türk korku filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk korku filmleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2015

ALPER MESTÇİ ile RÖPORTAJ


Korku filmlerine olan ilgim sayesinde başlamış, bulunduğum röportajlar serisi hız kesmeden devam ediyor. Bu defaki konuğum, Türk korku sinemasına kazandırdığı kaliteli filmlerle tanıdığımız olan Alper Mestçi.  Kendisi ile yakın zamanda Ataşehir’de bir mekanda buluşup uzun uzun korku filmleri üzerine sohbet ettik. Mestçi, komediden gelen bir  yönetmen olmasına rağmen, korku filmlerine olan ilgisini yönetmenlik deneyimiyle birleştirerek Siccin gibi başarılı bir seriyi ortaya çıkardı. Efektleri ve hikayesi ile çok sevilen Siccin, Türk korku filmi sevenlerden de tam not aldı.

Hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları cevaplayan Alper Mestçi’ye bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.

KE- Siccin 2 ile Yaz aylarının en iyi açılışı ve seyircisi sayısı bakımından iyi bir başarı elde ettiniz. Gelen olumlu tepkilerin ardından elde ettiğiniz bu başarınızın devamını yakın bir tarihte New York’ta sürdürdünüz. Farklı ülkelerden gelen birçok korku fanatiği Siccin 2’yi izleme fırsatı buldu. 4. Uluslararası İthaca Fantastik Film Festivali’nde dünya promiyerini yapan Siccin 2’nin bu gurur verici başarı öyküsünden bize biraz bahseder misiniz? Neler hissediyorsunuz?

Alper M. – Herhangi bir festivale başvurmadığımız halde sadece fragmanı görerek filmi istediler, New York’ta bir festivale katılmak hoşumuza gitti tabii ki. Ayrıca Ithaca’da bu yıl Andrzej Zulawski'nin Possession’u, Takashi Miike’nin Audition’u ve Anders Thomas Jensen’in Men and Chicken’i de gösterildi. Çok sevdiğim bu filmlerle aynı festivalde olmak beni çok mutlu etti açıkçası. Possession ise, korku filmlerini bana sevdiren ve korku filmi çekmeme neden olan filmlerden biridir.

KE- Musallat ile başlayan filmografinize baktığımızda aralarda komedi filmlerine de rastlıyoruz. Komediden korku sinemasına geçiş nasıl oldu? Bundan sonraki projelerinizde de yine bir korku, bir komedi filmi şeklinde mi ilerleyeceksiniz, yoksa korku sinemasına daha mı ağırlık vereceksiniz?

Alper M. - Komedi türünde filmler yapmış olmamın en büyük nedeni televizyonda yıllarca komedi işleri yapmış olmamdan kaynaklanıyor. (Şok, Dikkat Şahan Çıkabilir, Zaga vs..) Korku filmlerim komedilerden daha çok gişe yaptı zaten. Korku sineması yönetmen sinemasıdır, komedide ise oyuncunun gişesi öne çıkar. Yani komedi filmlerinin yönetmenlerini pek tanımayız, komedyenin gişesi varsa kimin çektiğinin pek önemi yoktur. Tabii ki daha zor olan, çok fazla emek gerektiren korkuyu tercih ediyorum. Ama sanırım önümüzdeki yıllarda bir psikolojik dram çekeceğim.

KE-  Siccin 3 ile ilgili çalışmalarınız var mı? Varsa kısaca bahseder misiniz?

Alper M. – Evet var ama sürpriz. Siccin 3 çok acayip bir film olacak!

KE- Siccin ile ilgili “Büyü haramdır” diye bir sloganınız var. Türkiye’de büyüye inanan ve büyü yapan kişilerin fazla sayıda olduğu bir gerçek. Büyü yaparak para kazanan kişilerden, filmi izleyenlerden veya çevrenizden bu sloganla ilgili ters tepkiler aldınız mı?

Alper M. - Büyü antik çağlardan beri var olan bir şey. Günümüzde de hala çok fazla yapılıyor. Dolayısıyla büyü var, yapılıyor ve öyle ya da böyle insanların hayatlarını etkiliyor. Yaptıran kişinin de etkiliyor, kendisine büyü yapıldığını bir şekilde öğrenen kişinin de. Büyünün tutup tutmaması çok daha derin bir konu ama büyünün varlığından haberdar olmak bile insan psikolojisini etkiliyor. Ve bu etkiler ne yazık ki hep negatif yönde oluyor. İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik'te büyü yasaklanmıştır. Slogan yüzünden henüz ters bir tepki almadım. Büyü yapanlar ya da yaptıranlar da bunun kötü bir şey olduğunu biliyor zaten.

KE- Doğaüstü varlıklar ve büyüler ile ilgili bildiğiniz her detayı korku filmine uygulamak çok kolay olmasa gerek. Bu konular ile ilgili ne gibi araştırmalar yaptınız? Çektiğiniz filmlerde, etkilediğiniz ya da örnek aldığınız yabancı korku filmleri oldu mu?

Alper M. – Bu yıl 5. korku filmimi çektim. Ve artık insanlar beni başkalarına anlatamayacakları korkularını, yaşadıkları tuhaf olayları güvenle paylaşabilecekleri biri olarak görüyor sanırım... Yaşanmış ya da yaşanmış olduğu iddia edilen bir çok hikaye ulaşıyor elime maille. Sohbetlerde de ilginç şeyler anlatıyorlar, başkalarının kendilerine inanmayacaklarından korktukları şeyleri paylaşabiliyorlar. Haliyle fantezi kurmak yerine anlatılanlardan yola çıkmak daha etkileyici ve doğru geliyor bana. Ama tabii ki anlatılan 3 dakikalık bir olay film yapmaya yetmiyor. Üzerine başka hikayeler ve hayal gücüyle destek yapmak gerekiyor. Doğaüstü olaylar konusunda alim oldum artık :)

KE- Bu soruyu genel olarak soruyorum. Hem Türk, hem de yabancı korku filmlerini göz önünde bulundurarak cevaplarsanız sevinirim. Korku filmlerinde ses efektlerinin arkasına sığınıp, göz yoran hızlı çekimlerle ve bilgisayarla yapılmış inandırıcılığı pek olmayan makyajlarla seyirciyi korkutmaya çalışmak sizce ne kadar doğru bir iş? Bu konuda neler yapılması gerek doğrusu nedir?

