şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2016

Şiddet İçerikli ve Rahatsız Edici 10 Yasaklı Film

Popüler sanat dediğimiz sinemanın kendisine ait dünyasında, ülkemizde de dahil olmak üzere, tüm dünya ülkelerinde mutlaka çeşitli  nedenlerle sansüre uğramış farklı türlere ait yüzlerce film bulunmaktadır. Çekilen filmlerin kalitesi ne olursa olsun birçok yapım, daha gösterime girmeden içerdiği politik, erotik veya aşırı şiddet unsurlarından dolayı çeşitli ülkelerde yasaklanıyor. Dvd’leri ya anında ya da bir süre sonra hemen toplatılıyor. Ülkemizdeki festivallerde, özellikle 80’li yıllarda pek çok film, sansür kurulu tarafından müstehcen sahnelerinden veya dini duyguları kötüye kullanma gerekçesi ile yasaklanmıştır. Yakın zamanda bile, yine ülkemizdeki festivallerden bazı filmler, belgeseller çıkartılmış olup, bu durum çok büyük tepkilere ve tartışmalara yol açmıştır.

Yasaklanmış veya sansürlenmiş olan herşey, insanoğlunda nedense daha fazla merak uyandırır. Eğer bir film gösterimden çekilmiş veya Dvd’si toplatılmışsa, sinemaya gönül veren, takip eden seyirciler, yazarlar bu filmleri bulup bir şekilde izlemek isterler. Hazırladığım liste, pornografik (aşırı cinsellik içeren) ya da insan psikolojisini bozacak kadar rahatsız edici, yoğun şiddet içerikli filmlerden oluşuyor. Bu filmlerin yasaklanmasına neden olacak türlerin başında Snuff (sadistçe bir seks eylemi sırasında oyuncuların katledildiği yasa dışı çekilmiş pornografik film türüne verilen ad) ve Gore (içinde bolca kan, vahşet ve işkence dolu sahneler içeren seyretmesi zor film türü) geliyor. Özellikle yamyamlık üzerine yapılmış, içinde kan ve vahşet sahneleri fazlaca yer alan filmler, henüz gösterime bile girmeden yasaklanmıştır. Tüm dünyada sansürlenmiş veya yasaklanmış olan bu yapımların arasında çok bilinen yönetmenlerin de filmleri yer almaktadır. Kimi yönetmenler çektikleri bu tür filmler yüzünden ağır hakaretlere uğramış, dövülmüş ve hapse girmiştir.

Sayısı oldukça fazla olan bu tür filmler, dünyanın birçok ülkesinde uzun yıllardır yasaklanmıştır, hatta bu yasakları devam bile etmektedir. Daha çok yetişkinlere hitap eden bu tarz yapımlar, kesinlikle çocuklardan uzak tutulmalı ve asla seyrettirilmemelidir. Bu filmler oldukça etkilenebileceğiniz yapımlardır ve izlemek için gerçekten sağlam bir bünye ve psikolojiye sahip olmanız gerekir.

Aşağıdaki listede, yasaklanmış filmler arasında sıkça yer alan ve üzerinde çok konuşulup, tartışılan 10 sarsıcı film yer alıyor. Özellikle sansüre uğramış bu türdeki filmlere merakı olanlar için oldukça ideal bir liste olduğunu düşünüyorum.



CANNIBAL HOLOCAUST (1980) Yamyam İşkencesi

Yasaklanan filmlerle ilgili araştırma yaptığınızda karşınıza yüzde yüz çıkacak bir filmdir bu. Dört kişilik bilim adamı ekibinin belgesel çekmek için amazonlara yaptığı seyahat sırasında başlarına gelen olayları anlatır. Kendilerinden uzun süre haber alınamaması üzerine amazonlara doğru araştırma için bir ekip daha yollanır. Ekibin bulduğu çekim kasetleri izlenmeye başlandığında tüm vahşet ortaya çıkar. Bir yamyam kabilesinin eline düşen film ekibine tecavüz, kazığa geçirme, organlarını kesme gibi korkunç ve şiddet dolu işkenceler yapılmıştır. Sahnelerin fazla gerçekçi olması bile o yıllarda birçok tartışmaya yol açmış ve Milano’da ilk gösterimi sırasında filme el konulmuş hatta yönetmen Ruggero Deodato tutuklanmıştır. Ardından film, içerdiği fazla şiddet ve tecavüz gibi sahnelerden dolayı da bir çok ülkede sansürlenmiştir.

