oyuncu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyuncu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2015

ŞEYDA TERZİOĞLU ile RÖPORTAJ



Korku filmleri yönetmenleri/oyuncuları ile başladığım röportaj maceramın bu seferki  konuğu, Türk korku sinemasında iyi bir yer edinen Siccin serisinin oyuncusu Şeyda Terzioğlu. Kendisi ile Cihangir’de buluşarak keyifli bir söyleşi yaptık. Şeyda Terzioğlu, sinema, dizi sektöründe yer alan bir oyuncu ve aynı zamanda bir tiyatrocu.
Kendisi hem Popüler Sinemada, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.

Şeyda Terzioğlu’na bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.


KE- Bize kısaca kendinizden ve oyunculuk kariyerinizden bahseder misiniz?
ŞT- Ben yaşama sevincini çok küçük yaşlarda tiyatroda bulmuş ve hayatını bu yolda devam ettirmeye çalışan bir oyuncuyum. Müjdat gezen konservatuarı tiyatro bölümü mezunuyum. 2005 yılından beri her yıl yeni bir tiyatroda sahneye çıkıyorum. 2009’ dan bu yana da sinema filmlerinde oynuyorum. Kariyerim tiyatro ve sinema merkezli ilerliyor.

KE- Oynadığınız farklı film türlerinden sonra korku sinemasına geçiş nasıl oldu? Korku sinemasına karşı olan ilginiz nereden geliyor?

ŞT-  ıkçası planlanmış bir şey değildi. Çok ufak yaşlarda babamla beraber korku filmi izlerdim. Babamın ilgi alanıdır aslında. Muhteşem Film’de bana böyle bir teklifte bulundu ve ilk filmlerinde oynadıktan sonar, ikinci filmlerinde ise başrolü teslim ettiler bende keyifle oynadım.

KE- Siccin 1’de Nilay ve Siccin 2’de ise Hicran karakterlerini canlandırdınız. Bu karakterlerle sizin aranızda benzer durumlar söz konusu mu? Zorlandığınız yerler oldu mu?

ŞT- Siccin1’de arkadaşını önemsediği için isteksiz de olsa hocaya büyü yaptırmaya giden sonra ise cinin musallat olduğu bir kızı canlandırıyordum. Yapılan makyajla macrup olmak insanın ruh halini değiştiriyor, güzel  bir deneyimdi. Fakat Siccin 2 de oynadığım Hicran karakteri benim için çok özel bir roldü. Ailesi için mücadele eden ,temiz kalpli ve ailesine yapılan büyülerden dolayı oğlunu ve eşini kaybeden, olayların gizemini çözmeye çalışan özel bir karakter. Hicran karakterinin modern hali olduğumu itiraf edebilirim.

KE- Korku filmi setlerinde kesinlikle ilginç olaylar yaşanır. Başınıza gelen enteresan anılarınız var mı?

ŞT- Sette değil, fakat senaryoyu okumaya başladıktan sonra, çekimlerin son gününe kadar belirli aralıklarla karabasanlar tarafından rahatsız edildim.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara? 

ŞT-  Alışmak değil bu aslında, yönetmenlerin ve senaristlerin kendini geliştirmesiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Seyirci beğendikçe de yapımcılar bu işlere daha fazla ödenek ayırmaya başlıyor ve ortaya daha kaliteli işler çıkıyor. Böyle olunca da seyirciler daha fazla tatmin oluyor tabiiki.

KE- Türk Korku sinemasının cinler ve büyülerle dolu dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Farklı konularda korku filmleri çekilecek mi sizce Türkiye’de?

ŞT- Türkiye’de gizemli ve ürkütücü bir durum bu. O nedenle de ilgi çekiyor. Ama ilgi çekiyor diye de herkes cinli filmler çekmeye başladı. Bu da seyirciyi bir sure sonar sıkmaya başlayacaktır diye düşünüyorum. Artık değiştirilmeli ve kolaya kaçılmayıp daha yaratıcı korku senaryoları çıkmalı.

KE- Korku sinemasına devam etmek ister misiniz? Yakın zamanda yeni projeleriniz var mı?

ŞT- ıkçası iki korku filmi teklifi aldım, fakat kabul etmedim. Ben sadece korku filminde oynamayı tercih eden bir oyuncu değilim. Pencerenin açılmasını istiyorum. Fakat kaliteli ve yaratıcı bir korku senaryosu gelirse neden olmasın? Yeter ki bana farklı bir deneyim yaşatsın.

