer sevgili olan Elektra ile Daredevil’ın birlikte, kendilerine özgü taktik ve dövüşleri ile The Hand’i dağıtma çalışmalarını izlemek dizinin en keyifli kısımları. Bir yandan Punisher’ın ortalığı cehenneme dönüştüren adalet arayışı, diğer yandan Elektra’nın The Hand’in peşinden koşması bir yandan da avukat Karen’ın olayları çözmeye çalışırken yarattığı gerilim, kısa zamanda Hell’s Kitchen’da büyük bir kaos yaratıyor. Daredevil ise bu kaosu önlemek için, üstün hisleri ve dövüş yeteneklerini kullanarak her iki tarafın peşinden koşuyor, bolca adamı pataklıyor, dayak yiyor ve çok yoruluyor.

Dizinin yan hikayeleri olarak gözüken Punisher ve Elektra’nın yer aldığı kısımlar, belli yerlerde bölünüyor fakat, o kadar derli toplu bir düzen var ki senaryonun akışında, bu bölünmeler  asla bir karışıklık yaşatmıyor. Dizide her şey olması gerektiği gibi zamanında ilerliyor hiç bir şey hemen anında gerçekleşmiyor. Bölümlerin arasına ustalıkla serpiştirilen flashhbackler sayesinde Punisher ve Elektra’nın geçmişine ait tüm detaylar tamamen izleyiciye sunuluyor ve kesinlikle dizi bittiğinde kafanızda hiç bir soru işareti kalmıyor.
Dizinin sanırım izleyenleri en mutlu eden kısmı da, dövüş sahnelerinin oldukça gerçekçi ve sert olması. Şimdiye kadar hiç bir dizide bu kadar sinema filmi havasını yakalamış bir dövüş kareografisi seyrettiğimizi sanmıyorum. Daredevil’ın karanlık ve dar koridorlarda geçen nefes kesen dövüşleri ise, artık dizinin bir klasiği haline gelmiş durumda. Özellikle ikinci sezonda yaklaşık 3,5 dakika süren koridorda başlayıp, merdivenlerde devam eden Daredevil’ın onlarca adamı yere serdiği sıkı bir dövüş sahnesi yer alıyor. Daredevil’ın, Punisher, Elektra ve Yakuzalarla olan dövüş sahnelerinin uzun ve gösterişli olması, neredeyse bu sezonun her bölümünde aksiyona bolca yer verilmesi ise, dizinin ilk sezonla arasındaki büyük farkı ortaya çıkarıyor.

Daredevil, sadece aksiyondan ibaret değil, karakter odaklı ve dramatik yönleri de ağır basan olgun bir dizi. Ustaca yazılmış diyaloglar, duruşma sahneleri asla seyirciyi sıkmıyor, tam tersine daha da fazla meraklandırıyor. Dizide ayrıca çizgi roman karakterlerine oldukça uygun olan bir cast seçimine de rastlanıyor. Daredevil rolündeki Charlie Cox, gerek süper kahraman gerek avukat rolü için biçilmiş kaftan. Full Metal Jacket’daki sorunlu asker rolüyle hafızalarda yer etmiş olan Vincent D’Onofrio, ilk sezonun en büyük sürprizi. D’Onofrio, geçmişinde sorunlu bir çocukluk geçirmiş olan ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan, oldukça asabi, pislik bir mafya babası rolündeki Wilson Fisk (Kingpin) rolünü başarıyla oynayarak adeta izleyiciyi büyülüyor. Frank Castle, rolüne oldukça yakışan The Walking Dead’den tanıdığımız John Bernthal, sanırım bugüne kadar gördüğümüz en iyi Punisher. Aksiyon sahnelerinin yanı sıra Bernthal, ailesine yapılan katliam sonucu yaşadığı ruhsal çöküşü o kadar güzel canlandırıyor ki, adeta siz de izlerken onunla beraber o dramayı yaşıyorsunuz. G.I.Joe ve Gods of Egypt’de karşımıza çıkan Elektra rolündeki Elodie Yung ise, sağlam dövüş sahnelerinin altından başarıyla kalkıyor ve Daredevil ile uyumu da gayet başarılı.