CANNIBAL FEROX (1981)

İtalyan sinemasının Cannibal Bloom adı verilen yamyam filmleri döneminde çok ses getirmiş olan Cannibal Holocoust’un ardından çekilen Cannibal Ferox, bir antropolog grubunun yamyamların varoluşlarını araştırmak için Paraguay’daki yanlış bölgelerde gezinmeleri sonucu yakalanmalarını ve şiddet görmelerini konu alır. Senarist ve yönetmen Umberto Lenzi’ye ait olan Cannibal Ferox, hayvan severleri de oldukça rahatsız eden ve bakılamayacak kadar vahşet içeren sahnelerle dolu olup, 31 ülkede yasaklanarak Video Nasty listesine girmiştir. Özellikle göğüslerinden çengelle asılan kızın olduğu sahneye bakmak bile biraz sağlam mide gerektiriyor.

SALO OR THE 120 DAYS OF SODOM (1975) Salo ya da Sodom’un 120 Günü

Marquis de Sade'nin 1785 tarihli eserine dayanan film, aynı zamanda yönetmen Pier Paolo Pasolini'nin kendi yaşantısını da gözler önüne serer. Filmdeki hikaye, 1944 yılında Nazi Almanya'sının kontrolünde olan faşist Salo Cumhuriyeti'nde geçer. 18 genç çocuk ve 4 yaşlı iş adamı bir şatoya kapatılır ve 120 gün boyunca bu genç kölelere fiziksel, ruhsal ve cinsel işkence uygulanır. Bu kurallara uymayanlar ise cezalandırılır. Penislerini mum ateşine tutmak, gözlerini oymak ve göğüslerine mil çekmek gibi her türlü iğrençliğin pratik olarak uygulanışını gösteren filmin, bu tarz rahatsız edici sadizm temalı sahnelerinin aşırı olması sebebiyle birçok ülkede gösterimi yasaklanmış olup, tüm Dvd’leri toplatılmıştır. Dvd’leri halen piyasada bulunmayan ve ilk çıkan serisi ise, bulunduğunda çok yüksek fiyatlara satılan Salo ya da Sodom’un 120 Günü, halen dünyanın en pahalı Dvd’si olma rekorunu elinde bulundurmaktadır. Filmin gösteriminden kısa bir süre önce, filmin yönetmeni Pier Paolo Pasolini dövülerek öldürülmüş olarak bir sahilde bulunmuştur.

SRPSKI FILM / A SERBIAN FILM (2010)

Sırpski Film ( A Serbian Film), pedofili, nekrofili ve çocuk pornosu temaları içeren gerçek görüntülerin de içinde yer aldığı seyretmesi zor bir filmdir. Hikaye, ailesi ile birlikte yaşayan emekli porno yıldızı Milos’ın karşısına çıkan yüksek rakamlı ve gizemli bir rol teklifini kabul etmesiyle başlar. Sanat filminde oynacağını söylenen kişilerin Milos’a verecekleri görev tahammül edilebilecek gibi değildir. Çıplak bir kadını çok sert dövme, yeni doğan bebeğe tecavüz gibi oldukça şiddetli pornografik sahneler içeren, “yuh artık bu kadar da olmaz” kelimelerini defalarca seyirciye söylettirecek kadar güçlü ve çok can sıkıcı bir filmdir. Sapıkça dürtüleri çok açık bir şekilde gösteren Sırpski Film’i izlemek için dünyadaki her türlü sapkınlıkları ve iğrençlikleri çok merak ediyor olmanız gerekiyor ki, zaten sanırım normal bir düşüncede olmayan yönetmenin de amacı bu. İnsan psikolojisini bozabilecek nitelikte olan bu film, 50’den fazla ülkede gösterimi kesinlikle yasaklanmış ve bu yasak halen de devam etmektedir.