Alper M. – Doğru olmadığını izleyici rakamları gösteriyor zaten. Hikaye olmadan korku filmi yapanlar gişede hüsrana uğruyor. Öncellikle iyi bir hikaye olmalı, ardından hikayeye göre korku sahneleri tasarlanmalı. Zoru ve doğrusu bu... “300 bin lira harcayalım çekelim, 100 bin gişe yaparsa kârdayız” mantığı ile filmler yapılıyor. E haliyle de batıyorlar. Birileri "en kötü korku filmi bile 100 bin yapar" diye bir yalan uydurmuş, birçok yapımcı-yönetmen de bu yalana inanmış durumda. Gişe rakamlarına baktığınızda ise Türk korku filmlerinin yüzde 80’i zarar ediyor ya da ancak maliyetini çıkartabiliyor. Bu oran genel olarak Türk sineması için de geçerli zaten. Yani korku, komedi ya da dram hepsinde aynı risk var. 1-2 yıl içinde denge sağlanacak ve Türk korku filmlerinin sayısı azalacak. Şu an için bir zamanlar her mahallede açılan simit sarayları ve cep telefonculardan pek farklı görmüyorum herkesin korku filmi çekme çabasını. Başka filmlerden çalıntı sahnelerle korku filmi yapmak pek işlemiyor. Zira korku filmi izleyicisi sevdiği türe en hakim izleyicidir. Korku filmlerini 'trash metal'e benzetiyorum ben. Dinleyicisi azdır ama diğer türlerle kıyas kabul etmez.

KE- Korku sinemasında The Thing, Evil Dead, Exorcist vb. gibi hala konuşulan ve bu filmlerden türeyen yüzlerce film var. Sadece Türkiye değil birçok ülkede bu filmlerin esintilerini görebiliyoruz. Türk korku filmlerinin (en azından bazılarının) yıllarca konuşulması ve kült bir film haline gelmesi için ne gibi bir yol izlenmeli?

Alper M. – Korku sineması genelde klişeler üzerine kuruludur. Fakat şu an klişe dediğimiz sahneler ya da fikirler ilk kez kullanıldığında klişe değildi. Eğer film içinde ileride klişe olabilecek sahneler veya fikirler barındırıyorsa bence başarılıdır. Bu da oldukça zor. Kendi filmlerimden örnekle Musallat’taki 'leğendeki çocuk’, Siccin’deki ‘çorba ile intihar’ ve ’tuvalete ekmek doğrama’, Siccin 2’deki ‘dolaptaki cinler’ ve ’sessizlik sonrası çarpılma’ sahneleri üzerinde çok düşündüğümüz özgün sahnelerdir. Tahmin edilmesi kolay, klişeleşmiş korkutma unsurlarını pek tercih etmiyorum. İzleyicilerimin yabancı korku filmlerindekilerden çok farklı ve gerçekçi bir şekilde korku deneyimi yaşadıklarını düşünüyorum.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

Alper M. – Alışmadılar, sadece iyi olanlar izleniyor. Genel olarak 'yine mi cin?’ diye bir eleştiri ile karşılaşıyoruz. Ben paranormal hikayeleri seviyorum ve paranormal bir hikaye anlatacaksam da kültürel faktörlere dikkat etmem gerekiyor. Türk insanı inanmadığı şeyi izlemeyi sevmiyor. Bilim-kurgu, polisiye ve aksiyon izlenmemesinin nedeni de bu. Korku aslında fantastik bir tür olmasına rağmen halk arasında anlatılan inandırıcı hikayeler üzerine kurulunca izleniyor. Musallat ya da Siccin’deki cinleri değiştirip hayalet yapsam filmlerin yapısı bozulmaz. Sadece gişesi düşer. Ne yazık bizim sektördeki korku filmi yönetmenlerinin de çoğu bunu anlayamadı henüz. Onlarca korku filmi yapıldı ve cinler hepsinde başka bir şekilde anlatıldı. Yani dünya korku sinemasından çok farklı şeyler yapmıyoruz. Exorcist'de de anlatılan şeytan, Şeytanın Avukatı'nda da anlatılan şeytan. Fakat iki şeytan arasında büyük fark var. Filmde cin var diye filmlerin aynı olması gerekmiyor. Amerika'da 'niye hep süper kahraman filmi?' diye soruyorlar mı? :)

KE- İlk filminizden bugüne kadar çektiğiniz filmlere gelen tepkiler nasıl oldu? Seyircinin en çok beğendiği ve inanarak izlediği film hangisi sizce?
Alper M. - Musallat çok beğenildi ve aradan 8 yıl geçtiği için kült oldu. Siccin henüz 1 yıllık bir film olduğu halde Musallat kadar konuşuldu, beğenildi ve kısa sürede marka oldu. Siccin 2 korku dozu en yüksek filmim oldu. Ama Siccin 3 kesinlikle en büyük filmim olacak. Ben detaylara çok takıntılı biriyim. En çok da filmin kurgu aşamasında detaycı oluyorum sanırım, çünkü kurguda artık dış etkenler azalmış oluyor. Çekimdeki oyuncunun performansı, hava şartları, teknik sorunlar bir şekilde atlatılmış oluyor. Elinizdeki malzemeyi en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceğinize kafa yoruyorsunuz. Ancak her aşamada benimle aynı detaycılığı gösteren, film neyi gerektiriyorsa prodüksiyon anlamında onu sağlamak için uğraşan Muhteşem Tözüm gibi bir yapımcıyla çalışıyor olmak büyük şans. Aslında Siccin serisindeki en büyük şansım müthiş bir ekiple çalışıyor olmam. Ersan Özer, Melodi Tözüm, Okan Sarul, Efe Hızır, Alev Ünal, İlona Levi, Erhan Güler… Gerçekten müthiş bir ekibiz.