Dizinin devamlı değişen ve daha da sağlamlaştırılan Daredevil kostümü ise, çizgi-romanları ve filmindekinden farklı olarak tasarlanmış, sert görünümlü ve şık bir dizayn tercih edilmiş. Kostümde, koyu renklerin tercih edilmiş olması, dizinin karanlık ve pastel atmosferine de oldukça uyum sağlıyor.

Dizi, gerek senaryosu, gerek yaratılan karanlık atmosferiyle şu anda yayınlanan diğer süper kahraman dizilerinin çok daha üstünde yer alıyor. Açıkçası dizinin bu kadar temelleri sağlam ve başarılı olması için oyuncular, senaristler ve yönetmen dahil tüm ekibin çok çaba sarf ettiği açıkça görülüyor. Hâlen yayınlanmakta olan çizgi roman uyarlaması dizilerin aksine, içinde mantık hataları olmayan, klişeleşmiş sahnelerle doldurulmamış, devamlı kendini tekrar eden kötü karakterlere yer vermeyen, kalitesiz görsel efektlerle boğulmamış, seviyeli ve sağlam bir dizi olan Daredevil, son zamanlarda yapılmış en iyi Marvel dizisi olarak yerini uzun süre koruyacak gibi duruyor.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

29 Temmuz 2015

STARGATE SG-1 ( Yıldız Geçidi )


Bilim-Kurgu severlerin yıllarca gözdesi olmuş televizyon tarihinin en uzun soluklu yapımı Stargate SG-1, 1994 yapımı Kurt Russel’ın başrolde oynadığı eski mısır tarihine mistik açıdan yaklaşan Stargate (Yıldız Geçidi) filminden  esinlenerek yaratılmış mükemmel bir dizidir. İlk iki sezon bölümlerin normal seyrettiği fakat 3.sezondan sonra kendi içinde ortak bir konuya bağlanıp uçuşa geçmiş olan dizi tam 10 sezon herkesi ekran başına yapıştırmayı başarmıştır. Eski mısır tanrıları ile uzaydaki diğer yaşayan ırkların yaşam biçimlerini araştırmak üzere kurulu bir ekibin maceralarını anlatan Stargate SG-1, 1997-2007 yılları arasından yayınlanmış ve kendisine inanılmaz bir hayran kitlesi yaratmıştır. Halen bu diziyi bilmeyenler ya da  tekrardan hatırlamak isteyenler için bu nostaljik tanıtım yazısı işinize yarayabilir.

Stargate SG-1, nın bu kadar fazla beğenilmesinde içerdiği hikayenin yanı sıra ana karakterlerin de payı oldukça fazla.. Dizinin en kıdemli ve disiplinli askeri olan Albay Jack O’Neill karakterini canlandıran Richard Dean Anderson’ı 80’lerin dizisi MacGyver’dan hatırlıyoruz. Jack, en önemli yerlerde verdiği kritik kararları ve yarattığı esprili ortamları sayesinde dizinin baş kahramanı ve sevilen bir karakteridir.Ekibin ordu subayı ve kadın karakteri  Samantha Carter (Amanda Tapping) feminist ve sevecen hallerinin yanında insancıl tavırlarıyla da ön plana çıkarak kısa sürede dizinin sevilen yüzü haline gelmiştir. Amanda Tapping bu dizide meşhur olduktan sonra Sanctuary adında bir bilim-kurgu / gerilim dizisinde daha uzun süre rol almıştır. Yine dizinin en sempatik karakteri Daniel Jackson (Michael Shanks) ise arkeoloji ve dil bilimi uzmanı olarak tüm gezegenlerdeki keşiflerde yeni uygarlıkların tanınmasında en önemli rolünü üstlenir. Ekibin diğer üyesi, Jaffa ırkından olan Teal’c (Christopher Judge) ise bir tanrı olarak gördüğü Apophis’in eline düşmüş esir durumundayken SG-1 tarafından kurtarılarak takımın arasına katılır. Kısa sürede ekibe ayak uyduran Teal’c gruptaki pek çok şeye karışmaz, espri yapmaz ve çok ciddidir. Teal’c aynı zamanda kendi ırkının hepsinin bedeninde yaşayan Goa’uld parazitine de sahiptir. Neredeyse dizinin tüm sezonları boyunca bol bol karşımıza çıkacak olan Goa’uld’lar hakkında biraz bilgi vermekte fayda var. Goa’uld’lar parazit bir ırk olup çok tehlikelidirler ve ses efektli konuştuklarından kolayca fark edilirler.Larvalar halinde doğarlar ve insanların bedeninde konukçu olarak yerleşirler. Jaffa ırkındakilerin bedeninde yaşayan bu parazitler çıkarıldıkları zaman bedenin ölmesine neden olurlar. Ayrıca  Goa’uld’lar diğer canlı organizmalarla beraber yaşayabilir ve onların bilincini de ele geçirebilirler. Bu yüzden farklı ırklardan elde ettikleri teknoloji sayesinde tüm gezegenleri gezebildikleri gibi, hastalıkları tedavi edebilir, ölüleri diriltebilir ve yüzyıllar boyu hayatta kalabilirler.