LAST TANGO IN PARIS (1973) Paris’te Son Tango

Bernardo Bertolucci’nin filmi olan Last Tango In Paris, Jeanne adındaki bir kadınla kendisinden yaşça büyük bir adam olan Paul ile yaşadığı kaçak ve sert kurallara dayanan bir ilişkiyi anlatır. Birbirlerinin yaşantılarına karışmadan, sadece buluştukları evde ilişkilerini sürdürmeleri ve hayatlarını sorgulamamaları gerekmektedir. Marlon Brando’nun başrolünde yer aldığı film, birçok cinsel sapkınlığı göz önüne sererken, Paul’un Jeanne’e anal yoldan tecavüz ettiği meşhur tereyağ sahnesi yüzünden İtalya, Singapur, Yeni Zelanda, Portekiz, Güney Kore gibi ülkelerde gösterimi durdurulmuştur. İtalya, filmin tüm kopyalarını yok etmiş ve bu filmi daima nefretle anmıştır. Ayrıca yönetmen bu sahne yüzünden de 4 ay hapis yatmıştır. Aslında diğer sapıkça çekilmiş filmlerin yanında çok da sert olmayan bir sahne olmasına karşın, halen sansürlenmiş filmler arasında adı geçmektedir.

THE LAST HOUSE ON THE LEFT (1972) Soldaki Son Ev

Yönetmen Wes Craven’in şiddetin sınırlarını zorladığı bir filmidir. Gerçek bir olayı anlatan The Last House On The Left, sapıklar tarafından kaçırılan iki kızdan birisinin ailesinin sert yollarla katillerden aldığı intikamı anlatır. Sapıklar, ormanda kızlara fazlasıyla eziyet çektirdikten sonra vahşice öldürürler. Filmin en fazla rahatsız eden kısımları aslında ırzlarına geçtikleri sahneler değil, kızların birbirleri ile zorla seviştirilmesi, içlerinden birisinin bıçaklanması, tekmelenmesi ve organlarının sökülmesi gibi aşırı fiziksel şiddet içeren sahnelerdir. Hatta tecavüz sahnesi sırasında oyuncu Sandra Peabody'nin travma geçirip seti terkettiği de çok konuşulmuştur. Ayrıca filmin belgesel havasındaki çekim tekniği, gerçekten yaşanmış bu öyküyü oldukça inandırıcı kılar. Film, vahşet içerikli travmatik sahneleri yüzünden İngiltere, Singapur, İzlanda, Yeni Zelanda, Norveç, dönemin Batı Almanya’sı ve Avustralya’da yasaklanmıştır. Bu arada The Last House On The Left’in, 2009 yılında orjinal versiyonunu asla yakalayamayan vasat bir yeni çevrimi de bulunmaktadır.

I SPIT ON YOUR GRAVE (1978) Mezarına Tüküreceğim

Meir Zarchi’nin yönettiği bir kitap uyarlaması olan bu kült filmde, genç bir kadın nehir kenarındaki evinde huzur bulmaya ve yazdığı yeni romanını tamamlamaya gider. Fakat bunu fark eden dört hasta ruhlu insan tarafından vahşet ve insanlık dışı bir muamele ile karşılaşır. Tüm sapıklar tarafından tecavüze uğrar. Yaşadığı travmanın ardından genç kadın, hepsinin izini bulup tek tek acımasız bir şekilde intikam alır. Filmdeki tecavüz ve eziyet içeren sahneler, kadının vahşi şekilde intikam alma sahnelerinden daha sarsıcıdır. İçinde fazla diyalog bulundurmayan I Spit On Your Grave, bol miktarda vahşet içeren ve izlenmesi güç tecavüz sahnelerinin oldukça uzun sürmesinden dolayı Finlandiya, Avustralya, Çin, Singapur, Malezya, Yeni Zelanda, Kanada, İzlanda, Norveç, Batı Almanya, İrlanda ve İngiltere’de yasaklanmış olup, yıllar sonra 30 dakikası kesilmiş versiyonu ile tekrar gösterilmiştir. 


BAISE-MOI (2000)

Nadine ve Manu Fransa’da  yaşayan ve sorunları olan iki kadındır. Nadine, eski bir porno oyuncusu ve fahişedir.  Manu ise, psikopat ağabeyi ile yaşamaktan ve ezilmekten usanmış bir kadındır. Günün birinde Manu bir grup tarafından tecavüze uğrar ve kaçarken Nadine ile tanışır. İki kadın bu olayın ardından birlikte Bonnie & Clyde tarzı bir uslupla seri katil şeklinde takılmaya ve intikam almaya başlarlar. Coralie Trinh Thi ve Virginie Despentes'ın birlikte yönettiği Baise-Moi, intikam sahnelerinden çok, içerdiği pornoyu andıran gerçek seks sahneleri ile çok fazla tartışmaya yol açmıştır. Film, seks, şiddet ve sanatın iç içe geçmiş bir halidir. Festivallerinde gösterildikten kısa bir süre sonra Fransa, Yeni Zelanda ve Avusturya’da gösterimi yasaklanmıştır. Şiddet ve porno içerikli bir film olan Baise Moi, daha sonra kesilmiş versiyonu ile gösterime girmiş olsa da, bu durumu sinema salonu sahipleri uzun süre protesto etmiştir.

