8 Mart 2016

LONDON HAS FALLEN


Air Force One, In the Line of Fire , White House Down gibi ABD başkanına suikast temalı filmlere 2013 yılında bir de Olympus Has Fallen eklenmişti. Gerard Butler (Mike Banning) Beyaz Saray’a yapılan saldırıda Başkanı (Aaron Eckhart) patlamalardan, mermilerden uzak tutmaya çalışan ve bunun yanında iyi de dövüşen bir korumayı canlandırmıştı. Bu sene vizyona giren ve ilk filmin neredeyse devamı sayılan London Has Fallen (Kod adı: Londra)’da ise, yine aynı koruma ve aynı Başkan bu defa Londrada saldırıya uğruyor.
Hikaye de şöyle; İngiltere başkanının ölümü üzerine tüm dünya liderleri bu büyük cenaze içinLondra’da toplanır. Ama bu toplantı sırasında Londra’nın her bir köşesi önceden planlanmış inanılmaz bir suikast girişimi ile yerle bir olur. Yalan değil tabir doğru, gerçekten Londra yerle bir olur. Hedeflenen liderlerin başında gelen ABD başkanı tabii ki, koruması Mike’ın yetenekleri sayesinde orda oraya koşturarak hayatta kalmaya çalışır. Peşindeki teröristlerden köşe bucak kaçan ikilinin, Londra’da konumlanmış gizli istihbarat MI6’in başındaki ajan Riley’a güvenmekten başka çareleri yoktur.

London Has Fallen, ilk filmin kesinlikle iki kat daha üstünde bir yapım. Aslına bakarsak ilk filmin başında bulunan Antonia Fuqua çok başarılı filmlere imza atmış bir yönetmen. Bu filmde karşımıza çıkan Babak Najafi ise, çok fazla adını duyurmamış olmasına rağmen, yine de aksiyonu düzgün, heyecanı bol ve efektleri asla göze batmayan bir yapımla karşımıza çıkıyor. Filmin başında yer alan suikast esnasındaki patlamaların Londra’yı yıkıma uğrattığı sahneler ve ardından dur durak bilmeyen kovalamaca dolu aksiyon planları gerçekten nefesleri kesiyor. Ayrıca aralarda yer alan ve bu tarz filmlerin kaçınılmazı olan esprilerin dozu ayarında olduğundan  işin cılkını çıkartmaktan çok filmi eğlenceli hale dönüştürüyor. O kadar patlamanın olduğu bir yerde ve onlarca adam peşinden mermileri savururken o şakalar nereden akla gelir, o da ayrı.

İlk filmde de yer alan Morgan Freeman’ı yine renk kattığı London Has Fallen, aslında her zamanki gibi harika kurgulanmış bir Amerikan propagandası filmi. Daha önce yaptıklarından dolayı Abd’den nefret eden ve intikam için mükemmel planlar yapan bir terörist ordusu ve Abd ordusunun hepsini duman etmesi. Bunlar zaten bilinen gerçekler ama ne yazık ki, bunların hiçbirisi seyirciyi bu filmden soğutmaya yetmiyor. Her ne kadar filmin ikinci yarısı, ilk başına göre klişeleşmiş tek kişilik ordu kıvamına bürünse de, Gerard Butler’ın iyi performansı, güzel koruma taktikleri ve görsel olarak çok iyi çekimlerin yer aldığı çatışma sahneleri sayesinde film artı puanları topluyor.

“Bu tip filmlerden bıkmam, Başkan olsun, çatışma olsun, biri onu korusun, etraf patlasın, arabalar havada uçsun, iki de yakın dövüş olsun, daha ne isterim “ diyen herkesin bayılacağı ve çok keyif alacağı bir olmuş London Has Fallen. Meraklılarına mısır menüsü ile tavsiye edilir. 

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

GÜLŞAH ÇÖMOĞLU & FAHRİ ÖZTEZCAN ile RÖPORTAJ


Yerli/yabancı korku sineması üzerine yaptığım röportajlarımın bu defaki konukları İfritin Diyeti: Cinnia filminin oyuncuları Gülşah Çömoğlu ve Fahri Öztezcan. Moda’da buluşup kahve eşliğinde bol bol sohbet ettiğim iki oyuncumuz da, yaptıkları işten çok keyif aldıklarını özellikle hikayenin gerçek olmasının filme büyük katkısı olacağını dile getirdiler.

Gülşah ve Fahri ikilisi, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar. Her iki yönetmene de bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyor ve İfritin Diyeti: Cinnia filmine gişede bol başarı diliyoruz.

KE- Kendinizden ve oyunculuk deneyiminizden kısaca bahseder misiniz?

GÇ- 1986 yılında ankarada doğdum . Oyunculuk eğitimimi Bilkent Üniversitesi Mssf bölümünde 2009 yılında tamamladım. 5 yıl Fox tv’de yayınlanan Unutma Beni adlı dizide Asuman karakterini canlandırdıktan sonra İstanbula taşındım  ve 2 yıl Star Tv’ de yayınlanan Aşkın Bedeli adlı dizide Dicle karakterini oynadım. Ankaradayken ise devlet tiyatrosunda  3 yıl çalıştım. Şu anda ise, Mimar Sinan Güzel Sanatlar  lisesinde kadrolu olarak oyunculuk üzerine hocalık yapıyorum.

FÖ- Ben Bilecik'in Pazaryeri ilçesinin Demirköy köyünde 1980 yılında doğdum. Bilecik Anadolu Lisesini bitirdikten sonra Eskişehir Anadolu Ünv. İ.İ.B.F İşletme bölünde okudum. 2002 yılında istanbul a gelip 2004 yılında Yeditepe Ünv. G.S.F Tiyatro bölümüne girdim. Okul döneminde çeşitli dizilerde bölüm oyunculuğu ve reji asistanlığı yaptım ama daha çok profesyonel tiyatrolarda roller aldım. Önce çocuk tiyatrolarında sonra da, diğer özel tiyatrolarda oynadım. Bu dönemde Zincir Bozan, Pars, Kanalizasyon gibi sinema filmlerinde de rol aldım. 2012 yılında Amerika' ya gittim ve bir süre orda yaşadım. 2013 yılında Aşkın Bedeli dizisi ve ardından halen devam eden Diriliş dizilerinde oynadım.

KE- İfritin Diyeti: Cinnia filminde canlandırdığınız karakter hakkında kısa bir bilgi alabilir miyiz?

- Filmde Elif karakterini canlandırdım . Elif, Gediz de doğup büyümüş ve anneannesiyle yaşayan halk evinde el işi eğitmeni. İyi niyetli sevecen kasabalı ama kültürlü bir kız. Murat’a aşıktır ve onunla evlilik hayali kurmaktadır.     

FÖ- Canlandırdığım Yusuf karakteri en yakın arkadaşı ile birlikte küçük bir kasabada beraber yaşıyorlar. Yusuf içine kapanık ve durgun bir genç ancak Murat’ın nişanlısı Elif’e aşık olması onu bu durgun halinden daha başka bir adama dönüştürüyor. Daha fazla Yusuf u anlatmak sanırım film ile ilgili çok ciddi detay vermek olur.

