gore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2016

ARTHUR CULLIPHER ile RÖPORTAJ

Korku filmleri ile ilgili röportaj serüvenimin bu seferki konuğu Arthur Cullipher. Çektiği Headless adlı film aslında Found filminde yer alan kısa bir hikayenin uzun metrajlı hali. Oldukça şiddetli/sert sahneler içeren film, yamyamlık, nekrofili ögeleri üzerine kurulu ve tam bir slasher/gore türü örneği.

Headless filmini izlemeden önce konuya daha hakim olmanız için Found filmini izlemenizi tavsiye ederim. Hatta daha önce yazdığım Found hakkındaki yazımı da buradan okuyabilirsiniz. www.populersinema.com/elestiri/found-hayatim-bir-korku-filmi-28149.htm

Arthur Cullipher, www.populersinema.com ‘da  ve sosyal medya ortamında yayınlamak üzere sorduğum soruları beni kırmayarak cevapladı. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

KE- Korku filmlerine olan ilginiz nereden geliyor?

AC-Sanırım daha ziyade babamdan. Korku filmlerini çok severdi ve benim de genç yaştan beri ailemle bir çok şeyi izlemeye iznim vardı. Ayrıca eskicileri de çok severdi. 6 ya da 7 yaşındayken beni bir tanesine götürmüştü ve ben de bana bu yolu açan 3 şey almıştım oradan: lastikten bir kurt adam maskesi, büyücülük ve şeytan bilimiyle ilgili bir ansiklopedi ve bir de kapağı olmayan bir Fangoria dergisi. Her aile çocuğuna böyle şeyler almazdı ama benimkiler aldı ve onlara ne kadar teşekkür etsem azdır.

KE- Headless filmi aslında Found filminin içinde yer alan kısa bir hikaye. Bu hikayeyi uzun bir filme dönüştürmek fikri nereden aklınıza geldi?

AC- Geçmişte onun hakkında aslında ileride gerçekten yapmayacağımız bir şey olarak bolca konuşmuştuk. "Found " festivalde başarılı olunca sürekli kendimize aynı soruyu sorduk : Dünya "Headless"ın uzun versiyonunu ne zaman görecekti ? Bir gün Scott geldi ve "Headless"ı yönetmek isteyip istemediğimi sordu. Nathan senaryoyu yazacaktı. Tabii ki cevabım " Yaşasın, işte bu !" oldu. Kickstarter sayesinde yeterli parayı toplayabildik şükür ki.Her projenin yolu bu kadar açık olmaz. Katılımcıların sermayesi olmasaydı" Headless" ortaya çıkamazdı.  

KE- Headless filminin korkutmaktan başka amaçları da var. Filminizde seyirciye anlatılmak istenen nedir?

AC- "Headless" asla kendisine ait olmayan bir dünyayı arayan  bir adamın yolculuğudur. Bir şamanın yer altına doğru yaptığı yolculuktur ama adam geri dönmektense  insan formunda çürüyen bir ruha dönüşmek için orada kalmaya karar vermiştir.Asla olmaması gereken bir dünyanın içine doğmanın reddi hakkında bir filmdir.Şaka yapıyorum. Bir buçuk saat boyunca insanları öldüren bir adam hakkında bir film işte. Bir slasher. Bir hikayesi olmak zorunda değil ;)

KE- Headless korkudan daha çok yamyamlık ve nekrofili içeriyor. Bunlardan dolayı çok tepki aldınız mı?