Yıldız geçidi içinden geçildiğinde milyonlarca ışık yılı uzağa insanları taşıyan Naguadah adında bir elementten yapılmış üstünde 39 ayrı sembolün bulunduğu bir cihazdır. Geçide girilen 7 adet sembol sayesinde gidilecek gezegene olan yolculuk başlar. Amerikan Hava Kuvvetleri’nin komutası altında bulunan bu geçit sayesinde SG-1 gibi farklı gruplar oluşturularak başka gezegenlere yolculuk yaptırılır. Bu keşif yolculuğunun amacı, yeni ırklar keşfedip onlarla uyum sağlamak ve iyi ilişkiler kurmaktır. Bir dağın eteklerinde kurulu olan bu üssün başında General George Hammond (Don S.Davis) bulunur ve SG-1 ekibi ile de kendisi ilgilenir ve çok iyi anlaşır. Böylesine bir keşfin ekibe ve üsse getirdiği hastalıklar, virüsler ve farklı türden uzaylılar gibi tehlike arz eden pek çok şey de vardır tabii ki. SG-1’ın gezegen keşfinin yanı sıra diğer görevi de Goa’uld’lara karşı her türlü silah donanımına ve bilgiye sahip olmaktır.

10 sezon boyunca  yapılan keşiflerde ve maceralarda Ancients (Kadimler) , Asgard, Furlings, Nox, Tauri , Tok’ra , Tollan , Jaffa , Alterans, Goa’uld , Replicator, Aschen, Unas, Re tu gibi karşımıza farklı birçok ırk çıkar. Bu ırkların ya da uygarlıkların iyi olanları olduğu gibi kötü güçlere sahip olanları da mevcut tabiî ki. Aralarında en önemli yere sahip olan Kadimler normal insan ırkının ilk evrimidir. Zihin okuma, telekinezi gibi büyük yeteneklere sahip olan bu ırk aynı zamanda gezegenler arası yolculuk yapan en büyük ve en hızlı yıldız gemisi Atlantis’in yaratıcısı ve Dron adı verilen silah sisteminin de sahipleridir. Oldukça fazla sayıdaki bu ırklarla ilgili bilgi vermeye başlarsak eger yazı alır başını gider ve yeni izleyecekler için de bir esprisi kalmaz. Diziyi seyrettikçe bu uygarlıkları tanıyıp onlara iç içe olmanız çok daha iyi olacaktır.

Dizinin ayrıca 2008 yapımı Ark of Truth ve Continuum adında 10.sezondan sonrasında yaşananları konu alan iki adet önemli TV filmi de bulunmaktadır. Eğer halen diziye başlamamış olanlar varsa diziyi bitirdikten sonra bu iki filmi seyretmeleri gerekiyor. Ayrıca dizinin getirdiği başarının ardından Stargate Atlantis (2004-2009 yıllarında 5 sezon süren ve SG-1’ın 8.sezonu ile paralel olarak ilerleyen yan dizisi ) ve Stargate Universe (2009-2011-2 Sezon) adında iki adet Stargate temalı dizisi de bulunuyor. Stargate Atlantis’i mutlaka seyretmenizi tavsiye ederim ki zaten SG-1’i izlerken ister istemez Atlantis maceralarına da tanıklık edeceksiniz. SG Universe biraz Stargate havasının dışında kalan vasat bir dizi olduğundan çok fazla tavsiye etmiyorum. İzleyip izlememek tamamen size kalmış. Diğer önemli iki yapımda Stargate sevenler için hazırlanmış belgeseller. İlk belgesel True Sience, Amanda Tapping’in sunumu ile solucan deliği ve zamanda yolculuk üzerine yapılmış farklı teorilere bilimsel açıklamalar getiriyor. 2.belgesel, Behind The Mythology de ise, oyuncular, yapımcılar ve dizinin mitolojik yönden başarısını anlatan uzmanlar ile yapılan söyleşilere yer veriliyor.

