senarist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
senarist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2015

ALPER KIVILCIM ile RÖPORTAJ



Korku sineması üzerine yaptığım röportajların bu defaki konuğu, Türk korku sinemasının birçok filmine senaryo yazmış ve ilk defa “Gassal” filmi ile yönetmenliğe geçen Alper Kıvılcım. Yönetmenlikten daha çok korku hikayeleri yazmayı seven Alper Kıvılcım ile Kanyon’da buluşup kahve eşliğinde hem kendi hikayeleri ve projeleri, hem de korku sineması üzerine uzun uzun sohbet ettik. Daha çok Özgür Bakar filmlerine yazdığı senaryoları ile ön planda olan Alper, Özgür ile de çok iyi bir uyum içinde çalışarak güzel bir ekip oluşturmuşlar. Halen de, birlikte korku sinemasına çok değişik yapımlar ortaya çıkarmak üzere çalışıyorlar.

Alper Kıvılcım, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.

Kendisine bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.



KE- Artık neredeyse korku filmleri senaryosunda bir marka haline geldiniz. Korku sinemasına olan ilginiz nereden geliyor? Neden korku/gerilim?

AK- Çocukluğumdan beri korku filmlerine ilgim vardı. Nedense korku filmi izlemekte beni çeken birşeyler var. Sadece ilgi. Eskiden izlemek hoşuma giderdi, şimdi yazmak. Ayrıca Özgür Bakar ile yaptığımız filmlerin hepsinde gizli ya da açık mesajlar oluyor, şunlardan uzak durun şunu ya da bunu yapmayın diye, gizli ya da açık mesajlar veriyoruz. Peki bu mesajlar başka türlerle de verilebilir mi, tabii ki evet. Ama biz korkuyu tercih ettik. Yazmak istersek çok güzel komedi de yazarız Özgür’le birlikte ki,  zaten bu yaz kimsenin beklemediği çok ilginç bir komedi filmi yapacağız.

KE- Bu kadar fazla korku filmi senaryosu yazabilmenin sırrı nedir?

AK- Az önce de söylediğim gibi, biraz karanlık dünyaları seviyorum galiba, yazarken de o dünyanın içine girmeyi çok seviyorum. Hayali ama karanlık bir dünya. Biraz da insanların korku ayarlarıyla oynamak çok hoşuma gidiyor
.
KE-  Doğaüstü varlıklar, cinler ve büyüler ile ilgili bildiğiniz her detayı korku filmine dönüştürmek sanırım birçok araştırma gerektirir. Ne tür araştırmalar yaptınız bu konularla ilgili?

AK- Bu konuyla ilgili araştırma kitapları okuduğumuz gibi, özellikle Özgür'le (Bakar) Kuranı defalarca okuduk. Eğer cin ve İslam’a dayalı bir korku filmi yapıyorsak, referansımız mutlaka kuran oluyor.

KE-  Bugüne kadar senaryosuna katkıda bulunduğunuz filmlerin arasında sizi en çok mutlu eden ve en çok üzen yapımlar hangisidir? Korku sineması sektöründe iyi bir senarist olmak için ne gibi aşamalar gerekir?

AK-Bugüne kadar beni üzen değil ama içinde bulunduğuma pişman olduğum tek film Üç Harfliler 2: Hablis’dir. Muhtemelen Özgür’ de benim aynı düşünüyor. Muhtemelen değil, aynı düşündüğünü biliyorum. Özgür ile ben, film yaparken de, sonrasında da eğlenmek istiyoruz, kimseyle sorun yaşamak istemiyoruz. Üç Harfliler 2: Hablis filminde ise, anlamadığımız bir şekilde filmin yönetmeni ile sorunlar yaşadık. Şimdi burada o konulara girmek istemiyorum etik olmaz, ama tek diyebileceğim şey, keşke o filme hiç bulaşmasaydık. Aslında ne Özgür'ün, ne de benim filme süpervizör olma gibi bir düşüncemiz de yoktu, tamamen filmin yapımcısı Kemal Kaplanoğlu'nun çok  iyi niyetli ısrarı üzerine oldu, biz de içine girmiş bulunduk. Ama dediğim gibi keşke olmasaydı. Hablis dışında beni üzen ya da pişman eden bir proje yok. Zaten onun dışındakilerin hepsi kendi üretimimiz filmler, bundan sonra da böyle olacak. Sorunun ikinci kısmına gelince, Hasan (Karacadağ) ağabeyi örnek alsınlar, gerçekten çok başarılı. 