KE-  Filmin gerçekten yaşanmış bir olaydan kurgulandığını biliyoruz. Gerçek yaşam öyküsünü anlatan bir korku/gerilim filminde yer almak nasıl bir duygu? Diğer film türlerine göre zorlukları var mı?

GÇ- İfritin Diyeti: Cinnia benim ilk sinema filmi tecrübem, o yüzden benim için yeri apayrı olacak her zaman . İlk sinema filmimin bir korku filmi olacağını gerçekten hissediyordum. Genelde filmlerin reklamları olsun diye gerçek hikayeden alıntıdır yalanı söylenir ama bu filmin asla yalanı yok . Zaten hayatından yola çıktığımız hoca her zaman her soruya açık. Bizleri de çekimlerde ziyaret etti, sağolsun. Korku filminde oynamak elbetteki zormuş, ruhunuz yoruluyor sürekli tedirgin oluyorsunuz ayrıca duasız uyuduğum tek bir gecem bile olmadı.

FÖ- Hem zor hem de kolay yanları var. Zor kısmı karakteri en doğru şekilde canlandırabilmek. Her ne kadar bir biyografi olmasa da olaylardaki kişilik gerçek. Onların hayatındaki bir kesiti canlandırıyoruz ve bu yüzden gerçeğe olması gerektiği kadar sadık, kişileri rencide etmeyecek kadar özenli olmalısınız. Kolay kısmı ise,  canladırdığınız kişilerin deneyimlerinden o sırada setten yararlanıp, yardım alabiliyor olmanız. Hatta bilgiye direk ağızdan alıp detaylandırmak için zaman kaybetmemeniz. Ben korku sinemasının özellikle bu tür filmelerin varlıpından çok memnunum hatta içinde olmaktan da çok keyif aldım. Benim için çok güzel bir deneyimdi.

KE- Filmin çekimleri sırasında yaşadığınız ilginç veya korkutucu olaylar varsa bizimle paylaşır mısınız?

GÇ- Yaşadığım bir olay var. Oda arkadaşım Ebru ile gerçekten aklım başımdan gidecek gibi oldu ve bu olayı paylaşmak istemiyorum çünkü o gün ikimizde o konuyu kapattık. Sebebi ise tekrar yaşamak istememem.

FÖ- Yusuf ve Murat’ın evleri özellikle çok ürkütücüydü. Gece çekimleri sirasında o evde oldukça tuhaf şeyler yaşadık ve ekip olarak hatta başka mekanlarda da. Ben anlatılmasına karşıyım bu tür durumların, bence fazla dillendirmemek lazım ama neredeyse bizde filmdeki kadar olmasa da farklı deneyimler yaşadık diyebilirim.

KE- Korku filminde oynayacağınızı öğrendiğinizde tedirginlik yaşadınız mı hiç?
Rol tekliflerinde karşınıza çıkan senaryolarda en çok nelere dikkat edersiniz?

GÇ- Tedirginlik ne kelime! Ben 1 hafta Özgür Özberk’i atlattım çünkü korkudan senaryoyu okuyamadım :) ilk okuma provasında adam akıllı odaklanıp okudum . Ama herhangi bir ön çalışma yapmadım ve herşey doğal olsun istedim. Çünkü ilk tepkim ilk korku çığlığım nasıl çıkıcaksa öyle olsun istiyordum. Ayrıca hiç birşey de izlemedim etkisi altında kalmamak için. Sadece yanıma yasin ve cevşen alıp Kütahyaya gittim. Önce senaryonun beni çok etkilemesi ve o senaryoya inanmam lazım ki, o hikayeye o karaktere seyirciyi inandırabileyim.  

FÖ- Hiç tedirginlik yaşamadım hatta heyecanlandım. Tanıdığım ve sevdiğim arkadaşlarımla böyle bir işte olmak çok heyecan verdi bana. Farklı roller canlandırmak benim için çok önemli. Özellikle karakterin senaryo sürecindeki evrimi benim için çok değerli. Oynadığım karakterin başrol kahraman ya da kötü olması değil ama ne kadar yaşadığı ya da nefes aldığı önemli.

KE- Devamlı cinler, büyüler ya da doğaüstü varlıklar olsun birçok film piyasaya çıkıyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bir süre sonra seyirciyi bıktırır mı bu konular? Yoksa bu rekabet daha mı iyi oluyor Türk korku sineması için?

GÇ- Herhalde dünya üzerinde cinlerle en çok ilgilenen toplumlardanız. Gerçekten ürkütücü zaten bu konu ama bende uydurma hikayelerden çok sıkıldım. Bizim filmimizi diğer filmlerden ayıran en büyük özellik konusunun olması ve bu hikayenin gerçek olması.

FÖ- Sanırım bizim kültürümüzdeki korku ögeleri batıya göre daha fazla ve daha güçlü ancak biz daha bunları keşfetmiş değiliz. Ne yazık ki kullanamıyoruz. Aynı kısır döngüde kısılıp kalmışız. Biraz Anadolu’yu gezersek ne hikayeler ne olaylarla karşılaşırız. Ancak korku sinemAsının bizim ülkemizde yoğunlaşması güzel bu yüzden de bırakabileceğimizi hiç sanmıyorum. Maceradan, aksiyondan, aşktan nasıl bıkmıyorsak, korkudan da sinema bazında bıkmayız, ama konuların acilen çeşitlenmesi lazım. Bunun için de yapımcı ve senaristlerden ricam gerçek hikayerlerin üstüne gitsin ve Anadoluyu gezsinler.

KE- İki yönetmenle birlikte çalışmanın zorlukları var mı? Nasıl bir uyum içindeydiniz sette? Biraz ekip ruhundan ve set ortamından bahseder misiniz?

GÇ- Özgür Özberk benim Aşkın Bedeli dizisinden arkadaşımdı zaten. Dünya tatlısıdır kimseyi kırmaz incitmez. Şahin Yiğit ile de sette tanıştım. O da inanılmaz sakin anlayışlı ve oyuncuyu motive eden bi yönetmen. Ekip ruhu inanılmazdı . Kendi aramızda çok yardımlaştık ve kimse birbirinden desteğini esirgemedi. Kimse “Bu benim işim değil, bana ne” demedi. 20 gün boyunca güle eğlene zaman zaman korka korka çekim yaptık. Çünkü bu film aslında prodüksiyon işi değil bir gönül işiydi.

FÖ- Hiç iki yönetmenle çalışıyor gibi olmadı açıkçası. Tek fikirde birleşmiş bir ekip vardı orda ve bu yüzden de kısa sürede tamamladık filmi. Daha önce beraber çalışmış ve birbirini tanıyan bir ekip şehir dışında beraber çalışıp beraber yiyip beraber hareket edince tam bir bütün olduk, arada ufak aksaklıklar çıksa da üstesinden beraber geldik.

KE- Yeniden bir korku filminde rol almak ister misiniz? Yakın zamanda yeni film projeleriniz var mı?

GÇ- Tabiki isterim içime sinen bişey olursa.Hem de tecrübe sahibi oldum artık. Şu anda sinema filmi çalışmam ne yazıkki yok.

