marvel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marvel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2016

DAREDEVIL


En sevdiğimiz kanal Netflix, Daredevil’ı aynı gün 13 bölüm birden yayınlayarak iki sezondur tüm Marvel hayranlarını mutlu etmeye devam ediyor. Daha önce Ben Affleck tarafından filmi çekilen Daredevil’ın aldığı olumsuz eleştirilerden sonra karşımıza bu kadar sağlam bir dizinin çıkması herkesi çok sevindirdi.

Daredevil, 1964 yılında Marvel Comics tarafından Stan Lee yönetiminde yayınlanmış bir çizgi-roman. Sadece özel hisleri sayesinde kör olmasına rağmen çok iyi dövüşebilen, abartısız ve sade bir kahraman olan Daredevil,  bu özelliği ile de kendisini Marvel dünyasındaki ultra özel güçlere sahip olan diğer süper kahramanlardan ayırır.

Kahramanımız Matt Murdock, henüz dokuz yaşında geçirdiği radyoaktif bir kaza sonucu gözlerini kaybeder. Boksör olan babası ile beraber yaşayan Matt, yaşadığı bu olaydan sonra kör olmasının aksine, görme duyusu dışındaki diğer tüm duyuları fazlasıyla gelişir. Bu sayede etrafındaki her şeyi çok net duyabilen, hissedebilen ve gözünde canlandırabilen bir yeteneğe sahip olur. Hell’s Kitchen adında suçluların barınağı haline gelmiş bir şehirde yaşayan Matt, babası bir mafya babası olan Kingpin tarafından öldürülünce, suçlara karşı adalet yoluyla mücadele eden bir avukat olmayı tercih eder. Bir yandan avukat olma yolunda ilerlerken bir yandan da, henüz genç yaşında Stick adında yaşlı bir kör tarafından usta dövüş teknikleri öğrenir. Yıllar sonra gündüzleri avukatlık yapan, geceleri ise kendi yöntemleriyle suçluların peşinde koşan bir adalet savaşçısı olur. Önceleri maskeli adam olarak bilinen Matt Murdock, bir süre sonra halk tarafından Daredevil olarak anılmaya başlar. Maskeli olarak suçluların karşısına geçen Matt, dizi boyunca iyi bir kahraman olabilmek için çok fazla kavga ediyor, çok yaralanıyor ve çok çaba gösteriyor.

Dizinin ilk sezonu, New York’da Avengers’ın dahil olduğu savaşın sonrasında geçiyor. Savaş sonrası mafyanın hakimiyetindeki suç ordusu, uyuşturucu ticareti başta olmak üzere tüm pis işlerini Union Allied adındaki bir örgütün adı altında devam ettirmektedir. Şehirde Matt Murdock, Foggy ve Karen’dan oluşan bir avukat grubu ise mafya lideri Wilson Fisk (Kingpin) ve çetesini şehirden söküp atmak için mücadele verir. Matt gruptan, elinden geldiğince Daredevil kimliğini saklayarak geceleri suçlularla savaşmaya devam eder ve asla öldürmeyi seçmez, kim olursa olsun mutlaka yaşaması için bir şans verir. Kahramanın ortaya çıkışına odaklanmış orijin bir hikayeyi anlatan ilk sezonun ardından yayınlanan ikinci sezon ile Daredevil bu defa çıtasını fazlasıyla yükseltiyor.

İkinci sezonda hikayeye katılan Punisher ve Elektra ile dizinin her bölümü ayrı birer film havasında mükemmel ilerliyor. Punisher’ın kartel çetelerini darmadağın etmesi ile başlayan terör, bir süre sonra durulurken, bu defa karşımıza The Hand adındaki yakuzalardan kurulu ninja vâri savaşçıların peşinde olan Elektra çıkıyor. Geçmişte birer sevgili olan Elektra ile Daredevil’ın birlikte, kendilerine özgü taktik ve dövüşleri ile The Hand’i dağıtma çalışmalarını izlemek dizinin en keyifli kısımları. Bir yandan Punisher’ın ortalığı cehenneme dönüştüren adalet arayışı, diğer yandan Elektra’nın The Hand’in peşinden koşması bir yandan da avukat Karen’ın olayları çözmeye çalışırken yarattığı gerilim, kısa zamanda Hell’s Kitchen’da büyük bir kaos yaratıyor. Daredevil ise bu kaosu önlemek için, üstün hisleri ve dövüş yeteneklerini kullanarak her iki tarafın peşinden koşuyor, bolca adamı pataklıyor, dayak yiyor ve çok yoruluyor.