KE-  Korku filmi setlerinde makyajlar, efektler, dekorlar vs derken ürkütücü bir ortam yaratıldığı kesin. Şu ana kadar çektiğiniz filmlerin setlerinde başınıza gelen en ilginç anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Alper M. – Her sette ilginç olaylar ve aksilikler yaşanıyor ama film korku filmi olunca ‘acaba?’ diyoruz. Bunu tanıtım, reklam malzemesi yapmanın doğru bir şey olduğuna inanmıyorum ama korku filmleri bu yorumlara daha açık. Bir ay boyunca settesiniz ve 90-100 kişi çalışıyorsunuz. Bir kazanın yaşanmaması mümkün değil. Yaralanmalar ve kazalar her sette oluyor. 'Paranormal olaylar oldu mu?' diye soruyorsanız, çok yoruma açık. Örneğin sete ziyarete gelen bir arkadaşım eve döndüğünde banyosunda küvette çırpınan iki tane karga bulmuş. Apartman boşluğuna bakan camdan girmiş kargalar ve deli gibi bağırıp duruyorlarmış küvette. Korkunç bir durum. Ama o arkadaşım bizim sete gelmeseydi o kargalar oraya girerler miydi bilemiyorum. Kelebek etkisi :)

KE- Çok korku filmi izler misiniz? Favoriniz olan 3 korku filmini yazar mısınız?

Alper M. – Korku filmlerine ilgim 80'lerde 'videocu' diye tabir edilen dükkanlardan, oradan kiralanan Betamax ve Vhs kasetlerden geliyor sanırım. O dönemde özellikle 60'ların ve 70'lerin karanlık atmosferli korkuları (Repulsion, The Wicker Man vs..) beni çok etkilemişti. Sadece korku değil genel olarak çok fazla film izliyorum. Özellikle Kuzey Avrupa sineması favorim. Hepsi korku sayılmasa da sıralamam şöyle:1) Possession - Andrzej Zulawski (1981)- 2) Repulsion - Roman Polanski (1965)- 3) Don’t Look Now - Nicolas Roeg (1973)- 4) Calvaire - Fabrice Du Welz (2004)- 5) Caché - Michael Haneke (2005)

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

14 Aralık 2015

ALPER KIVILCIM ile RÖPORTAJ



Korku sineması üzerine yaptığım röportajların bu defaki konuğu, Türk korku sinemasının birçok filmine senaryo yazmış ve ilk defa “Gassal” filmi ile yönetmenliğe geçen Alper Kıvılcım. Yönetmenlikten daha çok korku hikayeleri yazmayı seven Alper Kıvılcım ile Kanyon’da buluşup kahve eşliğinde hem kendi hikayeleri ve projeleri, hem de korku sineması üzerine uzun uzun sohbet ettik. Daha çok Özgür Bakar filmlerine yazdığı senaryoları ile ön planda olan Alper, Özgür ile de çok iyi bir uyum içinde çalışarak güzel bir ekip oluşturmuşlar. Halen de, birlikte korku sinemasına çok değişik yapımlar ortaya çıkarmak üzere çalışıyorlar.

Alper Kıvılcım, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.

Kendisine bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.



KE- Artık neredeyse korku filmleri senaryosunda bir marka haline geldiniz. Korku sinemasına olan ilginiz nereden geliyor? Neden korku/gerilim?

AK- Çocukluğumdan beri korku filmlerine ilgim vardı. Nedense korku filmi izlemekte beni çeken birşeyler var. Sadece ilgi. Eskiden izlemek hoşuma giderdi, şimdi yazmak. Ayrıca Özgür Bakar ile yaptığımız filmlerin hepsinde gizli ya da açık mesajlar oluyor, şunlardan uzak durun şunu ya da bunu yapmayın diye, gizli ya da açık mesajlar veriyoruz. Peki bu mesajlar başka türlerle de verilebilir mi, tabii ki evet. Ama biz korkuyu tercih ettik. Yazmak istersek çok güzel komedi de yazarız Özgür’le birlikte ki,  zaten bu yaz kimsenin beklemediği çok ilginç bir komedi filmi yapacağız.

KE- Bu kadar fazla korku filmi senaryosu yazabilmenin sırrı nedir?

AK- Az önce de söylediğim gibi, biraz karanlık dünyaları seviyorum galiba, yazarken de o dünyanın içine girmeyi çok seviyorum. Hayali ama karanlık bir dünya. Biraz da insanların korku ayarlarıyla oynamak çok hoşuma gidiyor
.
KE-  Doğaüstü varlıklar, cinler ve büyüler ile ilgili bildiğiniz her detayı korku filmine dönüştürmek sanırım birçok araştırma gerektirir. Ne tür araştırmalar yaptınız bu konularla ilgili?

AK- Bu konuyla ilgili araştırma kitapları okuduğumuz gibi, özellikle Özgür'le (Bakar) Kuranı defalarca okuduk. Eğer cin ve İslam’a dayalı bir korku filmi yapıyorsak, referansımız mutlaka kuran oluyor.