Her bölümde alternatif gerçekler, zamanda yolculuk, teknolojik gelişmeler gibi birçok farklı konuya uzanan Stargate SG-1, bugüne kadar bilim-kurgu seven herkes tarafından olumlu eleştiriler almış, seyrettikçe bağımlılık yaratan ve yıllar geçse de defalarca izlemekten asla bıkmayacağınız bir başyapıt. Başlarda klişe giden 40’ar dakikalık sürede her türlü macerayı bir çırpıda tamamlayan bir dizi olarak başlamış, fakat  sezonlar ilerledikçe senaryosu ve kurgusu oturmuş mükemmel bir bilim-kurgu efsanesine dönüşmüştür. Antik mısır uzaylılarıyla devamlı bir mücadele içinde olan SG-1, bizlere farklı kültürlere sahip uygarlıkları anlatan ve hayal gücümüzün sınırlarını zorlayan yarı aksiyon, yarı felsefik  oldukça eğlenceli bir bilim-kurgu dizisidir.

Tüm sezonları bitirdiğinizde çok üzülecek, Jack’in esprilerini ve ekibin arasındaki harika diyalogları özleyecek ve karşınıza çıkan her bilim-kurgu dizisini Stargate SG-1 ile kıyaslayacaksınız ki bu da size maalesef diğer dizilerden fazla zevk almamanıza sebep olacak. İşte bu yüzden birçok SG-1 fanatiği gibi sizde yıllar sonra bu diziyi arşivinizden çıkarıp tekrar tekrar izleyeceksiniz. Yeni başlayacaklara şimdiden ne mutlu diyorum !

Bu Yazım Popüler Sinema'da yayınlanmıştır.

16 Mart 2015

AGENTS OF S.H.I.E.L.D.


Marvel in iki senedir bizi besleyen süper ajanlar dizisi Agents Of Shield tam gaz devam ediyor. Dizi Nick Fury eşliğinde kurulmuş olan SHIELD in başındaki Marvel filmlerinden tanıdığımız Ajan Phil Coulson ve ekibi etrafında dönüyör.Her bölüm filmlerle paralel ilerlerken Shield ajanlarının enteresan güçlere sahip düşmanları nasıl alt ettiklerini görüyoruz. Avengers dan sonra New York da ortaya çıkan süper kahraman şeklindeki kötüler ve normal insanlar arasındaki birçok olayı çözmek üzere kurulan May,Ward,Skye,Fitz ve Jemma dan kurulu ekip daha sonraki bölümlerde yeni ajanların katılmasıyla adeta güçlenerek diziyi mükemmel bir duruma getirdi. Marvel fanatiklerinin şu sıralar çok fazla keyif alarak izlediği dizi başlarda karakterlerin marvel sinematik evreni ile bağlantılı olmaması yüzünden çok eleştirildi. Avengers filminde Loki tarafından Coulson ın ölmesi ve dizide tekrardan canlı olarak nasıl karşımıza çıktığını görmek izleyenleri hayli şaşırttı. Fakat bölümler geçtikçe dizi bizlere ne nasıl nerede şeklindeki tüm sorularımıza mantıklı açıklama getirdi. Avengers in tekrar kurulması için Nick Fury nin Coulson ı nasıl kullandığını ve tüm gerçekleri öğrenmiş olduk. İlk sezonundan ortasından sonra konunun Hydra ya bağlanması ve ekipteki köstebek durumları her bölüme ayrı bir heyecan kattı.
“Thor The Dark World” ve “Captain America : The Winter Soldier” ile bağlantılı olan bölümler ile dizinin çıtası yükseldi. Asgard dan Lady Sif e ,Peggy Carter dan Nick Fury e kadar sinema filmlerinden konuk oyuncuların gözükmesi hayranlarının diziyi daha çok sevmesine neden oldu. Karakterler ve konular her geçen bölümde daha çok olgunlaştı. Akıllara durgunluk veren , seyirciyi merak içinde bırakan bir dizi haline gelen “Agents Of Shield” in “Avengers: Age of Ultron” la bağlantılı olması durumu kesinleşti. Çok iyi planlanmış ve orijinal senaryosu ile bu dizinin ilerde Marvel dünyasında çok konuşulacağı kesin. İkinci sezonda yeni karakterlerin diziye dahil olması ve normal insanların gizemli güçlere sahip olan birer süper kahramana dönüşmesiyle en çok beklenen ve tahmin edilen “Inhumans” olayı gerçek oldu. Tüm fanların hayranlıkla beklediği Marvel evrenindeki süper kahramana benzeyen bir ırk olan Inhumans ların yavaştan ortaya çıkması ve karakterlerin de şekillenmesiyle seyirciler farklı teoriler üretmeye başladı. Seyirciler Coulson tarafından yazılan sayıların ne anlama geldiğini bulmaya çalışırken bir yandan da  Skye ın bir Inhuman olan Quake karakterine nasıl dönüşeceğini düşünür hale geldi. Fakat halen son bölümlerdeki olayların meydana geldiği şehrin Inhumans ların yaşadığı Attilan olup olmadığı kesinleşmiş değil.Bu dakikadan itibaren dört sene sonra filmi gelecek olan Inhumans ların temelleri hazır bu dizi ile atılmışken biraz Inhumans lar hakkında bilgi vermemiz gerek.Çünkü dizinin gelişim sürecinde karşımıza bu ırktaki karakterler bol bol çıkacak .

