Nicholas McCarthy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nicholas McCarthy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2016

AT THE DEVIL’S DOOR


Denizden gelen bir yaratık gördüm. O yeryüzü sakinlerini aldattı. Ve sağ ellerinden bir iz almak için onları zorladı. Bu yaratığın sayısıydı 666”. Film ufak bir çocuğun bu cümleleri söylemesi ile başlıyor. Korku filmlerinin unutulmazı “Omen”den bize miras kalmış olan “666” (The Number of the Beast) yani şeytanın sayısı; İncil'de bahsedilen dünyanın sonu anlamına gelmekle beraber şeytanın oğlunun altıncı ayın altısında saat altıda doğduğunu da işaret eder. Korku filmleri bu temayı alıp yıllarca değişik şekillerde bize sundu. İşte “At the Devil’s Door” da şeytani bir varlığın kendine ev arayışı üzerine kurulu bir korku filmi.
Bulduğu evde yaşayan birisinin vücuduna girerek lanetini devam ettiren bu varlık adeta kendisine yapılan bir çağrı üzerine ayaklanıyor. Yönetmen Nicholas McCarthy “The Pact” gibi başarılı bir gerilim filminden sonra “At the Devil’s Door”da hikayeyi yine ölümcül sırlara ev sahipliği yapan bir ev ve gizemli bir varlık üzerine kurgulamış. Zaten korku filmi yönetmenlerinin çoğunun yakaladıkları bir konuyu değiştire değiştire önümüze koymaları şaşırılacak bir durum olmaktan çıktı artık.
At the Devil’s Door, erkek arkadaşı tarafından ilginç bir oyuna davet edilen bir kızın başına gelenleri anlatıyor. Hannah’ın karıştığı bu oyunda, bardağın altındaki nesneyi bulması ve bunu üç kez tekrarlaması isteniyor. Hannah'ın bu oyunu başarması üzerine, kendisine sunulan yeni teklif karşılığında bir tomar para verileceği söylenince lanetin başlaması kaçınılmaz hale geliyor. Otoyolda kendi adını söylemesi istenen Hannah, farkında olmadan ruhunu şeytana sattığı bir oyuna getiriliyor. Bu olaydan yıllar sonra birisi emlakçı diğeri sanatla uğraşan iki kızkardeşin, gizemli şekilde ortadan kaybolan Hannah’ı görmesiyle asıl hikaye başlıyor ve film izleyiciyi içine alıyor.
Hemen hemen her korku filminde karşılaştığımız, ışığı asla yanmayan boş evden gelen fısıltılar, yüzü duvara dönük sabit bekleyen biri, ayna arkasında görünen varlık gibi tüm klişe sahnelere bu filmde de rastlamak mümkün. Özellikle afişte gördüğümüz kırmızı yağmurluklu kızın görünüp sonra aniden yok oluşu gibi klasik sahneler ister ister istemez seyirciyi geriyor. Yönetmen her ne kadar kafamızı karıştırmak için aralara flashback'ler serpiştirse de, filmin sonuna doğru bu soruların bir kısmından kurtuluyoruz. Oyunculuklara gelince çok da olağanüstü bir durum yok, zaten film neredeyse üç kişi arasında geçiyor.
Öncesinde çok fazla benzer film varken “At the Devil’s Door” ne yazık ki seyirciye farklı bir şey veremiyor, keşke konu bu kadar akıcı ilerlerken final sahnesi de biraz tatmin edici olsaydı. Yine de şeytan temalı, doğaüstü varlıklı, gizem dolu orta karar bir film izlemek isteyenler çok beklentiye girmeden patlamış mısır ve kola eşliğinde keyifle izleyebilirler.
Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

2 Şubat 2016

NICHOLAS McCARTHY ile RÖPORTAJ


Korku filmleri üzerine yaptığım röportajlar serisinin bu defaki konuğu benimde favori filmlerimden birisi olan The Pact (Ruh)’ın yönetmeni Nicholas McCarthy. Önce kısa film olarak çektiği 2012 yapımı The Pact’ı daha sonra uzun metrajlı bir filme dönüştüren yönetmenin birde 2014 yapımı At The Devil’s Door (Şeytanın Kapısında) adlı filmi bulunuyor.

Hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere kendisine yönelttiğim soruları cevaplayan Nicholas McCarthy’e teklifimi geri çevirmediği için çok teşekkür ediyorum.


KE- Korku filmi tutkunuz nereden geliyor?

NM- Çocukluğumdan beri korku filmlerine hep ilgi duymuşumdur. İzlediğim ilk filmler Amerikan televizyonlarında gösterilen1950' lerin bilim kurgu yaratık filmleriydi . Onların o dehşetengiz görüntüleri ve fikirleri beni hep büyülemiştir. Sonradan bir daha da kopamadım onlardan.