KE- Yine senaryosunu yazdığınız ve bu defa yönetmen koltuğuna da oturduğunuz ilk filminiz olan Gassal’ın hikayesinden biraz bahseder misiniz? Gassal nedir veya kimdir?

AK- “Gassal” için şöyle bir yorum yapayım. “Gassal” kesinlikle bir cin filmi değil, psikolojik-gerilim filmi. Cin filmiymiş gibi anlatıp öncelikle seyirciyi aldatmak istemem, fakat koltuğa çakılıp izleyecekleri, bol gol gerilecekleri, içinde bir sürü bulmaca barındıran bir film. Film boyunca hayatını evinin bahçesine kurduğu Gasilhane’de Gassallık yaparak hayatını geçindiren Abbas'ın ve bir geceliğine diye gelip, Abbas'ın sırlarını öğrendikçe bir girdabın içinde kaybolan Akay'ın hikayesini takip ederek gidiyoruz ama sadece finalinde değil, kendi içinde de sürekli sürprizler barındıran bir film.

KE- Gassal, Türkiye’de sıkça rastladığımız cinli ve büyülü hikayelerin dışında kalan ve daha çok psikolojik/gerilim tarzında bir film. Hatta filmin fragmanına baktığımızda neredeyse tür olarak “slasher” bile diyebiliriz. Böyle bir tür filme türk seyircisi hazır mı sizce? Artık bu türe bir yerlerden başlamanın zamanı geldi mi?

AK- Evet “Gassal” Özgürle yaptığımız film fabrikası markalı filmlerden biri değil öncelikle. Onları da yapmaya devam ediyoruz, ama orda daha çok gişe işleri yapıyoruz. “Gassal” belki de gişede çok başarısız kalacak ki, bu ihtimal filmin senaryosunu yazmaya başladığım günden beri var. Ama ben bunu bilerek yola çıktım, bunun hiçbir şekilde risk falan olduğunu da düşünmüyorum. Zaten bence bir senarist ya da yönetmen, gişe kaygısı düşünerek film yapmamalı, o işin ticari boyutu, sanat kısmını yapanların bununla değil, işin kalitesiyle ilgilenmesi gerekiyor. Ha sezon içinde gişesinde çok iddialı olacak filmlerimiz yok mu? Tabii ki var ama onlar farklı, gassal için şunu diyebilirim birşeyleri birilerinin denemesi gerekiyordu, ben de köyün delisi olarak denedim.Burada önemli olan büyük gişe başarıları elde etmek değil. Her filmin illaki iyi ya da kötü olan kısımları vardır. Gassal'ın da vardır, işte biz imkanlar dahilinde elimizden gelenin en iyisini yaptık, kötü kısımlarına baksınlar daha iyisini üstüne koya koya gitsinler diye bir yol açmayı amaçladık. Başta bu imkanı bana veren  yapımcım Serdar Çelik olmak üzere de benimle yola çıkan özellikle Yaşar Tuncer'e, bu senaryoyu yazarken benden desteklerini esirgemeyen Nazlı Başaranoğlu'na, kendisi o sırada sette olmayıp ruhuyla ve kalbiyle her zaman sette olan kardeşim Özgür Bakar'a ve tüm ekibime teşekkür ederim. Seyirci hazır mı, zamanı geldi mi kısmına gelince, 18 Aralıkta göreceğiz.

KE- Türk korku sinemasında birbirine çok fazla benzeyen CİN temalı hikayeler ortalarda sıkça dolaşıyor. Size göre, bu kadar fazla aynı şeyi üretmenin korku sinemasına ne gibi katkısı/zararı oluyor?