KE-  Bugüne kadar senaryosuna katkıda bulunduğunuz filmlerin arasında sizi en çok mutlu eden ve en çok üzen yapımlar hangisidir? Korku sineması sektöründe iyi bir senarist olmak için ne gibi aşamalar gerekir?

AK-Bugüne kadar beni üzen değil ama içinde bulunduğuma pişman olduğum tek film Üç Harfliler 2: Hablis’dir. Muhtemelen Özgür’ de benim aynı düşünüyor. Muhtemelen değil, aynı düşündüğünü biliyorum. Özgür ile ben, film yaparken de, sonrasında da eğlenmek istiyoruz, kimseyle sorun yaşamak istemiyoruz. Üç Harfliler 2: Hablis filminde ise, anlamadığımız bir şekilde filmin yönetmeni ile sorunlar yaşadık. Şimdi burada o konulara girmek istemiyorum etik olmaz, ama tek diyebileceğim şey, keşke o filme hiç bulaşmasaydık. Aslında ne Özgür'ün, ne de benim filme süpervizör olma gibi bir düşüncemiz de yoktu, tamamen filmin yapımcısı Kemal Kaplanoğlu'nun çok  iyi niyetli ısrarı üzerine oldu, biz de içine girmiş bulunduk. Ama dediğim gibi keşke olmasaydı. Hablis dışında beni üzen ya da pişman eden bir proje yok. Zaten onun dışındakilerin hepsi kendi üretimimiz filmler, bundan sonra da böyle olacak. Sorunun ikinci kısmına gelince, Hasan (Karacadağ) ağabeyi örnek alsınlar, gerçekten çok başarılı. 

KE- Yine senaryosunu yazdığınız ve bu defa yönetmen koltuğuna da oturduğunuz ilk filminiz olan Gassal’ın hikayesinden biraz bahseder misiniz? Gassal nedir veya kimdir?

AK- “Gassal” için şöyle bir yorum yapayım. “Gassal” kesinlikle bir cin filmi değil, psikolojik-gerilim filmi. Cin filmiymiş gibi anlatıp öncelikle seyirciyi aldatmak istemem, fakat koltuğa çakılıp izleyecekleri, bol gol gerilecekleri, içinde bir sürü bulmaca barındıran bir film. Film boyunca hayatını evinin bahçesine kurduğu Gasilhane’de Gassallık yaparak hayatını geçindiren Abbas'ın ve bir geceliğine diye gelip, Abbas'ın sırlarını öğrendikçe bir girdabın içinde kaybolan Akay'ın hikayesini takip ederek gidiyoruz ama sadece finalinde değil, kendi içinde de sürekli sürprizler barındıran bir film.

KE- Gassal, Türkiye’de sıkça rastladığımız cinli ve büyülü hikayelerin dışında kalan ve daha çok psikolojik/gerilim tarzında bir film. Hatta filmin fragmanına baktığımızda neredeyse tür olarak “slasher” bile diyebiliriz. Böyle bir tür filme türk seyircisi hazır mı sizce? Artık bu türe bir yerlerden başlamanın zamanı geldi mi?

AK- Evet “Gassal” Özgürle yaptığımız film fabrikası markalı filmlerden biri değil öncelikle. Onları da yapmaya devam ediyoruz, ama orda daha çok gişe işleri yapıyoruz. “Gassal” belki de gişede çok başarısız kalacak ki, bu ihtimal filmin senaryosunu yazmaya başladığım günden beri var. Ama ben bunu bilerek yola çıktım, bunun hiçbir şekilde risk falan olduğunu da düşünmüyorum. Zaten bence bir senarist ya da yönetmen, gişe kaygısı düşünerek film yapmamalı, o işin ticari boyutu, sanat kısmını yapanların bununla değil, işin kalitesiyle ilgilenmesi gerekiyor. Ha sezon içinde gişesinde çok iddialı olacak filmlerimiz yok mu? Tabii ki var ama onlar farklı, gassal için şunu diyebilirim birşeyleri birilerinin denemesi gerekiyordu, ben de köyün delisi olarak denedim.Burada önemli olan büyük gişe başarıları elde etmek değil. Her filmin illaki iyi ya da kötü olan kısımları vardır. Gassal'ın da vardır, işte biz imkanlar dahilinde elimizden gelenin en iyisini yaptık, kötü kısımlarına baksınlar daha iyisini üstüne koya koya gitsinler diye bir yol açmayı amaçladık. Başta bu imkanı bana veren  yapımcım Serdar Çelik olmak üzere de benimle yola çıkan özellikle Yaşar Tuncer'e, bu senaryoyu yazarken benden desteklerini esirgemeyen Nazlı Başaranoğlu'na, kendisi o sırada sette olmayıp ruhuyla ve kalbiyle her zaman sette olan kardeşim Özgür Bakar'a ve tüm ekibime teşekkür ederim. Seyirci hazır mı, zamanı geldi mi kısmına gelince, 18 Aralıkta göreceğiz.

KE- Türk korku sinemasında birbirine çok fazla benzeyen CİN temalı hikayeler ortalarda sıkça dolaşıyor. Size göre, bu kadar fazla aynı şeyi üretmenin korku sinemasına ne gibi katkısı/zararı oluyor?

AK-Bence bu kadar çok olmasının bir zararı yok. Amerika’da da çok fazla vampir ve zombi filmi var. Önemli olan sunduğunuz işin kalitesi. Bence bu tip filmlerden çok insanların sektöre zararı oluyor. Bu işte para var, ucuza da çıkıyor diyip 50 yaşından sonra korku filmi yapmaya çalışan yönetmen olmaya çalışan insanlar var. Bu tabiiki olmuyor.Mesela ucuz ama kaliteli film çekme rüzgarını bu sektörde ilk başlatan Özgür Bakar'la benim. İlk filmimiz “Ammar” çok ucuza çıkıp, dağıtımcımızın yaşadığı zorluklara rağmen ( O dönem “Fida Film” iflas etme noktasına gelmişti ) oldukça başarılı bir gişe sonucu elde etti. Çünkü çok kaliteli bir filmdi. Bu gişe sonucundan sonra da birçok taklitçimiz oldu tabii. Bunun önüne geçmek imkansız, geçmek gibi bir derdimiz de yok zaten, ama çok azı hariç hepsi çakıldı. Çünkü taklit ettikleri kısım sadece ucuz kısmı oldu, kaliteli kısmını ne yazık ki yapamadılar.