SNUFF 102 (2007) İşkence

Film, genç bir gazetecinin Snuff filmler araştırması sırasında bazı şok eden görüntülerle karşılaşmasıyla başlar. El kamerası ile çekilmiş cinayet, işkence ve tecavüz sahnelerini içeren bu görüntüler sonrasında olaylar farklı gelişir. Filmdeki işkence sahnelerinin gerçek olduğu söylentileri yüzünden yönetmen Mariano Peralta, filmin galasının yapıldığı festival sırasında seyircilerin saldırısına uğramış ve yaralanmıştır. Gala sonrasında ise, yapılan söyleşilerde yine yönetmene gerçek sahneler gösterildiği gerekçesi ile fazlasıyla suçlamalar yapılmıştır. Çünkü filmin başında, sahnelerin gerçek olduğu ve seyircinin bunu bilmesi gerektiği belirtiliyor. Hamile kadının üstünde zıplama, kadını göğüslerinden tahtaya çivileme, kafa kesme, maymuna yapılan işkence ve bunun gibi pek çok sapıkça ve piskopatça sahnelerin bolca yer aldığı gore türündeki Snuff 102’nin, Türkiye dahil olmak üzere 50’den fazla ülkede gösterimi yasaklanmıştır.

GROTESQUE (2009)

Yeni tanışan bir çift, ilk çıktıkları gece piskopat bir doktor tarafından kaçırılıp oldukça acı veren ve vahşice planlanmış işkence oyunlarına maruz kalır. Korku sinemasında pek eşine rastlanılmayacak kadar sadistçe ve bol kanlı işkence sahneleri barındıran Japon yapımı Grotesque, şiddet sahnelerinden çok, insan üzerinde yarattığı psikolojik gerilim ile daha ön planda olan bir film. İnsan uzuvlarını kesme ve durmak bilmeyen işkence sahnelerinden dolayı, İngiltere Film Sınıflandırma Kurulu (BBFC) tarafından herhangi bir sınıfa sokulamamış ve hem gösterimi hem de satışı durdurulmuştur. Film, bu durumun ardından kısa bir süre sonra, pek çok ülkede sansürlenmiş ve yasaklı filmler listesine girmiştir.


Bu Yazım GodFather dergisi Temmuz-Ağustos 2016 sayısında yayınlanmıştır.

21 Mayıs 2016

ARTHUR CULLIPHER ile RÖPORTAJ

Korku filmleri ile ilgili röportaj serüvenimin bu seferki konuğu Arthur Cullipher. Çektiği Headless adlı film aslında Found filminde yer alan kısa bir hikayenin uzun metrajlı hali. Oldukça şiddetli/sert sahneler içeren film, yamyamlık, nekrofili ögeleri üzerine kurulu ve tam bir slasher/gore türü örneği.

Headless filmini izlemeden önce konuya daha hakim olmanız için Found filmini izlemenizi tavsiye ederim. Hatta daha önce yazdığım Found hakkındaki yazımı da buradan okuyabilirsiniz. www.populersinema.com/elestiri/found-hayatim-bir-korku-filmi-28149.htm

Arthur Cullipher, www.populersinema.com ‘da  ve sosyal medya ortamında yayınlamak üzere sorduğum soruları beni kırmayarak cevapladı. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

KE- Korku filmlerine olan ilginiz nereden geliyor?

AC-Sanırım daha ziyade babamdan. Korku filmlerini çok severdi ve benim de genç yaştan beri ailemle bir çok şeyi izlemeye iznim vardı. Ayrıca eskicileri de çok severdi. 6 ya da 7 yaşındayken beni bir tanesine götürmüştü ve ben de bana bu yolu açan 3 şey almıştım oradan: lastikten bir kurt adam maskesi, büyücülük ve şeytan bilimiyle ilgili bir ansiklopedi ve bir de kapağı olmayan bir Fangoria dergisi. Her aile çocuğuna böyle şeyler almazdı ama benimkiler aldı ve onlara ne kadar teşekkür etsem azdır.