AC- Kendilerini en ağır korku filmlerine bile dayanıklı bulan bir çok insan sinemadan öfkeli ve mideleri bulanarak ayrıldı. İyi yorumlar kadar kötü yorumlara  da bayılırım ben. "Headless" gerçekten eleştirmesi zor bir film.O bir sanat yapıtı ve bir aşk mektubu. Birden fazla zaman diliminde geçiyor. Özellikle "Found" u bilmeyenlerin yorumlarını duymak çok ilginç. Eğer "Headless" 1978 de vizyona girseydi nasıl bir şey olurduyu bu yorumlar sayesinde bilebiliyorum aslında. Bu yüzden bu öfkenin aslında kasti bir his olduğuna emin olmamakla beraber onu kabul ediyorum. "Headless" 1970 lerdeki o kötü şöhretli filmlerin damarlarındaki o korkunçluğun ta kendisidir aslında. "Found"u  izlediyseniz şayet, neyle uğraştığınızı anlarsınız. Yine de bu film herkes için değil. Bu filme göre olanlar ondan gerçekten hoşlanır. Sanırım bir çok insan filmlerin ne kadar şahsi şeyler olduğunu anlamıyor. Bizim onlarla olan bireysel tecrübemiz diğerlerininkinden çok farklı olabilir. Bazıları için aşırı olan diğerleri için yeterli olmayabilir. Aslında bu filmi neden izliyor olduğunuza bağlı birazda.

KE- Özel efekt uzmanlığından yönetmenliğe geçişiniz nasıl oldu?

AC- İyi bir özel efekt uzmanı zorlu çalışmasının sonuç getirmesini istiyorsa eğer, aynı zamanda iyi bir yönetmen de olmalı. Headless'ten önce 3 kısa film yönettim. Ben öncelikle bir hikaye anlatıcıyım, yani bu durum bir bakıma doğal benim için. Yine de özel efektlerinde benim dokunuşum olmadan herhangi bir şey yönetebileceğimi sanmıyorum.

KE- Korku filmi çekmenin ne gibi zorlukları var? Sette yaşadığınız zor anlar mutlaka olmuştur. Bize biraz anlatır mısınız?

AC- Hangi türde olursa olsun film çekmek oldukça emek isteyen bir iş. Fantastik türler hikayelerini anlatabilmek için özel efektlere bağlı olmak durumunda, bu nedenle daha manuel ve sanatsal emek içeren iyi bir anlaşma gerekli. Günün sonunda, en büyük zorluk, en azından bizim seviyemizde, bütün bunları gerçekleştirmek için gerekli parayı bulmak. Satış elemanı olarak çalıştığım bir işim var ve para için diğer insanların filmlerini yapıyorum ki geçinmenin dışında para biriktirebileyim. Bir çok büyük fikrim var ve bunları tevekkeli değil çok daha azı için ekrana getirebilirim. Kitle fonlaması sistemi bunu istismar edenler yüzünden karalandı ve insanlar bu konuda yanmış hissetmekte haklılar. Bu durum beni de kızdırıyor, ama bunu hiçbir zaman istismar etmeyenlerin olduğunu da biliyorum. Ben kitle fonlamasını hiçbir zaman istismar etmedim, ve aslında yapmak istediğim uzak bölge işlerinde bu yöntemi kullanmaya da ihtiyacım var. Örneğin parayı elinde bulunduran birine şöyle bir şey diyorsunuz: "Bu yapım bir kaç çıkış yolu sağlayacak aktör ile hayata geçirilecek ve video oyunu tetikçisi biri ile The Notebook arasında geçiş yapan bir yerlerde olacak." Tahmin et ne olur? Parayı sökülürler. Diğer taraftan eğer Gremlinler ve Videodrome arasında, animatronik kuklalarla, felsefe ve seks ile dolu, adından çok söz edilmeyecek oyuncularla dolu bir yapımdan söz ederseniz bu insanlar para vermemekle kalmayıp, ileride herhangi bir şekilde sizinle iletişime geçmekten de kaçınırlar. Bu gerçekten zor bir oyun.

KE- Korku sinemasında farklılık yaratmak için neler yapmayı düşünüyorsunuz? İlerde "Evet bu bir Arthur Cullipher filmi" diyebileceğimiz türden yapımlarla karşılaşacak mıyız?