KE- Gassal ile başlayan yönetmenlik deneyiminiz devam edecek mi? Yakın zamanda senaryo ya da yönetmenlik bazında yeni projeleriniz var mı?

AK- Yönetmenliğim devam edecek mi? Aslında hiç düşünmedim.Benim yönetmenlik kariyeri yapmak gibi bir derdim de yok. Dediğim gibi Gassal çok özel bir filmdi, ben çekmek istedim sadece. Yine “Gassal” kadar iyi bir senaryo yazabilirsem, şartlar da uygun olursa olabilir. Ama bizim ana yönetmenimiz Özgür Bakar'dır. Yönetmenlik gibi zor bir işi de Özgür gayet iyi beceriyor. Ben aslında belki inanmayacaksınız ama, set ortamını bile sevmeyen biriyim ve kolay kolay sete gitmem, o yüzden bu soruya cevabım; bilmiyorum. Hayat ne gösterir bakacağız. Bu yıl yapacağımız üç tane film var, Deccal 2, Ammar 2 ve bir komedi filmi ama adını şimdi vermeyeyim. Ama çok farklı bir komedi filmi olacak. Anlaşmasını yaptık hatta Suat Özkan, ben ve Özgür yazmaya başladık bile.

KE- Gassal’ın çekimleri sırasında yaşadığınız ilginç bir olay var mı?

AK- Cin filmi olmadığı için birşey yaşamadık :) “Gassal” içinde Türk insanına göre çok sert sahneler barındıran bir film, hatta sette çekip, montajda daha zamanı değil diyerek kullanmadığım sahnelerde oldu. Bu sahnelerin bazılarını set çalışanları kaldıramadı. Sahne çekildikten sonra bir süre kenara geçip, kendine gelmeye çalışan, sinirleri bozulan özellikle kadın arkadaşlarımız oldu. Onun dışında ilginç bir olay yaşamadık.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

AK- Kesinlikle çok sevdiklerini düşünüyorum. Yoksa bu kadar korku filmi çekilmezdi... Ama bazen seyircinin çok acımasız olduğunu da düşünüyorum. Aslında seyirciyle empati yapınca onlar da haklı ama bizler de haklıyız. Mesela Amerikan filmleriyle Türk filmlerini kıyaslamanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu sadece korku alanında değil, her türde geçerli. Amerikalıların film çekerken kullandıkları yemek bütçesi, bizim çoğu zaman bütçemizin tamamı oluyor. Dalga geçmiyorum, bu ne yazık ki gerçek. Ama tabii onların pazarı daha geniş, bizim pazarımız Türkiye dışında yok. Bu da doğal olarak bu işe parasını yatıran yapımcıların risk faktörlerini arttırıyor o yüzden, çok büyük paralar ne yazık ki harcayamıyoruz. Amerikan sineması ve Türk sineması karşılaştırılınca, ortaya tabii ki Ferrari ile Murat 124 kıyaslaması gibi birşey çıkıyor ve çok acımasız oluyor. Fakat kesinlikle Türk yönetmenlerin daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Bir Türk yönetmen Amerika’ya gidip çok rahat o imkanlarla film çekebilir ama bir Amerikalı yönetmenin buradaki imkanlarla film ya da dizi çekebileceğine kesinlikle inanmıyorum. Seyirciler şunu bilsin ki; burada mevcut şartlar içinde mucizeler oluşturularak en iyi film karşılarına çıkarılmaya çalışılıyor.

KE- Çok korku filmi izler misiniz? Favoriniz olan 3 korku filmini yazar mısınız?

AK- Ne yazık ki eskisi kadar çok korku filmi izleyemiyorum ama tabii ki, favorilerim var. Türk olarak , Dabbe serisi, Ammar ve Helak:Kayıpköy. Helak bence Türk korku sinemasında yapılmış en iyi filmlerden biriydi. Yabancı filmlerden ise, Çığlık serisi, Son Durak serisi ve Fright Night(1985)

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.


26 Kasım 2015

ÖZGÜR BAKAR ile RÖPORTAJ


Korku sinemasına gönül veren yerli/yabancı yönetmenler ve oyuncular ile yaptığım röportajlar serüveni son hızıyla devam ediyor. Yaptığım röportajlarda korku sineması adına, çok farklı düşüncelere sahip olan, bu işi çözmüş ya da yeni çözmeye başlayan, korku filmleri arasına yeni katılmış veya daha deneyimli isimlerle keyifli sohbetler yapıyorum. Bugünku konuğum ise, korku filmi işine kendini adamış, gerçek bir korku filmi izleyicisi ve takipçisi olan Özgür Bakar. Yaptığı tüm filmler, sıkı bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmış ve güzel eleştiriler almış yapımlar.

Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.
Özgür Bakar’a  bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.



KE- Filmografinize baktığımızda çektiğiniz korku filmlerinde, Türk korku sinemasında sıkça rastlanan cinler, hocalar, ayetler gibi ögelerin biraz dışında kalarak daha çok paranormal ve metafizik bağlantılı hikayelere yöneldiniz. Bu kalıpların dışına çıkmak ve farklılık yaratmak nereden aklınıza geldi? Etkilendiğiniz filmler oldu mu?