AK-Bence bu kadar çok olmasının bir zararı yok. Amerika’da da çok fazla vampir ve zombi filmi var. Önemli olan sunduğunuz işin kalitesi. Bence bu tip filmlerden çok insanların sektöre zararı oluyor. Bu işte para var, ucuza da çıkıyor diyip 50 yaşından sonra korku filmi yapmaya çalışan yönetmen olmaya çalışan insanlar var. Bu tabiiki olmuyor.Mesela ucuz ama kaliteli film çekme rüzgarını bu sektörde ilk başlatan Özgür Bakar'la benim. İlk filmimiz “Ammar” çok ucuza çıkıp, dağıtımcımızın yaşadığı zorluklara rağmen ( O dönem “Fida Film” iflas etme noktasına gelmişti ) oldukça başarılı bir gişe sonucu elde etti. Çünkü çok kaliteli bir filmdi. Bu gişe sonucundan sonra da birçok taklitçimiz oldu tabii. Bunun önüne geçmek imkansız, geçmek gibi bir derdimiz de yok zaten, ama çok azı hariç hepsi çakıldı. Çünkü taklit ettikleri kısım sadece ucuz kısmı oldu, kaliteli kısmını ne yazık ki yapamadılar.

KE- Gassal ile başlayan yönetmenlik deneyiminiz devam edecek mi? Yakın zamanda senaryo ya da yönetmenlik bazında yeni projeleriniz var mı?

AK- Yönetmenliğim devam edecek mi? Aslında hiç düşünmedim.Benim yönetmenlik kariyeri yapmak gibi bir derdim de yok. Dediğim gibi Gassal çok özel bir filmdi, ben çekmek istedim sadece. Yine “Gassal” kadar iyi bir senaryo yazabilirsem, şartlar da uygun olursa olabilir. Ama bizim ana yönetmenimiz Özgür Bakar'dır. Yönetmenlik gibi zor bir işi de Özgür gayet iyi beceriyor. Ben aslında belki inanmayacaksınız ama, set ortamını bile sevmeyen biriyim ve kolay kolay sete gitmem, o yüzden bu soruya cevabım; bilmiyorum. Hayat ne gösterir bakacağız. Bu yıl yapacağımız üç tane film var, Deccal 2, Ammar 2 ve bir komedi filmi ama adını şimdi vermeyeyim. Ama çok farklı bir komedi filmi olacak. Anlaşmasını yaptık hatta Suat Özkan, ben ve Özgür yazmaya başladık bile.

KE- Gassal’ın çekimleri sırasında yaşadığınız ilginç bir olay var mı?

AK- Cin filmi olmadığı için birşey yaşamadık :) “Gassal” içinde Türk insanına göre çok sert sahneler barındıran bir film, hatta sette çekip, montajda daha zamanı değil diyerek kullanmadığım sahnelerde oldu. Bu sahnelerin bazılarını set çalışanları kaldıramadı. Sahne çekildikten sonra bir süre kenara geçip, kendine gelmeye çalışan, sinirleri bozulan özellikle kadın arkadaşlarımız oldu. Onun dışında ilginç bir olay yaşamadık.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

AK- Kesinlikle çok sevdiklerini düşünüyorum. Yoksa bu kadar korku filmi çekilmezdi... Ama bazen seyircinin çok acımasız olduğunu da düşünüyorum. Aslında seyirciyle empati yapınca onlar da haklı ama bizler de haklıyız. Mesela Amerikan filmleriyle Türk filmlerini kıyaslamanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu sadece korku alanında değil, her türde geçerli. Amerikalıların film çekerken kullandıkları yemek bütçesi, bizim çoğu zaman bütçemizin tamamı oluyor. Dalga geçmiyorum, bu ne yazık ki gerçek. Ama tabii onların pazarı daha geniş, bizim pazarımız Türkiye dışında yok. Bu da doğal olarak bu işe parasını yatıran yapımcıların risk faktörlerini arttırıyor o yüzden, çok büyük paralar ne yazık ki harcayamıyoruz. Amerikan sineması ve Türk sineması karşılaştırılınca, ortaya tabii ki Ferrari ile Murat 124 kıyaslaması gibi birşey çıkıyor ve çok acımasız oluyor. Fakat kesinlikle Türk yönetmenlerin daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Bir Türk yönetmen Amerika’ya gidip çok rahat o imkanlarla film çekebilir ama bir Amerikalı yönetmenin buradaki imkanlarla film ya da dizi çekebileceğine kesinlikle inanmıyorum. Seyirciler şunu bilsin ki; burada mevcut şartlar içinde mucizeler oluşturularak en iyi film karşılarına çıkarılmaya çalışılıyor.