KE- Yurtdışında tiyatrolarda korku veya gerilim içerikli oyunlar sergileniyor. Tiyatro kökenli bir oyuncu olarak, sizce Türkiye’de korku ya da gerilim içeren bir oyun sergilenme şansı var mı? Olursa ilgi görür mü?

ŞT- Neden olmasın,çok mantıklı ve yapılmalı. Tiyatro konusunda kendimizi gittikçe aşıyoruz ve yenilikçiyiz. İlgi göreceğini düşünüyorum. Şimdi korku evleri çıktı ve müthiş ilgi var. Tiyatroda da aynı ilgiyi görür diye düşünüyorum
.
KE- Korku filmleri izlemeyi sever misiniz? Korku filmlerine ait en sevdiğiniz yabancı 2 yönetmeni ve 2 filmi nedenleriyle birlikte yazar mısınız? 

ŞT-  Aslında korku filmi meraklısı biri değilim. Ama üç tane korku filminde oynadığım için son iki yıldır çok fazla korku filmi izledim. Çok etkilendiğim bir film var o da; Andrej Zulawski yönetmenliğindeki Possession 1981 filmidir ve olağanüstü güzeldir. Oyunculuklar ve senaryo, farklı bir kafanın ellerinden çıkmış diye düşünüyorum. Keşke çekilebilse ve ben oynasam, hayran kaldığım bir film oldu. Diğeri ise, Alejandro Amenabar yönetmenliğindeki The Others filmidir. Nicole Kidman’ın performansını beğendiğim için aklımda kalan bir filmdir.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

8 Kasım 2015

BULUT KÖPÜK ile RÖPORTAJ



En sevdiğim tür olan korku filmlerine olan ilgim günden güne artarken, korku sinemasına gönül veren yerli ve yabancı oyuncular ve yönetmenler ile yaptığım röportajlarla daha da keyifli bir hale geliyor. Bu defa konuğum tiyatro ve sinema kökenli bir kariyere sahip olan, Özgür Bakar’ın yönetmenliği yaptığı Deccal filminin oyuncusu Bulut Köpük.

Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.

Bulut Köpük’e, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.



KE- Bize biraz kendinizden ve oyunculuk deneyiminizden bahseder misiniz?

BK- 18.10.1980 Ankara doğumluyum. Oyunculuk hayatıma Ankara Sanat Tiyatrosunda tiyatro eğitimi alarak başladım. Daha sonra İstanbul’daki Türker İnanoğlu’na ait sinema-tv oyunculuğu bölümünü bölüm birincisi olarak bitirdim. Böyle şeyleri belirtmeyi sevmem ama bu sektörde belirtmek gerektiğini söylüyor sektördeki büyüklerimiz.  Ardından ilk kamera deneyimim olan GOMEDA adındaki, Tan Tolga Demirci' ye ait sürreal bir bakış açısına sahip, korku sinemasının 80’ler tadında ( ki en sevdiğim dönemdir ) içinde epik diyaloglar ve sahneler barındıran bir psikolojik korku filminde başrollerden biri olarak kamera karşısına geçtim. Peşinden Didem Erayda’ya ait LODOS adlı, yine epik bir anlatım taşıyan yol filminde 2. başrol şansımı yakaladım. Bunun yanı sıra, birkaç sinema filminde ve tv projelerinde yani dizilerde yer aldım, fakat gerek kişisel sebepler, gerek sektörel sebepler yüzünden uzun soluklu olarak tv ekranlarında olmadım. En son bildiğiniz üzere Özgür Bakar’a ait Deccal filminde başrollerinden biri olan Aslı karakteri ile sinemaseverlerle bir kere daha buluşma fırsatım oldu. Şimdilik bahsedebileceklerim bunlar. Sonraki gelişmelere bakacağız artık, ama tek söyleyebileceğim şey, işimi çok seviyorum. 

KE- Bize biraz Deccal filmindeki Aslı karakterinden bahseder misiniz? Çekimler sırasında zorlandığınız yerler oldu mu?