KE- Headless filmi aslında Found filminin içinde yer alan kısa bir hikaye. Bu hikayeyi uzun bir filme dönüştürmek fikri nereden aklınıza geldi?

AC- Geçmişte onun hakkında aslında ileride gerçekten yapmayacağımız bir şey olarak bolca konuşmuştuk. "Found " festivalde başarılı olunca sürekli kendimize aynı soruyu sorduk : Dünya "Headless"ın uzun versiyonunu ne zaman görecekti ? Bir gün Scott geldi ve "Headless"ı yönetmek isteyip istemediğimi sordu. Nathan senaryoyu yazacaktı. Tabii ki cevabım " Yaşasın, işte bu !" oldu. Kickstarter sayesinde yeterli parayı toplayabildik şükür ki.Her projenin yolu bu kadar açık olmaz. Katılımcıların sermayesi olmasaydı" Headless" ortaya çıkamazdı.  

KE- Headless filminin korkutmaktan başka amaçları da var. Filminizde seyirciye anlatılmak istenen nedir?

AC- "Headless" asla kendisine ait olmayan bir dünyayı arayan  bir adamın yolculuğudur. Bir şamanın yer altına doğru yaptığı yolculuktur ama adam geri dönmektense  insan formunda çürüyen bir ruha dönüşmek için orada kalmaya karar vermiştir.Asla olmaması gereken bir dünyanın içine doğmanın reddi hakkında bir filmdir.Şaka yapıyorum. Bir buçuk saat boyunca insanları öldüren bir adam hakkında bir film işte. Bir slasher. Bir hikayesi olmak zorunda değil ;)

KE- Headless korkudan daha çok yamyamlık ve nekrofili içeriyor. Bunlardan dolayı çok tepki aldınız mı?

AC- Kendilerini en ağır korku filmlerine bile dayanıklı bulan bir çok insan sinemadan öfkeli ve mideleri bulanarak ayrıldı. İyi yorumlar kadar kötü yorumlara  da bayılırım ben. "Headless" gerçekten eleştirmesi zor bir film.O bir sanat yapıtı ve bir aşk mektubu. Birden fazla zaman diliminde geçiyor. Özellikle "Found" u bilmeyenlerin yorumlarını duymak çok ilginç. Eğer "Headless" 1978 de vizyona girseydi nasıl bir şey olurduyu bu yorumlar sayesinde bilebiliyorum aslında. Bu yüzden bu öfkenin aslında kasti bir his olduğuna emin olmamakla beraber onu kabul ediyorum. "Headless" 1970 lerdeki o kötü şöhretli filmlerin damarlarındaki o korkunçluğun ta kendisidir aslında. "Found"u  izlediyseniz şayet, neyle uğraştığınızı anlarsınız. Yine de bu film herkes için değil. Bu filme göre olanlar ondan gerçekten hoşlanır. Sanırım bir çok insan filmlerin ne kadar şahsi şeyler olduğunu anlamıyor. Bizim onlarla olan bireysel tecrübemiz diğerlerininkinden çok farklı olabilir. Bazıları için aşırı olan diğerleri için yeterli olmayabilir. Aslında bu filmi neden izliyor olduğunuza bağlı birazda.

KE- Özel efekt uzmanlığından yönetmenliğe geçişiniz nasıl oldu?

AC- İyi bir özel efekt uzmanı zorlu çalışmasının sonuç getirmesini istiyorsa eğer, aynı zamanda iyi bir yönetmen de olmalı. Headless'ten önce 3 kısa film yönettim. Ben öncelikle bir hikaye anlatıcıyım, yani bu durum bir bakıma doğal benim için. Yine de özel efektlerinde benim dokunuşum olmadan herhangi bir şey yönetebileceğimi sanmıyorum.

KE- Korku filmi çekmenin ne gibi zorlukları var? Sette yaşadığınız zor anlar mutlaka olmuştur. Bize biraz anlatır mısınız?