Inhumans lar ilk kez Marvel evrenine kendi başına bir seri olarak 1975 yılında giriyor. Inhumanslarda iki uzaylı ırk var Kree (Guardians of the Galaxy de gördüğümüz ırk) ler ve Skrull lar. Bu ırklar yıllarca birbirleriyle savaşırlar ve sonunda Kree ler kendilerine bir üs kurarlar. Burada keşfettikleri insan ırkı üzerinde deney yaparak süper askerler yaratmak peşinde olan Kree ler bir süre sonra deneyleri yarım bırakmak zorunda kalırlar. Yarıda bırakılan ırk kendi gelişimlerini sürdürerek Inhumanslar olarak hayatlarını Attilan da sürdürür. Daha sonra  Terrigen adı altında bir dumanın bu ırkın süper güçlere sahip olmasına neden olduğu anlaşılır.Yalnız bazıları bu dumandan kötü etkilenip birer mutant haline dönüşür. Reaksiyon vermeyen ve mükemmel olanların  ise üremesine karar verilir. Mutant geçirenler ise çok farklı şekillerde şehirde gezerler. Inhumansların diziye girmesiyle gerçekten her bölümde ayrı bir heyecan ve merak başladı. Bir sonraki haftayı iple çeken izleyici kitlesi dizilerde ortaya çıkan bazı karakterlerle ilgili yeni dizi projelerini de az çok tahmin eder oldu. Marvel dünyasının dizi sektörüne el atması ve bu dizilerin de filmlerle olan bağlantıları sayesinde çizgi-roman kültüründen gelmiş olan hayranların dışında sadece filmleri izlemiş olan bir kesimin de tetiklendiğini görüyoruz. Sadece çizgi-romanlarda kalmayıp beyazperdeye de Marvel dünyasını taşıyan büyük usta “Stan Lee” ye çok şey borçluyuz.