FÖ- Daha önce de dediğim gibi ben karakterin senaryodaki sürecine ve evrimine bakıyorum. Bu yüzden senaryonun yanı sıra yönetmenin film ile ilgili düşüncesini ve karaktere bakış açısını bilmek benim için önemli. İşte bu yüzden de korku ya da macera ya da polisiye olması bir şey değiştirmez. Başka projeler için görüşmelerimiz var ancak kesinleşip sonuçlanmadan açıklamak doğru olmaz.

KE- Korku filmleri izlemeyi sever misiniz? Korku filmlerine ait en sevdiğiniz birkaç yabancı filmi yazar mısınız?

FÖ- Özellikle korku tercih ederim diyemem ama izlerim. Bazen arkadaşlarla korku geceleri yaparız bu da hoş oluyor. Mesela Elm Sokağı serisi benim için halen kült olma özelliğini korur bir de Garez i sayabilirim.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

KABR-İ CİN: MÜHÜR filminin yönetmeni ve oyuncuları ile Röportaj



Uzun zamandır yaptığım söyleşilerde Türk korku sinemasına gönül veren birçok yönetmen/oyuncu ile tanışma fırsatı yakaladım. Her seferinde farklı korku filmi projelerinden bahsediliyor ve bunları hayata geçirmek için bir emek veriliyor. Bu da korku sinemasının gelişmesi  adına çok güzel bir durum. Bende elimden geldiğince işim gereği ve korku sinemasına olan ilgim dahilinde tüm korku filmi yapımlarında emeği geçen her kişi ile tanışıp sohbet ediyorum. Bu işi severek yapıyorum ve yaptığım röportajlarında ona göre kaliteli olması için uğraşıyorum. Korku sineması da isteyerek, severek yapıldığında ve senaryolar da ona göre düzgün yazıldığında çok kaliteli işlerin ortaya çıkacağına inanıyorum. Her yönetmen, yapımcı ve senaristin yaptığı kaliteli işlerle Türkiye’de kendini bir marka haline getirmesi mümkün. Zaten yapılan işler kaliteli olduğunda başarısız olanlar kendi kendini yok ediyor. Ayrıca, Türk korku sinemasının da kısa bir zaman içinde yurtdışındaki filmlerden çok daha iyi yapımlar ortaya çıkaracağını düşünüyorum. 
Yerli/yabancı korku sineması üzerine yaptığım röportajlarımın bu defaki konukları Kabr-i Cin: Mühür filminin yönetmeni Volkan Adıyaman ve oyuncuları Burcu Küçük ve Orhan Milli. Bu güzel ekip ile filmin seslendirmesini yaptıkları stüdyoda buluştuk ve hoş bir sohbet eşliğinde korku sineması ve kendi filmleri hakkında bol bol konuştuk.

Volkan Adıyaman, Burcu Küçük ve Orhan Milli, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar. Knedilerine bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyor ve Kabr-i Cin: Mühür filmine gişede bol başarı diliyoruz.


VOLKAN ADIYAMAN

KE- Sizi daha çok görsel efektlerdeki uzmanlığınız  ve oyunculuğunuz ile tanıyoruz Kabr-i Cin: Mühür ilk uzun metrajlı film deneyiminiz. Neden ilk olarak bir korku filmi çekmeyi düşündünüz? Korku filmlerine ilginiz nereden geliyor?

VA- Öncelikle merhaba. Yaklaşık 16 yıldır sinema tv sektöründeyim. Aslında hali hazırda reklam filmleri video müzik klipleri çekiyorum ama onlar tabii ki arka planda kalıyor. Ayrıca sipariş üzerine senaryolar yazdım, uzun metraj ve dizi. Kabr-i Cin: Mühür ilk uzun metrajlı filmim. Korku yapmak aslında kolay bir is değil. Kabr-i Cin: Mühür ‘e genel anlamda baktığınızda hikayesiyle, senaryosuyla, efektleriyle diğer korku filmlerinden çok farklı. Aslında dram-gerilim türünde bir film. Seyirciler bu farklılığı izlediklerinde anlayacaklar ve büyük keyif alacaklar. Korku filmleri benim ilgiyle takip ettiğim bir tür. Türkiye’de yapılan korku filmlerinde gördüğüm eksiklerden dolayı ilk filmimi dram- gerilim türünde çekmek istedim. Çünkü bende klasik cin filmlerinden sıkıldım ve bu yüzden bu filmi yapmaya karar verdim.

KE- Kabr-i Cin: Mühür ne demek? Bize biraz filmin hikayesinden bahseder misiniz?

VA- Kabri Cin aslında cin mezarı demek. Filmin hikayesi ise şöyle; Yüzyıllar önce iyi bir Cin tarafından Kuran-ı Kerim'den yola çıkılarak yazılan kitabın, her yüz yılda bir koruyucuları gelmektedir. Bu koruyuculara Bekçi adı verilir. 1365 yılında Demirci yine bir cin vakasını çözmek için Mısır’ın Buhariye şehrine gider. Buhariye valisinin kızının içine cin girmiştir ve çıkartılması gerekmektedir. Bunu yapabilecek tek kişi Demirci'dir. Büyük uğraş sonunda Demirci cini çıkarır. Cin büyük bir intikam yemini eder. Uzun zaman sonra 1915 yılında Zöhre adında bir kız istemediği bir adam olan Kudret Ağa ile evlendirilmek zorunda bırakılır ve bu evliliği öğrenen Zöhre'nin sevdiği çocuk Selim dayanamaz ve intihar eder. O dönemdeki kitabın bekçisi ise Nezir Hoca'dır. Kitabı Kudret Ağa'nın kardeşi Hacer ile birlikte Zöhre çalar ve altından kalkamayacakları bir yükün altına girerler. Kitaptaki bir büyüyü yanlış yaparak Azazel adındaki cini serbest bırakırlar ve başları büyük bir belaya girer. İçinden çıkamayacakları bir beladan, köyü ve köy halkını kurtarmak için çabalayacaklardır fakat bu onlar için kolay olmayacaktır. Yıl 2015 olduğunda,1915 den kalan lanetin izleri Deniz ve arkadaşlarını da takip edecektir.

KE- Filmin senaryosu da size ait sanırım. Nasıl ortaya çıktı Kabr-i Cin: Mühür filmi? Yaptığınız araştırmalardan biraz bahseder misiniz?

VA- Evet filmin senaryosu bana ait. Coşkun Gündoğdu ile birlikte yazdım. Dünyada, insanlardan önce yasayan varlıklarla ilgili araştırmalar yaptım. Tabii bu çok kapsamlı bir konu. Ben sadece  ilgili konuya yönelerek cinleri araştırdım.  Aslında cinler bugüne kadar izlediğimiz filmlerdeki gibi basite alınacak varlıklar değiller. Onlarda bizim gibi yasıyorlar ve yaşam alanları var. Sadece boyut farkından dolayı birbirimizi göremiyoruz. Onların da alimleri ,ateistleri var. Bu musallat konusuna gelecek olursak, ki genelde filmlerde hep bir musallatlık olayı görüyoruz. Onlar insanlara aşık bile olabilir hatta yaptığınız bir hata yüzünden size kızıp musallat olabilirler. Aslında buda çok kapsamlı. Araştırmalarım.sonucunda klasik cin filmlerinden nasıl sıyrılırım ve sadece seslerle değil de hikayesiyle de insanların hem  gerilip,  hem de keyif alacakları nasıl bir iş ortaya çıkarırım diye düşündüm ve Kabr-i Cin: Mühür ortaya çıktı.