AC- Öncelikle bu sorunun bir röportajda bana sorulan sorular arasında favorim olduğunu söylememe izin verin. Umarım bunu herkese sorarsınız. Ve aynı zamanda  en azından kısa ve öz bir şekilde cevaplaması da zor bir soru. Benim için, tuhaflığın gereklerini yerine getiren bir takımın parçasıyım. Anlatmayı seçtiğim türdeki hikayelerde bu durum görülebilir olsun diye düşünmek isterim. Şimdiye kadar nerdeyse bütün yetişkin hayatımı yazmış bulunuyorum ve sanırım bu durumun bir mit ve hatta belki de bir felsefe geliştirdiğini söyleyebiliriz. İlişkilerin dehşeti. Canavarlarla seks olduğu kadar, başlı başına canavar olarak seks. Yapay varlıkların içinde yaşayan kin. Büyük ölçekli değişimlerin iması.  Gerçeğin bozulması ya da doğasının yeni anlayış biçiminde korkuyu bulmak. Özgür irade, kaderin söylediği bir yalan. Bunun gibi şeyler. Görsel olarak I SPY çocuk kitapları serisinin büyük bir hayranıyım. Vulva(dişilik organı) şeklinde bir şeyi siz de büyük olasılıkla gizlice gözetlersiniz.

KE En beğendiğiniz 3 korku filmini ve 3 yönetmeni yazar mısınız?

AC- Şöyle bir şey var ki, bir parça sanatçıdan ayrıldığında, hiç bir zaman tekrar sanatçının tasarladığı, olmasını niyet ettiği şey olmayacaktır. Şimdilerde, bu durum bireysel beğeninin bir göstergesi ve kültürel bir simgeye dönüşmüş durumda. Artık bu parça, sanatçı hakkında bir şeyler söylemiyor; bunun yerine sanatın sahibi olan kişi hakkında daha çok şey söylüyor. Sanatın sahibi olan kişinin kimliğinin bir parçası oluyor. Bunu söyledikten sonra, tanımlanmak için seçtiğim 3 film Perfume: The Story of a Murderer, Holy Mountain and The Reflecting Skin'dir. Aynı soruyu bana yarın sorun, bu sefer de farklı bir şey söylerim. David Cronenberg ve David Lynch muhtemelen her zaman listemin üst kısımlarında olacaklartır. Ama tabi Rob Zombie'nin de hakkını vermem gerek. Belki tartışmalı bir fikir olacak ama, şimdiye kadar onun yaptığı her şeyi en ince ayrıntısına kadar inceledim. En fazla da Lords of Salem için diyebiliriz bunu.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

29 Aralık 2015

BASKIN-KARABASAN


Yurtdışında Toronto ve Sitges festivali dahil, birçok festivalde yoğun ilgi gören Baskın-Karabasan filmi, aynı zamanda Amerika’da gösterilecek olan ilk Türk korku filmi ünvanını da taşıyor. Bu kadar övgüyü hak etmesine çok da şaşırmamak gerek çünkü ortada ciddi, itinalı hazırlanmış ve bol emek harcanmış bir film var.