1 Mart 2015

AGENT CARTER


Marvel dünyayı saran projelerinin yanında filmleri ile de bağlantılar kurarak seyircilerini sevindiren önemli dizi projelerine de el atmıştı.. 2013 de ilk başarılı dizi uyarlaması olan Agents of S.H.I.E.LD ın inanılmaz ilgi görmesi üzerine yakın zamanda Captain America nın spin-off u olarak tasarlanmış olan ikinci dizisi Agent Carter ı ortaya çıkardı. Kesinlikle bu karaktere hayat vermek oldukça mantıklı ve doğru bir işti. Marvel ve ABC nin ortak yapımı olan dizi  Captain America : The First Avenger ın kaldığı yerden yani Steve Rogers ın ölümünün hemen ardından devam ediyor. 1946 yıllında geçen dizide ajan Peggy Carter rolünde Hayley Atwell ve Captain America yı ortaya çıkartan o dönemin icat ustası olan Howard Stark rolünde ise Dominic Cooper yer almakta. Sene 1946. Hayatının aşkını ( Steve Rogers ) kaybettikten sonra Peggy Carter Gizli bir kurum olan SSR ( Stratejik Bilimsel Rezerv) de çalışmaktaktadır. Savaşın bitiminden sonra daha çok erkeklerin bulunduğu bir dönem başlamıştır. Bu da Peggy Carter ın sıradan bir ajan olarak görülmesine ve fazla ilgilenilmemesine rol açar. Bu arada Howard Stark ( Günümüzde Iron Man olarak tanığımız Tony Stark ın babası )için  elindeki  en güçlü silahları yüksek ücret verenlere sattığı yolunda suçlamalar vardır. Bunun üzerine eski dostu olan Peggy den yardım ister ve uşağı Jarvis ( kendisini Iron Man in yardımcısı  yapay zeka olarak biliyoruz) i bunun için görevlendirir. Tipik bir İngiliz kibarı olan Jarvis rolundeki James D’Arcy dizinin en iyi oyuncularından birisi . Peggy karakteri ile olan uyumu adeta bize her bölümde ayrı bir parodi yaşattı. Dizinin neredeyse iki ana karakteri (James D’Arcy ile Hayley Atwell) için bir dip not düşmek gerekirse ; 2007 de Mansfield Park adlı tv dizisinde yine beraber buluşmuşlardı. Yine dizideki diğer bir ağır top One Tree Hill den beri pek ortada olmayan Chad Michael Murray. Oyuncu Peggy nin ukala ve gıcık ekip arkadaşı Jack Thompson rolüyle karşımıza çıkıyor.Dizinin oynadığı her bölümde diğer Marvel filmleri ile bağlantılar vermeye başlaması ile kesinlikle dizinin kalitesinin kat ve kat arttırdığını görmekteyiz. İlk bölümden beri oldukça olumlu eleştiriler alan Agent Carter Ocak 2015 de başlayan ilk sezonunu 24 Şubat ta yayınlanan 8. Bölümle tamamladı. Kesinlikle ağzımıma bir parça bal süren dizinin geleceği hakkında henüz belirlenmiş bir şey yok. Zaten  tek sezon olarak tasarlanmış  dizinin gördüğü yoğun ilgi üzerine yeni sezonunun çekilmesi büyük bir ihtimal olarak gözüküyor. Özellikle final bölümündeki son sahnenin ardından devamının gelme olasılığı çok büyük. 

Dizinin ilerleyen bölümlerinde yer alan Peggy in arkadaşı olarak gözüken baş belası bayan Dottie nin ise ilerde Marvel sinematik evreni ile bağlantılı olması kesin gibi. Kendisinin Leviathan ( küçük yaşta kızlara savaş ve dövüş teknikleri vererek ajan olarak yetiştiren üs ) ajanı ve Black Widow ( Natasha Romanoff u Avenger a dönüştüren program)un önemli bir unsuru olduğu ortada. Ayrıca bu detayların direk Age of Ultron la bağlantısı olabileceği yönünde söylentilerde  yazılmakta . Görüldüğü gibi dizi harika şekilde tasarlanmış bir yapım. Marvel filmlerinin de en güzel yanı bu değil midir zaten ? Her filmin  sonunda gelecek diğer Marvel filmleri ile ilgili acaba ne gibi bağlantı olacak ? Film bittiğinde yazılardan sonra karşımıza ne çıkacak diye bekliyoruz ? Bu gizemi şimdi de dizilerinde kullanan Marvel bu konuda izleycilerinden ve fanlarından tam puan almakta. Dizi tam bir film havasında ilerliyor ve ayrıca Dum Dum Dugan gibi ilk filmde Steve Rogers la birlikte savaşan bazı yan karakterleri de dizide görmek çok keyifli. Dizinin en güzel sürprizlerden birisi de Marvel filmlerinde mutlaka kendisini ufak bir rolde de olsa gösteren  Stan Lee nin gözükmesi.  Dizide kullanılan çekim tekniklerinin mükemmelliği ve koyu rengin hakim olmasından dolayı daha çok puslu gibi gözüken sahnelerin tercih edilmesi size adeta1940 ları yaşatıyor. Şunu kesin söylemek gerekiyor . Agent Carter son zamanlarda Marvel tarafından yapılmış şüphesiz en iyi yapım.