KE- Sizce korku filmlerinde ( genel olarak yerli / yabancı) ses efektlerinin arkasına sığınıp, göz yoran hızlı çekimlerle ve bilgisayarla yapılmış inandırıcılığı pek olmayan makyajlarla seyirciyi korkutmaya çalışmak sizce ne kadar doğru bir iş? Bu konuda neler yapılması gerek, doğrusu nedir?

VA- Korku dediğimizde kişiden kişiye değişen bir duygu olduğunu biliyoruz. Kimi insan yanında bomba patlasa hiçbir şekilde tepki bile vermez, ürkmez ama bir yılan gördüğünde korkudan çığlık atar. Bazı insanlar da, cin, şeytan, canavar, zombi,  vampir gibi çoğu uydurma varlıklardan hiçbir şekilde korkmaz, birinin boğazı kesilirken ki görüntüsü onları öyle bir etkiler ki, korkudan bayılırlar, ağlarlar. İşte bu çeşitliliği göz önünde bulundurarak türler ortaya çıkmıştır. Kimi filmler seslerle, kimisi görsellikle, kimisi ise bütün türleri karıştırarak filmler yapar. İste bu yüzden arz talep meselesinden dolayı yapımcılar, yönetmenler ve senaristler  bu tarz filmler üretirler. Aslında sorsanız herkesin yapmak istediği alışagelmedik işler elinde olabilir ama alıcısı olmadığı için sadece kenarda köşede kalır bunlar. Ben elimden geldiği kadar arz ve talebine bakmadan başarılı ve kaliteli filmler yapmak istiyorum. Yaptığım bir filmin başarısı herşeyden daha önemlidir benim için.

KE- Filminizin setinde yaşanan ilginç olaylar var mı? İlk uzun metrajlı filminizin bir korku filmi üzerine olması sizi zorladı mı?

VA-  Çekim yaptığımız sokakta yatır vardı. Birgün elektrikler kesildi sokakta ve bende fırsattan istifade lavaboya gitmek istedim. Karanlık sokakta ilerlerken tam yatırın olduğu yerde aksakallı  sarıklı cübbeli bir dede bana doğru bakıyordu. Bir anda kaskatı kesildim. Yüzünde bir nur vardı, ışık saçıyordu. Bana doğru yürümeye başladı. İçimden dua etmeye başladım. İyice yaklaştığında birde anladım ki, bizim nezir hocamız elinde cep telefonuyla biriyle konuşuyor:). Bunun dışında, bir kedi gördüm ince bir tahtanın üzerine cıkmış ve sırtı dönük oturuyordu. Kediye seslendim bakmadı bile, bir daha seslendim. Döndüğünde gözleri öyle bir parlıyordu ki, normal bir parıltı değildi. Tabii ki hemen fotoğrafını çektim. İlk uzun metrajlı filmimin korku üzerine olması beni hiç zorlamadı. Dünya sinemasını yakından takip ediyorum ve bu zaten benim işim. Yapmak isteyipte yapmadığım birçok teknik var bu filmde. Bir sonraki filmlerimde Türk standartlarının üstünde filmler yapacağım. Türk sinemasının da dünya sinemasında hatırı sayılır bir yere gelemsi gerekiyor. İnşallah benim gibi düşünen birçok yönetmen bunu yapar.

KE- Filminiz hakkında neler söylemek istersiniz Türk korku sineması seyircisine? İzleyicileri neler bekliyor?

VA-  Film gerçektende her tür sever için ilgi çekici ve seyri güzel bir film oldu. Şunları söyleyeceklerine eminim. “Gerçektende başarılı ve değişik bir film olmuş.
Klasik bir cin filmi degil. Çok daha kapsamlı ve heyecanlı olmuş” .. Özenle tasarladığım bazı sahneler var. Oralarda fazlasıyla korkacaklarına eminim.

KE- Türk korku sineması, nereye gidiyor? Görüşlerinizi alabilir miyiz? Bir süre sonra cinlerden kurtulup başka konulara geçebilecek miyiz?

VA-  Türk korku sineması tamamen arz talep meselesine göre ilerliyor. Eğer  korku film yapımcıları ve yönetmenler arz talep meselesini aşarlarsa gerçekten çok iyi yerlere gideceğine inanıyorum. Üretken olmak zorundayız. Cinlerden kurtulmak derken tekrar dediğim gibi tamamen arz talep meselesi bu. Müslüman bir ülke olduğumuzdan ve cinlerinde Kuran i Kerim’de geçtiğini bildiğimizden dolayı, hali hazırda insanların korktuğu birşey var elimizde. Çocukluğumuzdan beri büyükler cinlerle ilgili hep birşeyler anlattılar bizlere. Onların adını bile söylemeyin vs gibi. Korku zaten bilinçaltımıza yerleşmiş. Türk yapımcılarda bunu gayet güzel kullanıyorlar. Cinlerden vazgeçip,  başka korkuları konu almak biraz cesaret işi. Benim projelerim arasında başka tür korkular da var ve eminim ki, insanları titretecek ve derinden korkutacak projeler bunlar. Burada şimdi söylemek istemiyorum. Malum fikirler ve projeler çalınabiliyor. Kısacası ben kendi adıma başka konuları işleyerek korku filmleri yapacağım.

KE- Yeniden korku filmi çekmeye devam edecek misiniz? Yeni projeleriniz varsa kısaca anlatır mısınız?

VA-  Evet korku filmi projelerim var. Dediğim gibi konularıyla ilgili pek birşey söylemek istemiyorum çünkü şimdilik çok erken. Fakat ikinci uzun metrajlı filmim aksiyon-drama olacak ve sürpriz yıldız isimlerle çalışacağım.

KE- Çok korku filmi izler misiniz? Bugüne kadar sizi en çok etkileyen, favoriniz olan korku filmi ve yönetmenler nelerdir?

VA- Evet izlerim. “The Conjuring” benim favorim. Bunun dışında Tepenin Gözleri,  Evil Dead ve Insidious’ı sayabiliriz. Daha geriye gidecek olursak, çocukluğumuzun filmleri Elm Sokagi Kabusu, Candyman, Hayvan Mezarlığı ve The Exorcist favorilerimdir.

BURCU KÜÇÜK ve ORHAN MİLLİ

KE- Kendinizden ve oyunculuk deneyiminizden kısaca bahseder misiniz?

Orhan Milli- 1982 Türkiye doğumluyum. İlköğretimi Türkiye'de bitirdikten sonra Fransa'ya yerleştim. Paul Sebastier Konservatuvar Tiyatro ve Drama bölümünden mezun oldum, Sonrasında ise, Jacque Lecoq beden dili oyunculuğu akademisinde yüksek lisans Programını tamamladım. Fransa'da devlet tiyatrolarında kadrolu olarak sahne aldım. 2012 senesinde Kültür Bakanlığı tarafından devlet sanatçısı unvanını kazandım. Çok kısa bir zamandır Türkiye'de ikamet ediyorum ve ilk sinema filmi projem KABR-İ CİN oldu. Bunun haricinde Show Tv’de yayınlan Gamsız Hayat adlı dizi projesinde İbrahim karakterini canlandırdım fakat dizi reytinglerden dolayı yayından kaldırıldı. Şimdi ise Lazlarda Üç Harflidir (Komedi) sinema filminde MANTAR (köyün delisi) karakterini canlandıracağım.