KE- Senaryosunu da yazdığınız The Pact oldukça başarılı ve farklı bir korku filmi. Filmin hikayesinin çıkış noktası nedir? Bize biraz anlatır mısınız?

NM- THE PACT orijinal olarak 10 dakikalık bir kısa filmdi ve benim de korku filmi atmosferine sahip ilk yönetmeye çalıştığım şeydi aslında. THE PACT 'in kısa filmi tam olarak geleneksel bir korku filmi değildi. Daha çok o türe yakın bir çalışmaydı ve biz hayalet fikrini kullanmış olduk.  Aynı zamanda THE PACT, uğursuz ve karanlık atmosfere sahip bir filmdir. Filmleri finanse eden bir şirket kısa filmi izledi ve benden uzun versiyonunu yönetmemi istedi. Ortaya çıkan uzun metrajlı film ise çok daha geleneksel bir korku filmi oldu.

KE- Devam filmi olan The Pact 2’yi neden siz yönetmediniz?

NM- O sıralar ikinci uzun metrajlı filmimi çekmekle meşguldüm ve başka birinin benim başlatmış olduğum bir şeyde, istediği her şeyi yapabilmesi fikri hoşuma gitti açıkçası. Filmi henüz görmedim.

KE- Son filminiz At The Devil’s Door’ı yazarken etkilendiğiniz filmler oldu mu? Devam filmi olacak mı? Olursa siz mi yönetmeyi düşünüyorsunuz?

NM- AT THE DEVIL'S DOOR, THE PACT filminin hemen ardından yazılıp yönetildi ve hemen hemen aynı kadro kullanıldı. Ama pek düzgün bir iş olmadı ve Amerika'da iyi iş yapmasına rağmen, devam filmi çekilmesine yeterli olmadı. Biz zaten yapıldığı taktirde ortaya garip ve yamuk yumuk bir şeyin çıkacağını biliyorduk ve ben bir devam filmi olabileceğini aklıma bile getirmedim açıkçası. 

KE- Sizce, korku sinemasında farklılık yaratmak için neler yapılmalı?

NM- Bence bir yönetmen, içgüdüsel olarak doğru olduğunu hissettiği şeye önem vermeli; sonrasında iş sizin kendinize ait fikirler, temalar ve görüntülerle zaten son bulur. Gençliğimde bir ara bir aktristi takip ederken kamerayla çekim yaptığımız bir kısa film yapmıştım. Bu, seneler sonra bile beni etkisinde bırakan çok güçlü bir şeydi. Uzun metrajlı filmlerime bakarsanız hep o aynı görüntüyle biter, bir tür mantra gibi. Neden etkili olduğunu tespit etmek güç, ama öyle işte ve yaptığım filmlerde bir tür imza gibi.

KE- Bize yeni projeleriniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Korku filmlerine devam mı?

NM-  Evet ! 2016’da yeni bir korku filmi yapıyor olacağım. Ayrıca HOLIDAY adında, yaparken çok keyif aldığım ve seneye gösterilecek olan kısa metrajlı bir korku filmini yeni tamamladım.

KE- Korku filmi çekerken seyircinin hikayeden kopmaması için sadece efektler ve ani çıkışların arkasına sığınmak doğru mu? Yanında güzel bir hikayede olması gerekmiyor mu? 

NM-  Ürkütücü sahnelerin yanı sıra elle tutulur bir hikayeye mutlaka ihtiyacınız var tabii ki. Ama gelin görün ki mesela PARANORMAL ACTIVITY 1 ve2'de yapımcılar bir hikaye anlatmaya çalıştılar ama bu en az ilgi çeken şeydi. Bütün mesele korkunç ve ürkütücü sahneler. Hikayenin yanında bazı filmlerde bu tarz sahneler filmleri etkili kılan şeyler.

KE- Şimdiye kadar hiç Türk korku filmi izlediniz mi? İzlediyseniz düşünceleriniz nelerdir?

NM- Hiç Türk korku filmi izlememiş olmakla beraber elimde bir Türk 'Giallo' sunun  70’lerde popüler olan İtalyan tipi katil kim filmleri DVD si var. Film, aşka susayanlar, seks ve cinayet. Büyük İtalyan Giallo’su “THE STRANGE VICE OF MRS WARDH''ın tekrarı. Etkileyici bir film ve iki filmin de orijinaliyle beraber Türk versiyonunu da izledim.  

KE- En beğendiğiniz 2 korku filmini ve 2 yönetmeni yazar mısınız?

NM- THE TEXAS CHAINSAW MASSACRE / Tobe Hooper
CAT PEOPLE / Jacques Tourneur

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.