AC- Hangi türde olursa olsun film çekmek oldukça emek isteyen bir iş. Fantastik türler hikayelerini anlatabilmek için özel efektlere bağlı olmak durumunda, bu nedenle daha manuel ve sanatsal emek içeren iyi bir anlaşma gerekli. Günün sonunda, en büyük zorluk, en azından bizim seviyemizde, bütün bunları gerçekleştirmek için gerekli parayı bulmak. Satış elemanı olarak çalıştığım bir işim var ve para için diğer insanların filmlerini yapıyorum ki geçinmenin dışında para biriktirebileyim. Bir çok büyük fikrim var ve bunları tevekkeli değil çok daha azı için ekrana getirebilirim. Kitle fonlaması sistemi bunu istismar edenler yüzünden karalandı ve insanlar bu konuda yanmış hissetmekte haklılar. Bu durum beni de kızdırıyor, ama bunu hiçbir zaman istismar etmeyenlerin olduğunu da biliyorum. Ben kitle fonlamasını hiçbir zaman istismar etmedim, ve aslında yapmak istediğim uzak bölge işlerinde bu yöntemi kullanmaya da ihtiyacım var. Örneğin parayı elinde bulunduran birine şöyle bir şey diyorsunuz: "Bu yapım bir kaç çıkış yolu sağlayacak aktör ile hayata geçirilecek ve video oyunu tetikçisi biri ile The Notebook arasında geçiş yapan bir yerlerde olacak." Tahmin et ne olur? Parayı sökülürler. Diğer taraftan eğer Gremlinler ve Videodrome arasında, animatronik kuklalarla, felsefe ve seks ile dolu, adından çok söz edilmeyecek oyuncularla dolu bir yapımdan söz ederseniz bu insanlar para vermemekle kalmayıp, ileride herhangi bir şekilde sizinle iletişime geçmekten de kaçınırlar. Bu gerçekten zor bir oyun.

KE- Korku sinemasında farklılık yaratmak için neler yapmayı düşünüyorsunuz? İlerde "Evet bu bir Arthur Cullipher filmi" diyebileceğimiz türden yapımlarla karşılaşacak mıyız?

AC- Öncelikle bu sorunun bir röportajda bana sorulan sorular arasında favorim olduğunu söylememe izin verin. Umarım bunu herkese sorarsınız. Ve aynı zamanda  en azından kısa ve öz bir şekilde cevaplaması da zor bir soru. Benim için, tuhaflığın gereklerini yerine getiren bir takımın parçasıyım. Anlatmayı seçtiğim türdeki hikayelerde bu durum görülebilir olsun diye düşünmek isterim. Şimdiye kadar nerdeyse bütün yetişkin hayatımı yazmış bulunuyorum ve sanırım bu durumun bir mit ve hatta belki de bir felsefe geliştirdiğini söyleyebiliriz. İlişkilerin dehşeti. Canavarlarla seks olduğu kadar, başlı başına canavar olarak seks. Yapay varlıkların içinde yaşayan kin. Büyük ölçekli değişimlerin iması.  Gerçeğin bozulması ya da doğasının yeni anlayış biçiminde korkuyu bulmak. Özgür irade, kaderin söylediği bir yalan. Bunun gibi şeyler. Görsel olarak I SPY çocuk kitapları serisinin büyük bir hayranıyım. Vulva(dişilik organı) şeklinde bir şeyi siz de büyük olasılıkla gizlice gözetlersiniz.

KE En beğendiğiniz 3 korku filmini ve 3 yönetmeni yazar mısınız?

AC- Şöyle bir şey var ki, bir parça sanatçıdan ayrıldığında, hiç bir zaman tekrar sanatçının tasarladığı, olmasını niyet ettiği şey olmayacaktır. Şimdilerde, bu durum bireysel beğeninin bir göstergesi ve kültürel bir simgeye dönüşmüş durumda. Artık bu parça, sanatçı hakkında bir şeyler söylemiyor; bunun yerine sanatın sahibi olan kişi hakkında daha çok şey söylüyor. Sanatın sahibi olan kişinin kimliğinin bir parçası oluyor. Bunu söyledikten sonra, tanımlanmak için seçtiğim 3 film Perfume: The Story of a Murderer, Holy Mountain and The Reflecting Skin'dir. Aynı soruyu bana yarın sorun, bu sefer de farklı bir şey söylerim. David Cronenberg ve David Lynch muhtemelen her zaman listemin üst kısımlarında olacaklartır. Ama tabi Rob Zombie'nin de hakkını vermem gerek. Belki tartışmalı bir fikir olacak ama, şimdiye kadar onun yaptığı her şeyi en ince ayrıntısına kadar inceledim. En fazla da Lords of Salem için diyebiliriz bunu.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.