Burcu Küçük - 1988 Bursa doğumluyum. Çocukluğumdan bu yana, müzik, dans ve resim başta olmak üzere temel sanat dallarıyla ilgilenen, oldukça sosyal bir öğrenciydim. Bu yatkınlığım okulun yılsonu etkinliklerinde hep en önde ve istekli olmamla birlikte tiyatro ile tanışmamla devam etti. Aynı zamanda ilkokul 3. sınıfta başladığım basketbola da 11 yıl boyunca profesyonel olarak devam ettim.
Tiyatro, dans, basketbol maçları, deplasmanlar derken oldukça hareketli ve dolu dolu geçen öğrencilik yıllarımın son demlerinde sağlık sorunlarından dolayı basketbolu bırakmak zorunda kaldım. Bu aşamada her daim hayalim olan ve bir gün gerçekleşeceğine gönülden inandığım oyunculuk tutkumu geliştirmek için Bursa Şehir Tiyatrosun da eğitim almaya başlamıştım. Ayrıca Turizm sektöründe başlayan çalışma hayatımdaki kariyer planlamam ve oyunculuk arzumun ağır basması sebebiyle İstanbul’a yerleştim. Başlangıçta Koza Tiyatrosu’nda görev aldım. Bu dönemlerde hayalimi gerçekleştirmemde bana vesile ve destek olan sevdiğim bir oyuncu arkadaşımın referansı ile “SIR” filmi için görüşmeye gittim. Hiçbir zaman unutamadığım günlerden biridir, mutlu ve inanılmaz heyecanlıydım. Tabi canlandıracağım karakter (Tuba) ve filmin “slasher” tarzı senaryosunu da katarsak çok da şaşkındım çünkü, korku filmleriyle büyüdüm diyebilirim. Çok keyifli geçen çekimlerin ardından vizyon tarihi ile ilgili sabırsız bekleyişimle beraber gelen “Kabr-i Cin” projesiyle yaşadığım gurur, sevinç ve mutluluk tarif edilemezdi. Muhteşem bir ekip olduk, çok keyifli ve eğlenceli çalıştık, gerçekten aile gibiydik diyebilirim. Her iki projede  çok değerli insanlar kattı hayatıma, hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum buradan. 

KE- Kabr-i Cin: Mühür filminde canlandırdığınız karakter hakkında bilgi alabilir miyiz?

OM - Kabr-i Cin: Mühür filminde,  SERKAN karakterini canlandırdım. Serkan; güvenilir, doğru ve sadık bir kişiliğe sahip. Deniz karakterinin iş ve yakın arkadaşı, aynı zamanda da ondan hoşlanan birisi.Serkan karakterinin en dikkat çekici tarafı, ilk başlarda normal birisi olarak gördüğümüz , daha sonrasında ise, beyni cin tarafından kontrol altına alınarak ona hizmet etmeye başlamasıdır. Yani büyüden sonra robotik olarak karakteri canlandırması da diyebiliriz.

BK - Hacer, 1915 döneminde kızını ve kocasını bir haslıktan dolayı kaybetmiş, köyün ağasının (Kudret) kardeşi, Zöhre’nin çocukluk arkadaşı, halis, iyi niyetli ve aynı zamanda manevi abla modelini üstlenmiş bir kadındır. Kudret’in Zöhre’ye olan ilgisinden en az Zöhre kadar rahatsız olan Hacer, bu uygunsuz durumu telafi edebilmek için başından sonuna kadar Zöhre’ye her türlü desteği vermekten çekinmez . Fakat bu durum Hacer’i sıradışı bir karar alarak büyü yapma noktasına kadar getirir ve iki arkadaş neye sebep olacaklarını bilmeden yaptıkları bu hatanın bedelini ödemek zorunda kalırlar.

KE- Daha öncede bir korku filminde yer aldınız. Bu defa da Kabr-i Cin: Mühür. Korku filmlerinde yer almak nasıl bir duygu? Diğer film türlerine göre daha zorlayıcı kısımları var mı?

Burcu Küçük - İki projenin de korku/gerilim filmi olması sebebiyle edindiğim deneyim ve tecrübenin şimdilik bu tarzda olduğunu varsayarsak, diğer film türleriyle ilgili bir kıyaslama yapamıyorum fakat, inanılmaz keyifli ve eğlenceli olduğu çok net. Bir taraftan çok eğleniyorsunuz ama aynı zamanda o korku/gerilim duygusunu işliyor ve yansıtıyorsunuz. Oldukça zıt duygular, çekim esnasında yaşanan ambiyans ve sonrasında gelen gülme krizleri sanıyorum ki başka bir işte nadir görülür.
Tek zorlayıcı kısmı bir nebze plastik makyaj ve uzun süre o halde kalmak zorunda olmak. Ya da senaryoya uygun enerjisi enteresan eski bir ev, villa, orman, gecenin 03.00 ü yatırın hemen yanı boş bir arazi. Ve orada gerçekleşen çarpılma sahnem en zorlayıcı olan enstantaneler sayılabilir.

KE-  Korku filminde yer almak nasıl bir duygu? Diğer film türlerine göre daha zorlayıcı kısımları var mı?

Orhan Milli - Korku filmlerinde yer almak çok keyifli ama, bir o kadar da zor .Çünkü beden dili oyunculuğu çok ön planda. Fiziksel olarak önceden hazırlık gerektiren sahneler olabiliyor. Özellikle benim karakterim için konuşuyorum ki, izleyince de bana hak vereceksiniz bundan eminim.

KE- Çekimler sırasında sette başınızdan geçen ilginç bir olay varsa bizimle paylaşır mısınız?

OM - Evet birçok örnek var ama, en ilginç olanı  sahne gereği Serkan karakterinin kesici bir aletle başka bir karakteri keserken, etrafta ki meraklı izleyicilerden bir çocuğun “Annneeeeee” diyerek kaçması. Tabii sonrasında şahsen durumu ona anlattım ve korkmasını gerektirecek bir şey olmadığını izah ettim.

BK - Korku filmi olunca ürkütücü ama komik anılar kaçınılmaz elbette. Çekimlerde yüzüme yapılan plastik makyaj uygulamasının bitmesine yakın zaman diliminde köyde elektriklerin kesilmesi üzerine gayr-i ihtiyari ekip arkadaşlarımın yanına gitmek için yürümeye başladığım esnada, (ki yüzümün ne halde olduğunu söylememe gerek yok sanırım) ekipten bir arkadaşın ışık vermek adına arabanın farlarını açması ve ışığın yüzüme bir anda yansıması üzerine çekimlerimizi izlemek isteyen köy sakinlerinden bir hanımın beni görünce “Tövbe bismillah” diyerek fenalaşması ve yaşadığım şok. Kendimi açıklama çabam,  yardım dahi edememem ve sonrasında gelen kahkahalar. Yaşadığım ilginç anılar böyle yazmakla bitmez sanırım.