KE- Çok korku filmi izler misiniz? Favoriniz olan 3 korku filmini yazar mısınız?

AK- Ne yazık ki eskisi kadar çok korku filmi izleyemiyorum ama tabii ki, favorilerim var. Türk olarak , Dabbe serisi, Ammar ve Helak:Kayıpköy. Helak bence Türk korku sinemasında yapılmış en iyi filmlerden biriydi. Yabancı filmlerden ise, Çığlık serisi, Son Durak serisi ve Fright Night(1985)

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.


8 Kasım 2015

MURAT TOKTAMIŞOĞLU ile RÖPORTAJ



Yerli/ Yabancı korku filmleri yönetmenleri/oyuncuları ile yaptığım röportaj serisinin bu defaki konuğu Cin Kuyusu filminin yönetmeni ve senaristi Murat Toktamışoğlu. Son filmi Cin Kuyusu’nun basın gösterimi sırasında kendisiyle tanışma ve sohbet etme fırsatım oldu. Bugüne kadar çektiği Şeytan-i Racim 2: İfrit, Üç Harfliler 2: Hablis ve Cin Kuyusu filmlerinin aynı zamanda hikayelerini de yazan Murat Toktamışoğlu, aynı zamanda Gen, Şeytan-i Racim ve Üç Harfliler: Marid filmlerinin de senaristi.

Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladı.

Murat Toktamışoğlu’na, bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.


KE- Yeni filminiz Cin Kuyusu’nun tanıtım yazılarında “içinde cin çıkarma ayini olmayan bir Türk korku filmi” diye bir cümle yer alıyor. Seyirciyi baştan uyaralım “yine mi cin çıkarma hikayesi “ demesinler diye bir gönderme gibi sanki. Bu yazının konmasındaki temel neden nedir? Biraz açıklar mısınız?

MT- Son iki yılda üretilen korku filmi sayısı oldukça fazla ve konularını da cin çıkarma, cin çağırma ve büyüden alıyor. Seyirci de doğal olarak her filmde benzer ritüeller ve sahneler görmeye başlayınca bir kopya algısı oluşuyor ve korku etkisi kayboluyor, çünkü benzerini belki daha iyisini,  belki de daha kötüsünü önceki bir filmde izlemiş oluyor. Her korku filminde yeni bir şeyler denemezseniz bir şeyleri arklılaştırmazsanız hem genel korku sinemasında, hem de kendi içinizde tekrar düşüyorsunuz. CİN KUYUSU gerçekten içinde cin çağırma ve cin çıkarma sahnelerinin olmadığı, efektli cinlerin ve yüzlerin olmadığı bir korku filmi. Film baştan sona sizi geren ve ne olduğunu anlamaya çalıştığınız bir hikaye sunuyor. Anadolu inançlarını konu alan ancak onları biraz  farklılaştırmış bir hikayesi var filmin. 

KE- Senaryosunu da yazdığınız Cin Kuyusu, hikayesine ve fragmanına bakıldığında korku ögeleri taşıyan ama aynı zamanda heyecanlı bir gerilim filmi gibi duruyor. Bize biraz filmin hikayesinden bahseder misiniz? Nereden aklınıza geldi böyle bir senaryoyu yazmak? Etkilendiğiniz filmler veya kitaplar oldu mu?