Daha önce çektiği kısa filmlerden de anlaşılacağı üzere Can, korku filmlerini sıkı takip eden ve fantastik düşünmeyi seven bir yönetmen. Çektiği tüm kısa filmler “gore” akımını ön plana çıkaran, bol kanlı sahnelerin bulunduğu sert ve sarsıcı hikayelere dayanıyor. Bu arada “Baskın-Karabasan” filminin de, Can Evrenol’un “Baskın” adındaki kısa filminin uzun metrajlı hali olduğunu da belirtmek gerekiyor. Öncelikle filmi seyrettikten sonra sağlıklı bir analiz yapabilmek için, yönetmenin çektiği kısa filmleri izlemek çok daha faydalı olacaktır. To My Mother and Father, Sandık, Kurban Bayramı ve My Grandmother gibi aile içinde geçen şiddete dayalı kısa filmleri izlediğinizde, en azından “Baskın-Karabasan” için belki kafanızda bir altyapı hazırlarsınız. Bunları neden yazıyoruz, çünkü gerçekten daha önce denenmemiş, çok cesurca yapılmış bir iş var önümüzde ve Türk korku sineması seyircisi henüz böyle bir filme hazır değil
.
Ayrıca şunu belirtmekte de fayda var; Baskın-Karabasan, Anadolu’da geçen alıştığımız cinli ve büyülü filmlerden değil, polislerin içine düştükleri bir dehşeti anlatan karanlık ve ürkütücü bir film. Cin ve büyü beklentisi olanlar varsa, bu filme hiç boşuna bulaşmasın. Genç çaylak bir polis olan Arda ile işin ehli olmuş, kendilerine son derece güvenen, ağzı bozuk ve şiddet yanlısı 4 polisin ( Remzi, Yavuz, Apo, Seyfi) hikayesine odaklanan Baskın-Karabasan, yer yer sıkan küfürü bol diyaloglarla başlayan, ardından yol sahneleriyle eğlendiren ve bol kanla devam eden bir film. İlk yarı durağan geçen filmin rotası ikinci yarıda değişerek izleyiciye adeta cehennemin dibini yaşatıyor. Filmin karakterleri ise, beklentileri karşılaşıyor. Remzi ve Arda, olay örgüsünün tam odak noktasına yerleştirilmiş olan, film boyunca seyircinin kafasını karıştıracak ve olmadık tahliller yaratacak kadar önemli ve kilit iki karakter.
Filmin görsel dünyasına baktığımızda inanılmaz derecede emek harcandığına şahit oluyoruz. Yaratılan atmosfer, vahşilerin makyajları ve kostümleri, sadece gece yapılmış ürkütücü çekimler, bolca kurbağa sekansları ve her türlü ince detaylar çok titizce hazırlanmış. Can Evrenol adeta çocukluk hayallerini birebir beyazperdeye taşımış ve Amerikan standartlarına göre bir film ortaya çıkarmış. Etkilendiği ne varsa, kafasından neler geçiyorsa dökmüş filminin her karesine. Müzikler ise, filmin kalbi ve olmazsa olmazı. Kendisi korku  sinemasına gönül veren bir yönetmen olarak, gerçekten filmini çok iyi sahiplenmiş. Çıplaklık, yağmur, çamur, korku, tarikat, kan, karanlık, balyoz, kurbağa gibi ögeleri kendi kafasındaki tahlillerle nefis bir şekilde birleştiren Can Evrenol, Clive Barker’dan John Carpenter’a kadar birçok yönetmenin eserleriyle beslemiş filmini. Baskın-Karabasan’ın en can alıcı kısmını oluşturan ikinci yarısındaki olayları izlerken, Hellraiser, Silent Hill gibi filmleri hatırlıyor, ara planlardaki (Remzi ile Arda’nın zihinsel bağ kurdukları kısım) akıl oyunlarına kafa yorduğumuzda ise, David Lynch filmlerindeki beyin fırtınasına benzer durumlarla karşılaşıyoruz.

Baskın-Karabasan düzgün kurgusu, mükemmel müzik seçimleri, düşmeyen temposu ile korku filminden daha ziyade, tam sanatsal bir “Gore” olmuş. Kimilerine göre B Tipi bir film olarak da nitelendirilebilir tabii ki. Ama şu bir gerçek ki, Türk korku sinemasında bir ilk ve çok kıvrak bir zeka örneği. Filmin en güzel yanı ise, bittikten sonra üzerine bolca sohbet edilmesi gereken ve düşündüren bir yapıya sahip olması. Yabancı korku filmi izleyip, Türkiye’den de böyle bir film çıkması için yıllarca bekleyen bir kitle için, bu film biçilmiş bir kaftan.
Baskın-Karabasan’ı ya seversiniz, ya da hiç sevmezsiniz, bunu izlediğinizde daha iyi anlayacaksınız. Özellikle, Lynch filmlerinin alt yapısını ve paralel olay döngüsünü bilen herkesin bu filmi sevme şansı çok yüksek. Filmin beyin yakan finali ise, çok şık.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.