KE- Gerçek hayatta cinlerle ya da büyülerle ilgili anlatılan hikayeler sizi etkiler mi, inanır mısınız?

OM - Gerçek hayatta bu kavramların varlığına inanırım ve gerçekten beni inanılmaz etkiler. Hatta geceleri uyanıp dua ettiğim durumlar bile olmuştur. Ben oynarken filmin etkisinde kaldım, ama siz izlerken ne yapacaksınız çok merak ediyorum. Bu konuyu filmi izledikten sonra güzel bir kahve eşliğinde tekrar konuşalım Korcan bey.

BK - İnanırım mı? Bu konuda nötr kalmayı tercih ediyorum desem daha doğru ama elbette inanışlarımızla doğru orantılı yaşanılan doğaüstü hikayeler şahsen ister istemez etkiliyor beni diyebilirim.


KE-  Rol tekliflerinde karşınıza çıkan senaryolarda en çok nelere dikkat edersiniz?

OM - En çok dikkat ettiğim şey, karakterin gerektirdiği oyunculuktur. Çünkü benim için en önemlisi, esas oğlan olmak değil, oyunculuk anlamında farklılık olmasıdır ki, bunu da Serkan karakterinde izleyeceksiniz.

BK- Sunulan karakteri okuduğum esnada analiz ederken, kendimi hayal ederek gerçekleştiriyorum. Benim için önemli olan oyunculuğumu ön plana çıkartacak olan sahneleri tespit etmek ve üzerinde bir süre çalışıp hazırlanmak.


KE- Devamlı cinler, büyüler ya da doğaüstü varlıklar olsun birçok film piyasaya çıkıyor. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bir süre sonra seyirciyi bıktırır mı bu konular? Yoksa bu rekabet daha mı iyi oluyor Türk korku sineması için?

OM - Aslında hepsi çok emek ve masraf harcanarak yapılan projeler, fakat ben senaryoların tam olarak beyazperdeye yansıdığına inanmıyorum. Bunun birçok nedeni var ve bunlardan en önemlisi bütçeler. Maalesef bütçesizlik zaman dilimini kısaltıyor, tabii haliyle zaman kısalınca projeyi yetiştirme telaşından dolayı kalite düşüyor ve birçok sahne ya iptal ediliyor, ya da daha kolayına kaçarak değiştiriliyor ki, bu durum gerçekten beni aşırı derecede rahatsız ediyor. Tabii ki projelerin çokluğu rekabeti doğuruyor ve rekabet olan yerde her zaman kalite artar. Bence Türk korku sinemasının en büyük avantajı, inançlarımıza göre konularımızın geniş ve göreceli olmasıdır. Bu konuda altyapısı olan senaristlerimiz çok iyi bilirler ki, iyi bir bütçeyle dünya korku sinemasında lider olabiliriz.

BK- Bu türle ilgilenen ciddi bir kemik kitle var tartışmasız. Bu sebeple gelişim gösterildiği taktirde seyirciyi bıktıracağını düşünmüyorum. Çünkü geçmişten bu yana inanışlarımız, toplumsal yapımız ve karşılaştığımız hikayeler bilinçaltımızda bu korkuyu besliyor. Gerçeklik payına değinmek istemiyorum ama bu anlamda bir açık var bu çok net. Beslenen bu korku duygusunun geliştirilerek işlenmesi ve içerisine dram,aşk gibi olgular katılarak dolu bir hikayeye dönüştürülmesi bana göre rekabeti arttırmakta. “Kabr-i Cin: Mühür” filminde bizler bunu deneyimledik, gerçekten çok emek verdik, takdir elbette seyircinin. Yine de korku/gerilim alanında Türk sinemasının farklı konu ve tarzlarda geliştirilmesinden yanayım kesinlikle.


KE- Yeniden bir korku filminde rol almak ister misiniz? Yakın zamanda yeni film projeleriniz var mı?

OM - Tabii ki, neden olmasın? İyi bir senaryo ve karakter olursa düşünebilirim. Yeni projelerim var, ama korku veya gerilim değil, aksine yukarıda bahsettiğim gibi bir komedi filmi. Bunun haricinde, yeni bir dizi için menejerimin görüşmede olduğu bir proje de bulunuyor.  

BK- Hayır demem tabii fakat, bir oyuncu olarak komedi, dram, aşk veya aksiyon alanlarındaki rolleri ve projeleri de deneyimlemeyi çok istiyorum. Yeni görüşmesini gerçekleştirdiğim bir komedi filmi projesi var çekimlerine başlanma tarihinin netleşmesini bekliyorum.


KE- Korku filmleri izlemeyi sever misiniz? Korku filmlerine ait en sevdiğiniz birkaç yabancı filmi yazar mısınız?


OM - İzlemeyi çok severim ama bir o kadarda korkarım. En çok sevdiğim filmler, uzakdoğu kökenli korku filmleridir, çünkü onlar daha gerçekçi ve aykırı beyinlerin çalışmasıdır. Hatta bu filmler kendi içlerinde öyle başarılıdır ki, izleyici çekik gözler görmesin ve tüm dünya izlesin diye Hollywood tarafından tekrardan çekilip pazarlanır.
Örnek olarak tavsiye edebileceğim birkaç film var tabii ki, 
1-Akasya 2-Ringu 3-One Missed Call 4-Kairo 5-The Red Shoes

BK- Çocukluğumdan beri, korkutmayı o adrenalini hissetmeyi ve hissettirmeyi sevdiğimden bahsetmiştim. Bu anlamda kardeşim (onu çok seviyorum beni affetsin) benden çok çekmiştir. Ayrıca çocukluk arkadaşlarımı toplayıp ürkütücü hikayeler anlatmaya bayılırdım. Birlikte toplanıp sürekli korku/gerilim filmleri izlerdik ve doğal olarak geceleri uyuyamayıp ertesi gün yaşadığımız korku dolu anları gülerek birbirimize anlatırdık. Ayrıca o dönemlerde Stephen King, Agatha Christie gibi yazarların kitaplarını çok okurdum. Hayvan Mezarlığı ile başlayan korku filmlerine olan ilgim Chucky (ona benzeyen en sevdiğim oyuncak bebeğimden korkar hale gelip kaldırmıştım hala saklarım) ve Elm Sokağı Kabusu benim o zamanki tabirimle ‘tırnaklı öcü’ ile devam etti. Şimdilerde daha çok korku yerine aksiyon filmilerini tercih ediyorum. Halloween, Texas Katliamı, Rose Red Konağı, Tepenin Gözleri, Identity, İnsidious, Sinister gibi yapımlar başucu filmlerim diyebilirim.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

ÖZGÜR ÖZBERK & ŞAHİN YİĞİT ile RÖPORTAJ


Uzun zamandır yaptığım söyleşilerde Türk korku sinemasına gönül veren birçok yönetmen/oyuncu ile tanışma fırsatı yakaladım. Her seferinde farklı korku filmi projelerinden bahsediliyor ve bunları hayata geçirmek için bir emek veriliyor. Bu da korku sinemasının gelişmesi  adına çok güzel bir durum. Bende elimden geldiğince işim gereği ve korku sinemasına olan ilgim dahilinde tüm korku filmi yapımlarında emeği geçen her kişi ile tanışıp sohbet ediyorum. Bu işi severek yapıyorum ve yaptığım röportajlarında ona göre kaliteli olması için uğraşıyorum. Korku sineması da isteyerek, severek yapıldığında ve senaryolar da ona göre düzgün yazıldığında çok kaliteli işlerin ortaya çıkacağına inanıyorum. Her yönetmen, yapımcı ve senaristin yaptığı kaliteli işlerle Türkiye’de kendini bir marka haline getirmesi mümkün. Zaten yapılan işler kaliteli olduğunda başarısız olanlar kendi kendini yok ediyor. Ayrıca, Türk korku sinemasının da kısa bir zaman içinde yurtdışındaki filmlerden çok daha iyi yapımlar ortaya çıkaracağını düşünüyorum.