MT- CİN KUYUSU filmi genel itibariyle bir gerilim atmosferi taşıyan bir korku filmi. Arada korku sekansları var. Film hikayesi ve kurgusu ile sizi bir bilinmezin içinde gerçekte ne olduğunu çözmeye​ davet ediyor. Karakterlerle empati kurmanızı ve ortamla daha ​iyi uyum sağlamanızı sağlayacak şekilde bir akış yapmaya çalıştım. Zaten korku filmlerinin en önemli ögesi gerilim atmosferi yaratabilmenizdir, eğer bunu başaramazsanız korku etkisini de sağlayamazsınız. Eninde sonunda korku bir anlık bir duygu ancak gerilim etkisini daha uzun süre koruyor.  Film kız çocuklu bir ailenin yeni bir çocuk sahibi olma ümidi ile bir köydeki efsuncuya yardım için gelmelerini konu alıyor. Ancak bu ziyaret iyi sonuçlar vermiyor ve geçirilen kötü bir kaza sonrası kadın ve çocuk karakterimiz gözlerini bir köy evinde açıyorlar. Sonrasında köyün başından geçen, geçmişte yaşanmış olayların anlatıldığı farklı bir atmosferin içinde kadının kızı ile kurtuluşu ve gerçeği arayışını izleyeceğiz. Hikayede temel halk arasında Alkarısı, Albastı olarak bilinen bir efsanenin temel ögelerini farklılaştırmış bir şekilde kullanmaya çalıştım. Film bir Alkarısı filmi değil, ancak temel hikayede Alkarısı izleri bulabileceğiniz bir film.

KE-  Bu soruyu genel olarak soruyorum. Hem Türk, hem de yabancı korku filmlerini göz önünde bulundurarak cevaplarsanız sevinirim. Korku filmlerinde ses efektlerinin arkasına sığınıp, göz yoran hızlı çekimlerle ve bilgisayarla yapılmış inandırıcılığı pek olmayan makyajlarla seyirciyi korkutmaya çalışmak sizce ne kadar doğru bir iş? Bu konuda neler yapılması gerek doğrusu nedir?

MT- Tüm dünyada gerilim dışındaki korku filmlerinde bu teknikler kullanılıyor.​ Makyaj da efekt de çok önemli. Asıl önemli olan bunları nasıl bir dengede kullandığınız.​ Korkunç yüzlü bakışlı bir karakter için, ki islami korkuda cin ya da içine cin girmiş olan karakterler için görsel anlamda makyaj ve efekt yapmak zorundasınız. Zaten böyle korkunç yüzlü karakterler gerçek hayatta olmayıp, sadece birer fantastik öge oldukları için referans alabileceğiniz bir şey de yok. O nedenle herkes kendi hayal gücü ve bütçesine göre bir şeyler yapmaya çalışıyor. Hiç korkunç makyaj ya da efekt kullanmadan da fantastik bir olguyu gerçek üstü bir olguyu perdeye yansıtmak çok zor. Korku filmi dediğimiz zaman zaten insanın en temel içgüdülerinden birinden söz ediyoruz ve korktuğumuz şeyler bellidir. Karanlık, ani beklemediğimiz ses ve görüntüler bizi anlık korkutur. Neyin ne zaman geleceğini bilirseniz korkmazsınız. İnsanı korkutan yaratığın yüzünün şekli değil aniden ortaya çıkışıdır. Zaten 2-3 kez gösterirseniz daha sonra o yüzün hiç korkutucu etkisi olmayacaktır. Şimdi temel korku nedenlerimizi bildiğimize göre ani çıkışlar yapmadan ses efektlerini ani kullanmadan nasıl korkutabiliriz? Bunun dışındaki her şey gerer insanı, ama korkutmaz gerilirsiniz. Korkutmak için mutlaka beklenmeyen bir an ve yerde beklenmeyen ses ve görselliğin olması lazım. Ancak bunu nasıl farklı denenmemiş şekilde yapabilirim diye kafa yorulabilir. Yoksa yine mi ani ses efektleri ve ani görsel efektlerle korkutmaya çalışmış bir korku filmi eleştirilerine katılmıyorum. Eee nasıl korkacaksın o zaman? Önemli olan o ani ses efekti veya görsel efekt çıktığında korkuyor musun korkmuyor musun? Korkuyorsan doğru yerdedir. Tüm dünya korku sinemasına bakın kullanılan teknikler aynıdır. Zaten korku sineması klişelere dayalı bir sinema türüdür, çünkü insanın en temel klişe duygusuna hitap eder.