BK- Aslı, annesi babasından şiddet gören ve kendini sokaklara, dağınık  bir hayatın içine bırakan fakat evden de kopamayan, annesine karşı da sorumluluk taşıdığı için yine bir yerde dur demesi gerektiğinden bu sorumluluğu alt bilincinde taşıyarak yaşayan bir karakter. Aslı aynı zamanda, hayatında kendine yaptığı haksızlıkları ve Duygu’yu koruyup kollayarak kendisine olan borcunu, biraz da olsa ödemenin hazzı ile ona sahip çıkıyor ve en sevdiği hasta tarafını tatmin eden, uç şeyleri de yapma olanağı bulan, maalesef bölünmüş sorunlu bir kişilik ve hiçbir yere aitlik hissi de yok.  İşte bu yüzden de büyük eksiklikler var hayatında. Duygu ile en büyük ortak noktası bu. Büyük bir sevgi duyuyor ona ve tabiî ki Duygu da ona, ama ikisi de bunu birbirlerine bile belli etmemek adına büyük savaş veriyorlar. Taa ki, Deccal’in bu hasta durumu daha da kaotik, korkunç ve kaçınılmaz hallere itmeye başlamasına kadar. Sonra artık hatalar ve hastalıklar değil, bunların nereye bağlandığı ön plana çıkmaya başlıyor sinema perdesinde. 

Zorlandığım yerler oldu sadece setlere uzun süre ara verdiğim için kopmalar yaşadım bu da filmden alakasız tamamen psikolojik ama ÖZGÜR BAKAR sakinliği ile bunu aşmama yardım etti. Oyuncuyu insani zaafları karşısında  koruyan kollayan ve yönlendiren uygun bir forma sokabilen nadir yönetmenlerdendir kendisi tekrardan teşekkür ederim.

KE- Farklı film türlerinde yer aldıktan sonra korku filminde oynamak nasıl bir duygu? Korku filmleri bana sanki diğer film türlerine göre daha zor ve titizlik gerektiren bir oyunculuk gerektiriyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu durumla ilgili?

BK- 3 farklı türde olan filmlerde rol almak tabiî ki de bir oyuncu için fark etmez, profesyonel olarak ve fakat kişisel yatkınlığımız hangi türe uygunsa orda alınan haz ölçüsünde artış olur ve bu da tabiî ki de hem oyuncu hem izleyici için bir artıdır diye düşünüyorum. 


KE- Korku filmlerinde seyirciyi korkutmak için bilgisayarla yapılmış makyajlara ve ses efektlerine fazlasıyla sığınmak sizce doğru mu? İnandırıcılığı yok etmiyor mu?

BK- Elbette ediyor. O efektlerin fazlalaşması, her ne kadar iyi ve başarılı yapılmış olsa bile seyircinin gerçek hayattaki durumuna adapte edemeyince sorun oluyor. Korku filmlerinde verilmek istenen korkutucu unsur ne kadar gerçek dışı da olsa, insan beyninin sanrı ve rüya ölçeğine hitap edebilecek şekilde sunulmalıdır.
          
KE- Deccal’in hikayesi oldukça ürkütücü bir olaya dayanıyor. Her ne kadar rol gereği de olsa canlandırdığınız karakterin yaşantınıza bir süre etkisi oluyordur kesin. Sette ya da daha sonrasında başınıza gelen ilginç veya komik bir anınız var mı?

BK- Şöyle ki, bu soru sizin inanç kavramınıza ve mantık ölçünüze göre değişim gösterir. Örneğin,  rüya içinde rüya görme durumu Wes Craven’in filmlerinde insan beyninin kendi tuzaklarını kendine kurduğunun net bir göstergesidir, eğer dini inanıcınız yüksek ölçüde ise bu sanrıları başka algılar başka yorumlarsınız, mantığınız ağır basarsa da durum yine değişiklik gösterir. Bir de set ortamında bir iş yapıyorsunuz ve sorumluluklarınız var, yani zaten bu direkt bir yabancılaştırma efektidir oyuncunun  üzerinde. Tüm setteki çalışanların olduğu gibi şimdi benim 5 sene kadar önce geçirdiğim bir trafik kazası ve 1 ay yoğun bakımda uyutulduğum bir süre var, ben o süre zarfında birçok rüya gördüm ve DECCAL filminin çekimlerinde de benzer sahnelerim oldu bu tabii ki de iyi bir performans vermemde etkili olmuştur. Fakat içsel olarak da tedirgin ettiği ne kadar sette bile olsak tartışılmaz, çünkü bu bir gerçekliktir, rüyalarımda gerçekti. O dönem rüyalarıma döndüm biraz Wes Craven misali :)


KE- Deccal oldukça güzel eleştiriler almış başarılı ve gerçekçi çekilmiş bir korku filmi. Cinler, hocalar ve ayetlerin dışında daha farklı bir yapıya sahip. Siz ne düşünüyorsunuz Deccal’in hikayesi hakkında? Gerçekten etkileyici mi?