ÖB- Bir yerlerde farkediliyor olması sevindirici. Çünkü ne yaparsak yapalım “yine mi cin” ön yargısı ile fragmanlarımıza yaklaşılıyor. Cin ve onunla gelen dini motifli korku filmi yapmak gayet mantıklı, fakat bu dünyaya girince beraberinde gelen bir sürü ezoterik bilgiyle karşılaştık. Senaryoları oluşturduğumuz Alper Kıvılcım ile cennete düşmüş gibi olduk. Şimdi bunları mantıklı konseptler içerisinde temalarımıza yedirip görsele dökmeye çalışıyorum. Etkilendiğim filmler de genelde bunları çok iyi kullanmış ağırlıklı olarak hollywood yapımları.


KE-  Deccal filmi diğer filmlerinizden daha farklı bir yapıya sahip. Konusu itibariyle Deccal’in uluslararası standartlarda boy gösterebilecek şekilde tasarlandığını düşünüyorum. Deccal gerçekten korku sineması için sarsıcı ve ürkütücü bir olay, yani iyi bir malzeme. Sizde bu malzemeyi iyi kullandınız ve film gayet başarılı. Bu filmin ortaya çıkışı nasıl oldu?

ÖB- Cin dışında bir şey yaptım ve çok keyif aldım. Buna devam etmek istedim. Fakat dini altyapı atmosferi kurmama çok yardımcı oluyor. Çünkü inançlarla birlikte gelen mekanlar objeler çok derin ve çok renkli. Deccal ile ilgili bir tv programı izlemiştim. Alper'le paylaştım ki kendisi zaten benden daha fazla bilgiye sahipti Deccal hakkında. Ondan öğrendiklerimle birlikte senaryoyu harmanladık. İşin içinde Deccal'in olması diğer dinleri de katmamıza vesile oldu ve film hem görsel olarak hem de anlatım olarak uluslararası bir çizgiye oturdu. Bu sene Toronto Film Festivali'ni 1 hafta ile kaçırdık. Seneye iki filmle birlikte başvurup diğer festivallere yollayacağız.

KE- Devam filmi Deccal 2’nin çekimleri yakın zamanda başlayacak. Bize biraz hikayesi hakkında bilgi verir misiniz? Seyirciyi neler bekliyor Deccal 2’de?

ÖB- Aralık ayı içinde çekimlere başlamak için çalışmalarımız sürüyor. Deccal artık aramızda... Onu doğuran kurban kadınımız Duygu ölmüş. Çocuk yetimhane aracılığı ile bir aileye veriliyor. Sonrasında dehşet kaldığı yerden devam ediyor, çünkü Deccal'in bir yerlerde yaşadığını bilen büyük dinlerin derin yapıları da bebeği ortadan kaldırmak istiyor. Bakalım kim kazanacak?

KE- İlk filminiz Ammar’dan, Deccal’e kadar geçen zamanda neler değişti hayatınızda? Çektiğiniz filmlere gelen tepkiler nasıl oldu? Seyircinin en çok beğendiği ve inanarak izlediği film hangisi sizce?

ÖB- Komedi kökenli bir sinemacı olarak kendimdeki değişime şaşırıyorum. Çünkü gün geçtikçe korku kültürüne derinlemesine girmeye ve bundan zevk almaya başladım. Yaptığım filmler hep daha iyiye gidiyor gibi hissediyorum. Öyle olmazsa zaten çok mutsuz olurum. Fakat seyirci kendi profiline göre seçiyor en sevdiği filmimi. Geçen kendim bir anket yapayım dedim Twitter'da sonuç en sevdikleri Ammar çıktı. Ammar ilk filmim olduğu için bir ruhu var ve hep söylerim Ammar'ın son 20 dakikasını şu anda imkanı yok çekemem diye. Buna rağmen çoğu yerde izlerken gözümü kıstığım hatalarım mevcut. Gel, gör ki en çok onu seviyorlar. Fakat sinefiller Helak'ı çok seviyor mesela. En çok korktukları filmim Azazil. Karışık işler. :)

KE- Bu soruyu genel olarak soruyorum. Hem Türk, hem de yabancı korku filmlerini göz önünde bulundurarak cevaplarsanız sevinirim. Korku filmlerinde ses efektlerinin arkasına sığınıp, göz yoran hızlı çekimlerle ve bilgisayarla yapılmış inandırıcılığı pek olmayan makyajlarla seyirciyi korkutmaya çalışmak sizce ne kadar doğru bir iş? Bu konuda neler yapılması gerek doğrusu nedir?

ÖB- Samimi konuşmak gerekirse tamamı çöp. Bu ciddi anlamda karşılaştığım zaman üzüldüğüm kötü taklitler. Hasan Karacadağ bir stil yakaladı. Kendi yarattığı şeyin dokusunu ve timinglerini çok iyi biliyor. Seversiniz sevmezsiniz ama sonuç aldığı kesin. Ben çok ciddi saygı duyuyorum. Fakat alttan gelen en az 10 ayrı taklit sayabilirim ki,fragmanlarına kadar aynen taklit ediyorlar. Saçma sapan işler. Bu hatta sektörde yol olmaya başladı. Birçok yeni yapımcının da canını yaktılar. Bu kadar kolay olmamalı. Ben şahsen Alper Mestçi ve Hasan Karacadağ dışında kimseyi ciddiye alamıyorum. Hatta hepsini kötü niyetli buluyorum. Mesele, arapça bir isim bulalım sonuna da “cin bilmemnesi” diyelim çakar geçeriz meselesinin ötesinde. Eninde sonunda ciddi paralar harcanıyor. Yazık.