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

MT- Katılıyorum. Eskiden “Türkler korku filmi çekmesini ​beceremiyorlar” deniliyordu. Zaten konulara çocukluklarından beri yatkınlardı, sonuçta bunları duyup okuyarak büyüyen bir toplumuz. Alıştılar ancak konu islami ögelerde, cin ve büyü de dolandıkça sıkılmaya başlayacaklar. Fakat bu konularda yine üretimler olacak. Yapılan iş farklıysa işleniş farklıysa seyirci​ beğenisini gösterecek. Ben önümüzdeki dönem fantastik korku, psikolojik gerilim gibi türlerin de artacağını düşünüyorum. Şu anda sıkıntı, risk alma olayı, ne yapımcı ne yönetmen islami öge dışına çıkıp yeni bir yol denemeye cesaret edemiyor.

KE- Filmografinize baktığımızda Şeytan-i Racim 2: İfrit ve Üç Harfliler 2: Hablis gibi iki korku filminiz daha bulunuyor. Bu filmlerden gelen tepkiler ve eleştiriler nasıl oldu? Olumsuz gelen yorumlar yeni bir film yapma hevesiniz kırıyor mu, yoksa daha iyisini yapmanız için bir sebep mi yaratıyor?

 ​MT- Şeytan-ı Racim 2 tanıtımsız çıktı. Vizyondan on beş gün önce fragman yayınlandı 105.000 gişe yaptı. Sonuçta iyi bir rakam ama ben filmi içselleştiremedim. Birçok aksaklığa kurban olmuş bir projeydi.​ ​Şimdi 3 üstünde çalışıyorum o daha sağlam bir film olacak. Üç Harfliler 2 ise 168.500 gişe yaptı Ağustos ayında bu da oldukça iyi bir rakam. Film az mekanda geçen bir film olması dışında sağlam bir akışa ve hikayeye sahipti bence. Seyircilerden de bu yönde çok olumlu tepkiler aldık. 2016 Temmuz ayında 3. serisi çekilecek senaryo çalışmaları başladı.​Gelen eleştirileri izlemeye çalışıyorum ancak gerçekten size yön verecek eleştiri bulmak zor ülkemizde ya körü körüne yerin dibine sokuyorlar ya da yersiz bir beğenme oluyor. Ancak bir iki eleştirmenin görüşlerini önemserim Kerem Akça bunların başında gelir. Olumsuz eleştiri bana azim verir, doğrusuna ve iyisine odaklanırım ancak tek başına yönetmen ve senaryo etkili değil bütçesel kısıtlılıklar en önemli etkeni oluşturuyor sinemada. Yapmak istediğiniz bazı şeyleri bütçe nedeniyle yapamıyorsunuz ancak bunu tabi ki eleştiren kişi bilmiyor o önüne sunulan esere göre yorumunu yapıyor haklı olarak. İstediğim gibi bir film çekmek için bu bütçelerin x2 ve çekim süresinin hazırlık süresinin de en az x2 olması lazım.

KE- Türk korku filmlerinde neden hep tanınmamış oyuncular seçiliyor? Bunun filmin gişesi açısından bir sebebi var mı, yoksa tamamen seyirci oyuncuya karşı bir beklentisi olmadan izlesin diye mi?

MT- Çok sorulan bir soru bu. Çünkü oyuncularımız sürekli dizilerde oynuyorlar. Hem de uzun soluklu dizilerde. Orda canlandırdıkları karakterler seyircinin beyninde yer ediniyor siz o oyuncuyu filminizde oynatsanız onu hep canlandırdığı dizi karakteri gibi algılıyorlar ve bu da gerçekçilik duygusunu zedeliyor. Tanınmamış ama iyi oyuncuların performansı korku filminde gerçekçilik ve inandırıcılık açısından daha önemli.​ ​O zaman seyirci hikayenin içine daha kolay girip karakterle empati kurabiliyor.​

KE-  Bir korku filmi yönetmeni olarak ileride ne gibi projeleriniz var? Filmografinizdeki korku filmlerinin arasına (düzgün bir senaryoyla birlikte) sıkı bir gerilim filmi çekmek ister misiniz mesela?
MT- Ben ilk filmim olan GEN'in hem yapımcısı hem de senaristiydim. GEN gibi seri katil konulu psikolojik gerilim çekmeyi istiyorum hazır senaryom da var. Ayrıca bir de komedi filmi projem hazır. Her ikisi için de finansal destek bulursam hayata geçireceğim. Aslında artık cinli film çekmek istemiyorum gerilim ve komedi de ilerlemek en büyük isteğim. ​Bu iki projenin de ses getireceğine inanıyorum.​

KE-  Çektiğiniz korku filmlerinin setlerinde yaşadığınız ilginç ya da komik olaylar olduysa birkaçını bizimle paylaşır mısınız?