 BK- Deccal, sadece bizim dini inanışımız merceğinde sınırlı kalmış bir senaryoya sahip değil, yani  tüm inanışlarda yer alan insanların hangi coğrafya da olursa olsun temel kaygılarının ve korkularının alt yapısını oluşturan her dini inancı olan insanın hatta olmayanların bile varlığı hakkında tedirgin olduğu büyük bir kehanet. Çünkü inanışı olsun ya da olmasın bu dünyada  yaşayan her insanın aklının aldığı 2 temel gerçeklik var, iyilik ve kötülük. İkisinin de ucu, anlatılırlığı ve sınırı yok. Bu yüzden DECCAL ?? zaten. 
  
KE- Deccal’den sonra sizinle ilgili ne gibi tepkiler geldi? Olumlu ya da olumsuz yorumlar varsa paylaşır mısınız?

BK-  Deccal’den sonra bu işle ilgilenen insanlardan tutun, seyir tarafında olan değerli seyirci kitlemizden de hep çok güzel,  hatta beklentimin üstünde yorumlar aldım tabii ki bu da sadece benim oyunculuk performansımın ötesinde ekip bütünlüğünden kaynaklanır. Şanslıyım ki, hep işinin hakkını veren severek yapan insanlarla çalıştım ve bunun karşılığı da manevi olarak bütün ekibimize yansıdı. Sonrası neyi gösterir bilemem, ama ben bu projede yer almaktan çok memnunum ve yine bir korku filmi olması da  korku sinemasına hayranlığımdan ötürü beni daha da mutlu ediyor. Bu kelimelere dökemeyeceğim bir haz.
     
KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

BK- Şimdi olay, sadece korku filmlerinde patlak vermiş gibi görünse de kendi coğrafyamız dışında olan ve folklorik ezgiler taşımayan hiç bir sanatsal olguya ya da oluşuma karşı ( kendim de dahil ) çok iyilerini gördüğümüz orjinalini bildiğimiz için önyargısız yaklaşamıyoruz. Bu birinci etken; ikinci etken ise, bunun kökeninin en baştaki mercilere dayanması, kendileri de tam anlamıyla bu sektörün içinde baştan  tedirgin yola çıkıyorlar. Folklorik öğelerin dışında kalan her sanat dalına, tüm seçimlerini tamamı ile kaşelenmiş bireylerden kurmak isteyip, aynı zamanda da maddi kaygılar güdüp bütçeyi düşük tutmaya çalışıyorlar. Tabii ki haklılar ama, bu çok eskilerden gelen bir altyapı ister maalesef. Sinema ülkemizde çok geç girilen bir sektör. O yüzden bir kere bizim durduğumuz noktada insanların zamanında büyükbabalarının durduğunu unutuyoruz ki, bunu unutmamak lazım. Hem izleyici, hem oyuncu, hem sinema eleştirmeni uzar gider bu durum. Ben artık insanların deneme yanılma ve bir daha deneme, yani tecrübe yolu ile çok yol aldığını düşünüyorum. Evet, arada birkaç kuşak fark da olsa, bu insanlarda bu sancılı dönemden geçerek geldi geldiği noktaya. Sadece biraz daha korkusuz olmak lazım. İşte o zaman korku filmi çekmek için korku sinemasında yolumuz daha da aydınlık olur. Buna yürekten inanıyorum. Bu dileğim, dediğim gibi folklorik olmayan tüm sanat denemelerimiz için de bakidir.

KE- Yeniden bir korku filminde rol almak ister misiniz?

BK-  Tabiki de isterim. Ben çocukluğumdan beri korku kitaplarına ve filmlerine büyük ilgi duymuşumdur. Belki de korkularım ile dalga geçme alışkanlığım da, bunu kabul edip yüzleşme özelliğimin (yani ruhsal savunma mekanizmamın devreye girme halinin)  bir sonucu olup, buna sempati duymamın, hatta beğenmemin sağlamasıdır. Bu işin psikolojik yönü, ama bir de es geçilmez sanatsal tarafı vardır işin. Gotik diye adlandırılan kısım kendi içinde korku sineması başarılı çekildiğinde çok büyük estetik barındırır, yani ben yine çok konuşurum ama yine de anlatamam o estetiğin büyüsünü. Müzikleri de başarılı yapılırsa o atlanabilir bir uçurumun en ince, en uç noktasındasındır ve çok güzel bir tedirginlik yaşatır :)                          
KE- Korku filmlerine ait  en sevdiğiniz 2 yönetmeni ve 2 filmi nedenleriyle birlikte yazar mısınız?