Yerli/yabancı korku sineması üzerine yaptığım röportajlarımın bu defaki konukları İfritin Diyeti: Cinnia filminin yönetmenleri Özgür Özberk ve Şahin Yiğit. Kendileri ile Kadıköy’de buluşup güzel bir sohbet eşliğinde korku sineması ve kendi filmleri hakkında bol bol konuştuk. Özellikle gerçek hikayeye dayanan filmlerinin çekimleri sırasında yaşadıkları ürkütücü olayları dinlemek çok enteresan oldu.

Özgür ve Şahin ikilisi, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar. Her iki yönetmene de bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyor ve İfritin Diyeti: Cinnia filmine gişede bol başarı diliyoruz.


KE-  Özgür bey oyunculuk, yapımcılık ve yönetmenlik gibi birçok konuda deneyiminiz var. Komedi filminden sonra şimdi de bir korku filmi çektiniz? Neden korku filmi çekmeyi tercih ettiniz?

ÖÖ- Asıl mesleğim mühendislik olmasına rağmen, 23 senedir oyunculuk son 6 senedir de yapımcılık ve yönetmenlik yapıyorum. Arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine izlerdim sadece korku filmlerini. Çünkü kötü bir korku filmi hem zamana hem de paraya yazık diye düşündürüyordu bir seyirci olarak beni. Türkiye’de çok etkili korku filmleri çekildiğini de düşünmüyordum açıkçası. Bir gün askerlik arkadaşım ve senarist bir arkadaşı, korku filmi çekmek istediklerini söylediler ve bana bir senaryo yolladılar.. Yazılanların gerçek olması ve senaryonun gidişatı beni çok etkiledi ve ben de bu filmi çekmeyi ve isterlerse de seve seve oynayabileceğimi söyledim. Bu filmi çekerken amacımız biraz da sektördeki korku filmlerinin dışında, daha yüksek bir çizgisi olan, kaliteli bir yapım yapmaktı. Bunda da başarılı olduğumuzu göstermek istiyoruz artık.

KE-  Özgür bey  hem Cinnia, hem de tanıtımlarınızda sıkça bahsettiğiniz “Mühr-ü Vekil” hakkında bilgi verir misiniz, nedir bunlar ?

ÖÖ- Cinnia, bizim filmde adı geçen yüksek mertebeli bir cin. Filmdeki karakterlerden birine musallat oluyor ve olaylar bu şekilde gelişiyor. Mührü Vekil ise, dünyada dört tane olan ve cinler alemiyle direk temas halindeki, Hz. Süleyman’ın mührüne ve kabiliyetlerine sahip bir kişilik.

KE- Filminizin çekildiği Kütahya’da mezarlık sahnelerinde başınıza bir takım ilginç olaylar gelmiş. Bunlardan bazılarını bize anlatır mısınız?

ÖÖ- Filmi dokusu gereği Gediz’de çekmek istedik ve konu gereği de sahnelerden birisinin  mezarlıkta çekilmesi gerekiyordu. Zincirlikuyu’dan bile geçerken ürken birisi olarak, neredeyse terkedilmiş eski Gediz’de Erdoğmuş köyünün bir mezarlığında çekim yapmak gerçekten benim için çok cesaret isteyen birşeydi. Mezarlığa akşam 11 gibi geldik. 30 kişilik bir ekiptik ve mezarlığın girişinde çıtımızı bile çıkarmadan yaklaşık 15 dk kadar jeneratörlerin gelmesini bekledik. O sırada filmin çıkış noktası olan Hasan Hoca geldi ve bizden once çekim yapacağımız mezarlığa girmek istediğini söyledi. Bizim zaten çıtımız çıkmıyordu korkudan. Kendisi içeriye girdi ve bir 5 dk kadar sonra dışarıya çıktı. İçeride 4000 5000 civarında cin olduğunu o yüzden de bizim çekim yapacağımız yeri korumaya aldığını söyledi ve bize birkaç anlamadığımız dilde şeyler söyleyip alnımıza parmağını sürdü. İlk başta çok garip geldi bu hareketleri, ama sabahın 4’üne kadar süren çekimleri öyle büyük bir huzur ve sükunet içinde bitirdik ki, kesinlikle ne yapıldıysa işe yaradığını anladık. Kamera kayıtlarında bütün bu ritueli yakında paylaşacağım.

KE-  Filmin çekimleri sırasında yaşadığınız ilginç veya korkutucu olaylar varsa bizimle paylaşır mısınız?

ŞY- Aslında paylaşacağımız birçok hikaye var gerçekte yaşamış olduğumuz fakat buraya yazmak ne kadar doğru olur bilemedim, sonuç olarak bir korku filmi çekiyoruz ve yazılan sahnelerin yarısından fazlası gece planlarından oluşuyor ki, gece zaten başlı başına bir gerilim bir korku unsurudur  Örneğin terk edilmiş bir mezarlığın ortasında sabahlara kadar çekimler yapıyorduk. Bir gün çekim bitip odama geldiğimde lambanın anahtarını açar açmaz ampul patladı.Tabii o anda korkmamak elde değil ve geceyi kamera asistanlarının odasında tamamlamıştım.

KE- Filmin gerçekten yaşanmış bir olaydan kurgulandığını biliyoruz. Gerçek yaşam öyküsünü filme çekmek nasıl bir duygu? Olayları kurgularken ne gibi zorluklar çıkıyor karşınıza?

ÖÖ- Biz çok zorluk yaşamadık, çünkü olayı yaşayan Hasan bey çoğu sahnede bizimleydi. Çekim yaparken gözlerinden akan yaşı gördüğümde, onu eski anılarına götürdüğümüzü hissediyordum. Her konuda bize yardımcı olması, bizim işimizi çok kolaylaştırdı aslında. Filmin içinde kurgu faktörüde olduğu için olabildiğince gerçeklerden ödün vermemek gerekiyordu. İkisinin birleşimini iyi yaptığımızı düşünüyorum.

KE- Şahin bey sizi daha çok görüntü yönetmenliğinden ve çektiğiniz reklam filmlerinden tanıyoruz. Çok ünlü yönetmenlerle birlikte çalıştınız. Bize biraz kendinizden ve yaptığınız işlerden kısaca bahseder misiniz?