KE- Korku sinemasında The Thing, Evil Dead, Exorcist vb. gibi hala konuşulan ve bu filmlerden türeyen yüzlerce film var. Sadece Türkiye değil birçok ülkede bu filmlerin esintilerini görebiliyoruz. Türk korku filmlerinin (en azından bazılarının) yıllarca konuşulması ve kült bir film haline gelmesi için ne gibi bir yol izlenmeli?

ÖB- Saydığın filmlerden ben de çok etkilenmişimdir bilinçaltımda. Bu biraz üretme duyargasıyla birlikte geliyor bu. Baskın eserler her sanat dalında, altından gelen nesilleri her zaman etkilemiştir. Bunlar da baskın dağıtım ağının ve büyük prodüksiyon olanağının ürünleri. İyi yönetmenlerin ellerinden çıkmış işlere etkilenmemek elde değil Korcan. Kötü bir şey de değil. Çünkü sineması henüz emekleme döneminde olan bir ülkeyiz. Nitelikli bir iş yapmanın, çok fazla cezalandırıldığı bir ülke burası. Fakat elitist bakış açısı zaten burada bıçak sırtı bir yere dayanıyor. Yani bu halk kaliteli işten anlamaz deyip geçmek de yanlış. O yüzden popüler kültürün bize öğrettikleri imgelerle kendi kültürümüzü harmanlayarak bir iş yapmaya çalışıyorum. Kendimce böyle bir çıkış buldum. Hem izleyiciye, hem de sinemanın estetik tarafına dokunmak istiyorum.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

ÖB- Kemik korku seyircisi... ki bu 80.000 kişi filan her koşulda şans veriyor. Bu film iyiyse katlanarak gidiyor. Fakat yukarıda bahsettiğim gibi, zekasına hakaret ettikleri zaman bu geçerli değil. İşini ciddiye alan kişiler, eğer ki izleyiciyle buluşurken, dağıtımcı, yapımcı, sosyal koşulla, vizyon takvimi ile ilgili bir talihsizlik yaşamadıysa mutlaka hak ettiği ilgiyi görüyor. Her zaman söylediğim gibi ağır önyargısı olanlar zaten hiç bir şekilde Türk korku filmlerine sinemada giden kitle değil. Ağzınızla kuş tutsanız da gitmeyecek kişiler.

KE-  Bir korku filmi yönetmeni olarak ileride ne gibi projeleriniz var? “Bu Bir Özgür Bakar Filmi” diyebileceğimiz farklı senaryolar çıkacak mı? Korku sinemasına devam mı, yoksa farklı türlere de geçmeyi düşünüyor musunuz?

ÖB- Korkuyu kendi içinde alt türlere bulaşarak ve yeni denemelerle zenginleştirerek devam etmek istiyorum. Slasher ve Gore tarzı gibi. Uzaylı gerilimi gibi projeler kafamda mevcut. İnşallah kısmet olur.

KE- Son zamanlarda Hollywood filmlerinden çok daha fazla ilgi gören yapımlar ortaya çıkaran İspanyol korku filmleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

ÖB- Muazzam işler. Fakat dediğim gibi bize ulaşıp ses getirdiğini düşünmemizde, doğru dağıtım olanakları da etkili. Biz de artık “Baskın-Karabasan” filmiyle beraber bu kanallara dokunmaya başladık. Türk korku sineması bence uluslararası ölçekte türün meraklılarının seveceği işler çıkarıyor.

KE- Eski dönemde geçen bir korku filmi çekmek ister miydiniz? Mesela Osmanlı döneminde geçen fantastik bir korku filmi gibi ?

ÖB-Tamamı için bir şey diyemem ama Deccal 2, 1666'da geçen bir intro ile açılıyor. Daha sonra film 2016'da devam ediyor. Yani hem dönem, hem bilim kurgu sayılır :)

KE- Çektiğiniz korku filmlerinin setlerinde yaşadığınız ilginç ya da komik olaylar olduysa birkaçını bizimle paylaşır mısınız?

ÖB- İlk filmimde gerçekten hem çok eğleniyor, hem de çok geriliyordum. Çünkü söz verdiğim bütçe ve iş gününde kalmak adına, şimdi düşününce manasız bir hırs yapmıştım. Mezarlık sahnesinde hep yağmur hayal etmiştim. Altını üstünü hesapladık ama hiç bir şekilde yapay yağmurlama için arazöz’e bütçe çıkaramadık. Çok üzüldüm.  Aklımdan tamamen çıkmıştı zaten. 10 gün kadar sonra o sahnenin çekileceği güne geldik. Gece oldu. Kayıt dedik. Yağmur yağdı. Nazar değmesin, kalbim çok temizdir.

KE- Çok korku filmi izler misiniz? Favoriniz olan 3 korku filmini yazar mısınız?

ÖB- Eskiden sinemayı ders alır gibi izlerdim. 2 yıldır bu huyumdan vazgeçtim. Dengeli bir şekilde her türden ve bir izleyici gibi zevk almak için film izler oldum. Kafa boşaltmak için Transformers’da izliyorum. Gerçekten boğazımda biraz sinema tortusu bıraksın diye Tarkovski de izliyorum. Jarmush'dan, Woody Allen'a hiç ayırt etmeksizin iyi kötü her şeyi izlerim. Korku filmi sıralaması yapmak gerçekten çok zor. Dehasına şapka çıkartacağın bir sürü yönetmen varken çok zor. Hitchcock, Polanski, Carpenter, Craven. Yenilerden James Wan. Her türlü seyirciyi koltuğa çivileyen atmosferleri ile insanı büyüleyen ustalar. Bunların filmleri deyip geçeyim.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

19 Kasım 2015

ŞEYDA TERZİOĞLU ile RÖPORTAJ



Korku filmleri yönetmenleri/oyuncuları ile başladığım röportaj maceramın bu seferki  konuğu, Türk korku sinemasında iyi bir yer edinen Siccin serisinin oyuncusu Şeyda Terzioğlu. Kendisi ile Cihangir’de buluşarak keyifli bir söyleşi yaptık. Şeyda Terzioğlu, sinema, dizi sektöründe yer alan bir oyuncu ve aynı zamanda bir tiyatrocu.
Kendisi hem Popüler Sinemada, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.