MT- Setlerimizde doğaüstü olaylar olmaz. Bizim olanlarında bir PR çalışması olduğuna inanıyorum. Ama korku setlerimizde çok güleriz biz. Eğlenceli esprili geçer. Hatta sahne diyaloglarını değiştirir komedi yaparız. Çok korkutucu bir sahnede karşınıza çıkan cin size öyle bir laf söyler ki gülmekten kramplar girer.​ Yani korkunun komedisini yapıyoruz sette kamera arkalarında.​

KE- Türk korku sinemasında son yıllarda gözle görülür şekilde bir artış var. Arka arkaya korku filmleri çekiliyor. Genelde köylerde anlatılan cinlerle ve büyülerle ilgili hikayelere odaklanılmış durumda. Ve bu kadar hikayeden de farklı filmler yaratmak da büyük bir başarı aslında. Nereye gidiyor Türk korku sineması, görüşlerinizi alabilir miyiz? Bir süre sonra cinlerden kurtulup başka konulara geçebilecek miyiz? Örneğin bir dönem fantastik/korku filmi yapılabilir mi Türkiye’de?

MT- Artık Cin'li hikayelerin dışına çıkma zamanı gelmeye başladı. Klasik temalarla üretim devam edecek ama alt türlerde de ciddi artış olacak korku sinemasında. ​Bu yıldan itibaren farklı konuları daha sık göreceğiz. Tabi gişede hüsran yaratan sonuçlar olursa hızla bir eski noktaya geri çekilme yaşanacaktır.

KE-  Cin Kuyusu, yakın bir tarihte vizyona giriyor? Korku filmlerini dört gözle bekleyen bir seyirci kitlesi olduğunu biliyoruz. Ne gibi mesajlar vermek istersiniz yeni filminizle ilgili? Seyircileri neler bekliyor?

MT- 6 Kasım 20152de vizyondayız. Karşınızda, önünüzde ve arkanızda güçlü yabancı ve yerli yapımların olduğu zor bir dönem.Cem Yılmaz'ın filmi bizden bir hafta sonra giriyor. James Bond giriyor. Bunlar da salon sayınızı ve bu salonlarda kalma sürenizi çok etkiliyor.​ ​Ancak ben türü sevenlerin filmimize sahip çıkacaklarını düşünüyorum. Gitsinler, seyretsinler sonra yorum yapsınlar. Ben gerim gerim gerileceklerini ve filmin finali ile ilgili ciddi tartışmalar yapılacağını düşünüyorum.​

KE-  2015 yılında Cin Kuyusu ile birlikte vizyona toplam 3 korku filminiz girdi. Aynı senede bu kadar çok yapımı peşpeşe vizyona sokmak sizce doğru mu? Plandığınız bir şeyler olması gerek. Bizi biraz bilgilendirir misiniz bu konuda?

MT- Tabi ki  doğru değil ancak farklı zamanlarda çekildi filmler ama vizyonları birbirine yakın oldu. Yılda en fazla 2 korku filmi çekmeli bir yönetmen, hatta o bile fazla.​​ Belki yararı şu oldu seyirci yönetmen olarak beni arka arkaya izleyerek benimle ilgili hızlı bir fikir sahibi olmuştur.​

KE-  Bugüne kadar sizi en çok etkileyen, favoriniz olan 2 yabancı korku filmini yazar mısınız?

MT- Ben çok sık korku filmi seyretmem, çünkü korkuyorum. Kuzuların Sessizliği ( The Silence of the Lambs ) ve Şeytan ( Exorcist )​

 Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.