ŞY- Doğrudur. Kariyerimde Abdullah Oğuz , Sinan Çetin gibi Türkiye’nin en büyük isimlerin görüntü yönetmenliğini yaptım. Fakat 5 yıldır çeşitli reklam ajanslarına yönetmenlik yapmaktayım. Şu anda yaptığım işlerin çoğunluğunu reklam filmleri oluşturuyor. 2016 yılında çekmeyi planladığım  duygu yüklü bir filmde var.

KE- Özgür Özberk ile birlikte bir korku filmi çektiniz. İki yönetmenle beraber film çekmenin zorlukları var mı? Nasıl bir uyum içindeydiniz sette? Anlaşamadığınız yerler oldu mu hiç?

ŞY- Tabii ki oldu. İki yönetmenli işler çoğunlukla fikir ayrılıklarına gebedir.  Fakat bir şekilde orta yolu bulduk ve güzel bir iş çıktı. Özgür başrolde olduğundan daha çok kamera önündeydi, ama biz bir şekilde birbirimizin eksik kaldığı yerleri dolduruyorduk.

KE-  Yaşanmış bir olayı kurgulamak için oyuncu seçiminin iyi olması gerekir. Şahin bey filmin castını oluştururken en çok nelere dikkat ettiniz?

ŞY- Özgür projeyi getirdiğinde bana castin %90 nini oluşturmuştu kafasında . Tüm oyuncular arkadaşıydı zaten ve tüm karakterlerin rolleri de sanki oyuncularımız için yazılmıştı. Bir filmde en önemli şeylerden birisi de doğru oyuncuyu oynamaktır. Tabii bunun en doğru cevabını seyirci verecek. Bende sabırsızlıkla bekliyorum tepkileri. 

KE- Türk seyircisinin korku filmlerimize karşı olan önyargıları artık yıkıldı diye düşünüyorum. ( En azından benim öyle). Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, alıştılar mı bizim korku hikayelerine ve oyunculuklara?

ŞY- Bende senin gibi düşünmekteyim çünkü çekilen korku filmlerinin tamamı üç aşağı beş yukarı birbirine benzemektedir. Tabii bu durum da,  seyircide korku filmleri üzerinde bir ön yargıya oluşmasına sebep olmaktadır. Peşin hükümlü bir seyircinin filme girdiğinde ki tepkileri de azalıyor hatta birçok seyircide korkmak için değil filme girmek için ya da eğlenmek için korku filmlerini seçiyor. Buna kendi adıma tüm samimiyetimle söylüyorum ki, bizim hikayedeki güvendiğim tek şey ise hikayenin gerçekten yaşanmış bir hikayeden uyarlanan bir hikaye olmasıdır. Senaristimiz İbrahim Bey sadece bir senaryo yazarı değil aynı zamanda bu mistik  olayların odağında yaşayan birisidir. Ben filmin çekimlerinde sonuçta bir senaryo olduğunu bilmeme rağmen korktuysam, seyircinin de korkacağının garantisini veriyorum.

KE- Filminiz hakkında neler söylemek istersiniz Türk korku sineması seyircisine? İzleyicileri neler bekliyor?

ÖÖ- Filmimizle ilgili net olarak söyleyebileceğim şey, filmimizin çok iyi bir senaryosunun olması, çünkü her şey gerçeğe dayanıyor. Hatta hocaya gelen 3 gencin hocayla yaptığı konuşmadan bir alıntı yapmak gerekirse, gençler hocaya insanları filmde dumanla ya da efektle değil de gerçeğin kendisiyle korkutmak istediklerini söylüyorlar. Hocanın cevabı ise daha ürkütücü “ya gerçeğin kendisi sizi korkutursa”. Bizim bu filme çıkış hikayemizde birebir olarak böyle oldu zaten.

ŞY- Tabii ki çektiğimiz işin arkasındayız ve gerçekten yaptığımız işe güveniyoruz. Öncelikle seyirci salondan çıkarken beklentilerini karşılamış bir şekilde çıkacağını düşünüyorum, çünkü  birçok korku filminden çıktıktan sonra seyirci hayal kırıklığıyla salondan ayrılıyor. Aslında bizim hikayenin çıkış noktası da tam burada. Hayal kırıklığıyla salondan ayrılan seyirciler için yaptık bu filmi. Yaşanmış bir hikaye olduğundan kesinlikle bu film seyirciye dokunacak ve gerçekten onları da filmden sonra da etkileyecek.

KE- Diğer yaptığınız işlerle kıyasladığınızda korku filmi çekmenin ne gibi zorlukları var?

ÖÖ- Film çekmenin zorluklarından farklı değil aslında. Bütçesel bir zorluk her zaman var zaten. Korku filmlerindeki klişeleri ve sıradanlığı aşmak zor olabilir çünkü alışılagelmiş bir mantık var ve onun dışına çıkınca sanki yanlış yapılıyormuş hissi doğuyor. Biz bu filmi çekerken en büyük amacımız da aslında bu klişelerin dışına çıkabilmekti. Umarım bu farkı görebilen bir kitleye hitap ederiz.

ŞY-  Korku filmi çekmek aslında biraz tarz meselesidir. Kimisi müzikle hazırlar seyirciyi korkutmaya, kimisi aniden bir korku ögesini objektifin önüne düşürür, kimisi de sadece bir gerilim yaratır. Normal filmi bir kalemde çektiğinizde ok insanların fazla korkmasını bekleyemezsiniz, ama korku filmi olunca işler değişiyor. Aslında hafife alındığı gibi korku filmi çekmek basit bir iş değildir, bilakis korku yaratmak bütünlük ister ve daha zordur. Müziklerin, oyunculuğun ve görüntünün harmonisi ile karıştırıp korku yaratmak elbette zor bir iş. Fakat biz bunu başardığımızı düşünüyoruz.


KE- 2016’da çok fazla korku filmi vizyona giriyor. Bu durum nasıl etkileyecek sizce Türk korku sinemasını?

ÖÖ- Bence fazla olması sorun olmaz ama, kalitesiz birçok yapım olması piyasayı çok etkiler. Çok iyi yapılmış bir film bile, diğer örnekleri çok kötü olduğu için ilgi çekmeyebilir. Bu nedenle kendimizi çok iyi anlatmak gerektiğini düşünüyorum. Doğru zamanda doğru seyirciyle karşılaşırsak, eminim farkımız ortaya çıkacaktır.

ŞY- Bizim vizyon tarihimizde seyircinin karşısına tek korku filmi olarak biz çıkacağız ve bu durumda bizim filmimize olan sorumluluğumuzu daha da arttırıyor. Genel olarak skalanın altında kalacağını da hiç düşünmüyorum.

KE- Yeniden korku filmi çekmeye devam edecek misiniz? Yeni projeleriniz varsa kısaca anlatır mısınız?

ÖÖ- Senaryosuna inandığım bir başka proje olursa neden olmasın. Yaza çekmek istediğim iki drama filmim var. Vizyon tarihinin ertesinde hemen onlara başlamayı düşünüyorum. Çok ilginç projeler olacak. Hayırlısı diyelim.

ŞY- Bu sene için korku filmi yapmayacağım fakat Cannes ve Altın Portakal sinema festivalleri için dram bir hikaye çekeceğim. Beklenti ve hedeflerim daha yukarıda ve bunun için de durmadan çalışıyorum, üretiyorum. 

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.