BK- Bu Soruya sadece adlarını yazarak en güzel cevabı veririm diye düşündüm. Wes Craven ve John Carpenter.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

SİNEM SARIZAYİM & CEMAL BAYKAL ile RÖPORTAJ



CİN KUYUSU filminin yönetmeni Murat Toktamışoğlu ile yaptığımız röportajın ardından, bu defa filmin önemli iki oyuncusu Sinem Sarızayim ve Cemal Baykal ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdim. İki oyuncu da, kendileri ile ilk defa bir röportaj yapıldığı için çok mutlu oldular. Sanırım yeni yeteneklerin de, tanınmış oyuncular kadar değerli olduklarını hatırlayıp, onlarla da röportaj yapmak ve tanıtmak son derece önemli. Sonuçta bir sinema filminde ünlü olsun ya da olmasın herkesin emeği büyük.

Her iki oyuncu da, hem Popüler Sinemada, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendilerine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar

Sinem Sarızayim ve Cemal Baykal’a, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz. 



KE- Kendinizden ve oyunculuk deneyiminizden kısaca bahseder misiniz?

SS- 1987 Mersin doğumlu ve fen lisesi mezunuyum. Oyunculuk her zaman aklimin bir köşesinde vardı. Hatta benden çok çevremdekilerin aklında vardı diyebilirim :) İlkokul yıllarımdan itibaren gerek akrabalarım, gerek arkadaşlarım ve komşularımızdan tutun da, dershanedeki fizik hocama kadar beni tanıyan herkes "kesinlikle tiyatroyla ilgilenmelisin" derlerdi. Çünkü, sürekli taklitler yapan, güldürmeyi seven, esprili biriydim. 6-7 yaşlarındayken "bu çocuk tam bir fırlama" dediklerinde anlamazdım ne demek istediklerini :) Kendimi bildim bileli böyleydim. Tabii taklit yeteneği ve esprili biri olmamla, Tiyatro okumam gerektiğine nasıl karar verdiler,onu onlara sormak lazım :) Bende ancak konservatuar okuduğumda verebildim bunun cevabını kendime. Aslında hiçte alakası olmadığını. İlkokuldayken annemin tiyatro kursuna yazdırmak istediğini de hatırlıyorum mesela. "Utanırım gidemem" demiştim. Simdi utanmadan "ne çok destek oldunuz bana diyorum" gülüşüyoruz. Ailem konusunda çok şanslıyım. Konservatuarda okurken ve sınavlara çalışırken annemin bana ezber yaptırdığını, ilk sahneye çıktığım oyunun dramaturgisi üzerine, ablamla saatlerce çalıştığımızı bilirim. Aile desteğinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hayallerimi gerçekleştirmemde er zaman yanımdalardı Onların desteğiyle kazandım okulu. Sonrasında ise hayalini kurduğum Kenter Tiyatrosunda oynama şansını yakaladım.

CB-1981 Ayvalık doğumluyum lisede elektrik bölümünde okurken tiyatro ve oyunculukla tanıştım. Ankara Sanat tiyatrosunda kursiyerlik yaptım bir dönem. İzmir Kültür Merkezi'nde çalışırken kamera arkasıyla tanıştım. Bir dönem de Tv dizilerinde reji ve cast için çalıştım. Sonra ver elini Dostlar tiyatrosu. 4 sezon Genco Erkal' a ışıkçılık yaptım. Şimdi Kenter Tiyatrosunun ışıkçılığını yapıyorum. Bu arada hep oynamaya çalıştım. Oyuncuları seviyorum. Çırak olmayı da seviyorum.

KE- Cin Kuyusu filmindeki canlandırdığınız karakter hakkında bilgi alabilir miyiz? Çekimler sırasında zorlandığınız yerler oldu mu?