Şeyda Terzioğlu’na bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.


KE- Bize kısaca kendinizden ve oyunculuk kariyerinizden bahseder misiniz?
ŞT- Ben yaşama sevincini çok küçük yaşlarda tiyatroda bulmuş ve hayatını bu yolda devam ettirmeye çalışan bir oyuncuyum. Müjdat gezen konservatuarı tiyatro bölümü mezunuyum. 2005 yılından beri her yıl yeni bir tiyatroda sahneye çıkıyorum. 2009’ dan bu yana da sinema filmlerinde oynuyorum. Kariyerim tiyatro ve sinema merkezli ilerliyor.

KE- Oynadığınız farklı film türlerinden sonra korku sinemasına geçiş nasıl oldu? Korku sinemasına karşı olan ilginiz nereden geliyor?

ŞT-  ıkçası planlanmış bir şey değildi. Çok ufak yaşlarda babamla beraber korku filmi izlerdim. Babamın ilgi alanıdır aslında. Muhteşem Film’de bana böyle bir teklifte bulundu ve ilk filmlerinde oynadıktan sonar, ikinci filmlerinde ise başrolü teslim ettiler bende keyifle oynadım.

KE- Siccin 1’de Nilay ve Siccin 2’de ise Hicran karakterlerini canlandırdınız. Bu karakterlerle sizin aranızda benzer durumlar söz konusu mu? Zorlandığınız yerler oldu mu?

ŞT- Siccin1’de arkadaşını önemsediği için isteksiz de olsa hocaya büyü yaptırmaya giden sonra ise cinin musallat olduğu bir kızı canlandırıyordum. Yapılan makyajla macrup olmak insanın ruh halini değiştiriyor, güzel  bir deneyimdi. Fakat Siccin 2 de oynadığım Hicran karakteri benim için çok özel bir roldü. Ailesi için mücadele eden ,temiz kalpli ve ailesine yapılan büyülerden dolayı oğlunu ve eşini kaybeden, olayların gizemini çözmeye çalışan özel bir karakter. Hicran karakterinin modern hali olduğumu itiraf edebilirim.

KE- Korku filmi setlerinde kesinlikle ilginç olaylar yaşanır. Başınıza gelen enteresan anılarınız var mı?

ŞT- Sette değil, fakat senaryoyu okumaya başladıktan sonra, çekimlerin son gününe kadar belirli aralıklarla karabasanlar tarafından rahatsız edildim.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara? 

ŞT-  Alışmak değil bu aslında, yönetmenlerin ve senaristlerin kendini geliştirmesiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Seyirci beğendikçe de yapımcılar bu işlere daha fazla ödenek ayırmaya başlıyor ve ortaya daha kaliteli işler çıkıyor. Böyle olunca da seyirciler daha fazla tatmin oluyor tabiiki.

KE- Türk Korku sinemasının cinler ve büyülerle dolu dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Farklı konularda korku filmleri çekilecek mi sizce Türkiye’de?

ŞT- Türkiye’de gizemli ve ürkütücü bir durum bu. O nedenle de ilgi çekiyor. Ama ilgi çekiyor diye de herkes cinli filmler çekmeye başladı. Bu da seyirciyi bir sure sonar sıkmaya başlayacaktır diye düşünüyorum. Artık değiştirilmeli ve kolaya kaçılmayıp daha yaratıcı korku senaryoları çıkmalı.

KE- Korku sinemasına devam etmek ister misiniz? Yakın zamanda yeni projeleriniz var mı?

ŞT- ıkçası iki korku filmi teklifi aldım, fakat kabul etmedim. Ben sadece korku filminde oynamayı tercih eden bir oyuncu değilim. Pencerenin açılmasını istiyorum. Fakat kaliteli ve yaratıcı bir korku senaryosu gelirse neden olmasın? Yeter ki bana farklı bir deneyim yaşatsın.

KE- Yurtdışında tiyatrolarda korku veya gerilim içerikli oyunlar sergileniyor. Tiyatro kökenli bir oyuncu olarak, sizce Türkiye’de korku ya da gerilim içeren bir oyun sergilenme şansı var mı? Olursa ilgi görür mü?

ŞT- Neden olmasın,çok mantıklı ve yapılmalı. Tiyatro konusunda kendimizi gittikçe aşıyoruz ve yenilikçiyiz. İlgi göreceğini düşünüyorum. Şimdi korku evleri çıktı ve müthiş ilgi var. Tiyatroda da aynı ilgiyi görür diye düşünüyorum
.
KE- Korku filmleri izlemeyi sever misiniz? Korku filmlerine ait en sevdiğiniz yabancı 2 yönetmeni ve 2 filmi nedenleriyle birlikte yazar mısınız? 

ŞT-  Aslında korku filmi meraklısı biri değilim. Ama üç tane korku filminde oynadığım için son iki yıldır çok fazla korku filmi izledim. Çok etkilendiğim bir film var o da; Andrej Zulawski yönetmenliğindeki Possession 1981 filmidir ve olağanüstü güzeldir. Oyunculuklar ve senaryo, farklı bir kafanın ellerinden çıkmış diye düşünüyorum. Keşke çekilebilse ve ben oynasam, hayran kaldığım bir film oldu. Diğeri ise, Alejandro Amenabar yönetmenliğindeki The Others filmidir. Nicole Kidman’ın performansını beğendiğim için aklımda kalan bir filmdir.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.