SS- Selma karakterini canlandırıyorum. Başrol deme kısmında henüz utanıp kızarıyorum. Çünkü bu benim ilk sinema filmi deneyimim. Selma karakteri, bir türlü çocuk sahibi olamayan bir kadın. Evlat edindikleri kızı Zeynep'i de çok sevmesine rağmen, kendinden bir parça olan bebeğini doğurma arzusuyla türlü yollara başvurur. Hayatından vazgeçmeyi bile düşünür. Ama Zeynep'ten de vazgeçmez. Tek çözüm yolu olarak da, efsanelerle dolu olan bir köye çocuk sahibi olmak uğruna kocası Cemil ve kızı Zeynep'le  bir hocaya gider. Olaylar tam da köye gittikleri o andan itibaren başlar. Selma karakterini canlandırırken zorlandığım yerler elbette oldu. Özellikle şiveli konuşmaya çalıştığım bazı yerlerde saatlerce güldüğümüz anlar oldu mesela :)) Çünkü ben kendimle çok fazla dalga gecen biriyim. Herşeyin komik olan kısmını çıkarıyorum elimde olmadan. Bazen işin ciddiyetinden  çıkıp set arkasında da o şiveyi sürdürdüğüm zamanlar oluyordu. Tüm set ekibi inanılmaz. Eğlendiğimiz güldüğümüz çok zaman geçirdik. Set arkasından da bir komedi filmi çıkardı aslında. Yorulduğumuzu performansımızın düşeceğini hissettiğimiz yerde, hemen kendimi rahatlatmak için küçük muzurluklar yaparım. Bunun dozu ve insanların bundan rahatsızlık duymaması da en önemlisi tabii. Aslında bu güzel gibi görünse de, konsantre olmam konusunda bazen zorlayabiliyor beni. En çok bu konuda zorlandım aslında. Bir de samanlıkta geçen bir sahnede burnumdan tutun da, kirpiklerime kadar minik böceklerin yürüdüğü bir gün var ki, cümlenin sonunu getiremeyeceğim. Tüylerim diken diken oluyor. Yer yatağında yanıbaşımda öldürülen akrebi saymıyorum bile. Bunlar yaptığımız işin cilveleri, olmazsa olmazları. Hiçte şikayet etmedim. Sonuç olarak dağ başında köyde gecen bir hikaye. Böcek,akrep vs.olmasa saçma olurdu.
CB- Halil adında laneti tanıyan ve ona alışmış bir köylü. Herkes çok kolaylaştırıcıydı sette. Zorlanmaya fırsat kalmadı.

KE-  Cin Kuyusu sanırım ilk sinema filminiz. Tiyatrodan gelen bir oyuncu olarak bir korku filminde oynamak nasıl bir duygu? Korku filmleri bana sanki diğer film türlerine göre daha zor ve titizlik gerektiren bir oyunculuk gerektiriyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu durumla ilgili?

SİNEM SARIZAYİM - Evet ilk sinema filmim. Korku filmi biraz daha titizlik gerektiriyor aslında, çünkü korkuyu karşıya geçirmek daha zordur her zaman. Bir de efekt olmadan, hiçbir öge yokken daha zorlaşıyor herşey. Burada yönetmenin payı çok büyük bence. Murat Toktamışoğlu bu konuda cok esnek bırakıyor oyuncuyu. Buradan da teşekkür etmek isterim kendisine. Daha önce çektiği korku filmlerinden dolayı da deneyimli ve iyi bir yönetmen. Benim ilk korku filmi deneyimim olmasıyla birlikte, İLK film deneyimim Cin Kuyusu.

KE- Cin Kuyusu sanırım ikinci sinema filminiz. Korku filminde oynamak nasıl bir duygu? Korku filmleri bana sanki diğer film türlerine göre daha zor ve titizlik gerektiren bir oyunculuk gerektiriyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu durumla ilgili?

CEMAL BAYKAL - Şerif Gören'in "Ay Bürken Uyuyamam" filmi ilk filmim aslında. Erdem Tepegöz'le Zerre de çalıştık. Murat hocayla da 3 ledik. Korku filmi, fantastik bir deneyimdi ve hayal gücümün sınırlarını genişletmeme yardımcı oldu diyebilirim kısaca.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

SS- Alıştılar ki, günden güne artan bir izletici kitlesi var diye düşünüyorum. Bu da güzel birşey aslında. Zaten gerçek korku filmi tutkunları,Türk-yabancı demeden tüm filmleri takip ediyor bir şekilde. O yüzden belli bir izleyici kitlesi oluyor mutlaka.
CB- Korkmamayı öğreniyoruz sanırım seyirci olarak.

KE- Yeniden bir korku filminde rol almak ister misiniz? Yakın zamanda yeni film projeleriniz var mı?

SS-  Olabilir tabii ki, neden olmasın. Kesin olmamakla birlikte bir film projesi var ama totem yaptım kesinleşene kadar sessizim :)

CB- Teklif gelirse neden olmasın. Netleşmiş bir proje yok şu an için.

KE- Türk Korku sinemasının cinler ve büyülerle dolu dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Farklı konularda korku filmleri çekilecek mi sizce Türkiye’de?

SS- İnançlarımızdan kaynaklı mıdır, bilmiyorum ama genellikle ruhlu, cinli filmlerden daha çok korkuyor insanlar sanırım, bu yüzden çoğunlukla cinli temalı filmler çekiliyor bence. Tabii bu benim varsayımım. Filmin bütçesi ki bence filmin kalitesi ve inandırıcılığı açısından en önemli faktörlerden biri de bu. Ayrıca senaristin hayal gücü gibi birçok faktör de nedenlerin içinde yer alıyor. Mesela psikolojik gerilim türündekiler de çok ilgimi çeker benim. Bu türde şu an yarım kalan bir senaryom bile var. Umarım bir gün bende onu hayata geçirme fırsatı yakalarım.

CB - İyi sıhhatte olsunlar" diyorum öncelikle :) Kültürümüzde malzeme çok aslında. Farklı konularla harmanlanırsa korkuya yeni bir boyut kazandırılabilir belki. 

KE- Korku filmi setinde çalışmak nasıl bir duygu? Başınızdan geçen enteresan bir olay varsa bizimle paylaşır mısınız?

SS- Korku filminde oynamak benim hayallerim arasında vardı aslında. Çünkü korku filmi izlemesini çok seviyorum, ayni zamanda izlerken de çok korkuyorum :) Hep aklıma gelirdi " Bir gün korku filminde oynasam nasıl olur acaba?" diye. Nasıl olduğunu gördüm :) Korkudan lavaboya tek gidemediğimi bilirim :) Başımdan geçen enteresan anılar oldu tabii ki, çok anlatmak istemiyorum. Ama bir gece setten eve  döndüğümde, korkudan odama gidip pijamalarımı giyinemediğim, balkonda sabahladığım bir günü hatırlıyorum mesela. Sadece çekimler değil, insanlar başından geçen,ya da duydukları şehir efsanelerini falan da anlatıyorlar birbirlerine. Ee atmosfer zaten korkunç, herşeyden etkileniyor tabii insan.Bir de eve döndüğünüzde tekseniz, uykusuz kalmak kaçınılmaz oluyor.

CB- Çekimlerin yapıldığı köyde sahne beklerken, Asi Güner ve Emre Korkmaz ile birlikte yürüyüş yaptığımız esnada yaklaşık 400 kiloluk bir manda üzerimize koşmaya başladı ! Neyse ki kaçtık. Buzağısını koruyormuş hayvan, tabii bizim bundan haberimiz yok. Sıyrıklar ve soğuk ter. Filme katkısı olduğunu düşünüyorum. :)

KE- Korku filmleri izlemeyi sever misiniz? Korku filmlerine ait en sevdiğiniz yabancı 2 yönetmeni ve 2 filmi nedenleriyle birlikte yazar mısınız?

SS-  3 tane korku filmini üst üste izleyecek kadar seviyorum evet :) Bu konuda normal olmadığımı söylüyorlar itiraf ediyorum. Düşünsenize 4-5 saat boyunca gerildiğinizi. Zaten, normalde de arkama geçip "bööğğhh" deseler korkan bir insanim ben, birde film izlerken attığım çığlıkları siz düşünün artık. Özellikle korku filmi günleri yapıyoruz arkadaşlarla zaman zaman.
Guillermo Del Toro'yu  ve James Wan'ı başarılı buluyorum.James Wan'ın The Conjuring ve Insidious serisi aklimda kalanlardan bazıları.

CB- Nadiren korku filmi izliyorum. Küçükken Alacakaranlık Kuşağı vardı televizyonda gerilerek izlediğimi hatırlıyorum. Elm Sokağı Kabusları da hala korkutabilir.

 Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.