Dizinin yan hikayeleri olarak gözüken Punisher ve Elektra’nın yer aldığı kısımlar, belli yerlerde bölünüyor fakat, o kadar derli toplu bir düzen var ki senaryonun akışında, bu bölünmeler  asla bir karışıklık yaşatmıyor. Dizide her şey olması gerektiği gibi zamanında ilerliyor hiç bir şey hemen anında gerçekleşmiyor. Bölümlerin arasına ustalıkla serpiştirilen flashhbackler sayesinde Punisher ve Elektra’nın geçmişine ait tüm detaylar tamamen izleyiciye sunuluyor ve kesinlikle dizi bittiğinde kafanızda hiç bir soru işareti kalmıyor.
Dizinin sanırım izleyenleri en mutlu eden kısmı da, dövüş sahnelerinin oldukça gerçekçi ve sert olması. Şimdiye kadar hiç bir dizide bu kadar sinema filmi havasını yakalamış bir dövüş kareografisi seyrettiğimizi sanmıyorum. Daredevil’ın karanlık ve dar koridorlarda geçen nefes kesen dövüşleri ise, artık dizinin bir klasiği haline gelmiş durumda. Özellikle ikinci sezonda yaklaşık 3,5 dakika süren koridorda başlayıp, merdivenlerde devam eden Daredevil’ın onlarca adamı yere serdiği sıkı bir dövüş sahnesi yer alıyor. Daredevil’ın, Punisher, Elektra ve Yakuzalarla olan dövüş sahnelerinin uzun ve gösterişli olması, neredeyse bu sezonun her bölümünde aksiyona bolca yer verilmesi ise, dizinin ilk sezonla arasındaki büyük farkı ortaya çıkarıyor.

Daredevil, sadece aksiyondan ibaret değil, karakter odaklı ve dramatik yönleri de ağır basan olgun bir dizi. Ustaca yazılmış diyaloglar, duruşma sahneleri asla seyirciyi sıkmıyor, tam tersine daha da fazla meraklandırıyor. Dizide ayrıca çizgi roman karakterlerine oldukça uygun olan bir cast seçimine de rastlanıyor. Daredevil rolündeki Charlie Cox, gerek süper kahraman gerek avukat rolü için biçilmiş kaftan. Full Metal Jacket’daki sorunlu asker rolüyle hafızalarda yer etmiş olan Vincent D’Onofrio, ilk sezonun en büyük sürprizi. D’Onofrio, geçmişinde sorunlu bir çocukluk geçirmiş olan ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan, oldukça asabi, pislik bir mafya babası rolündeki Wilson Fisk (Kingpin) rolünü başarıyla oynayarak adeta izleyiciyi büyülüyor. Frank Castle, rolüne oldukça yakışan The Walking Dead’den tanıdığımız John Bernthal, sanırım bugüne kadar gördüğümüz en iyi Punisher. Aksiyon sahnelerinin yanı sıra Bernthal, ailesine yapılan katliam sonucu yaşadığı ruhsal çöküşü o kadar güzel canlandırıyor ki, adeta siz de izlerken onunla beraber o dramayı yaşıyorsunuz. G.I.Joe ve Gods of Egypt’de karşımıza çıkan Elektra rolündeki Elodie Yung ise, sağlam dövüş sahnelerinin altından başarıyla kalkıyor ve Daredevil ile uyumu da gayet başarılı.

Dizinin devamlı değişen ve daha da sağlamlaştırılan Daredevil kostümü ise, çizgi-romanları ve filmindekinden farklı olarak tasarlanmış, sert görünümlü ve şık bir dizayn tercih edilmiş. Kostümde, koyu renklerin tercih edilmiş olması, dizinin karanlık ve pastel atmosferine de oldukça uyum sağlıyor.

Dizi, gerek senaryosu, gerek yaratılan karanlık atmosferiyle şu anda yayınlanan diğer süper kahraman dizilerinin çok daha üstünde yer alıyor. Açıkçası dizinin bu kadar temelleri sağlam ve başarılı olması için oyuncular, senaristler ve yönetmen dahil tüm ekibin çok çaba sarf ettiği açıkça görülüyor. Hâlen yayınlanmakta olan çizgi roman uyarlaması dizilerin aksine, içinde mantık hataları olmayan, klişeleşmiş sahnelerle doldurulmamış, devamlı kendini tekrar eden kötü karakterlere yer vermeyen, kalitesiz görsel efektlerle boğulmamış, seviyeli ve sağlam bir dizi olan Daredevil, son zamanlarda yapılmış en iyi Marvel dizisi olarak yerini uzun süre koruyacak gibi duruyor.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

8 Mayıs 2016

CAPTAIN AMERICA: CIVIL WAR



Batman v Superman’in üzerinden çok da zaman geçmeden, Captain America v Iron Man de diyebileceğimiz bir kapışma filmiyle daha ortalık şenlendi. Bu defa Marvel filmlerinin neşeli ve renkli havası, Dc Comics filmlerinin karanlık ve kasvetli ortamı ile yine kapışıyor.
Captain America filmlerinin üçüncüsü olan Captain America: Civil War (Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı), soluksuz bir aksiyon sahnesi ile açılarak hız kesmeden sonuna kadar hepimizi ekrana çiviliyor. Avengers: Age of Ultron’ın sonrasında geçen filmde, kahramanlarımız Yenilmezler takımının verdiği zararlar ve ölümlerden dolayı sorumlu tutuluyorlar. Hatırlarsanız bizimkiler Sokovia’da dünyayı kurtarmaya çalışırken gökdelenler havaya uçtu, binalar yıkıldı, arabalar patladı ve ortalık savaş alanına döndü. Şimdi ise, meydana gelen maddi ve manevi hasarlar dönüp dolaşıp bizim kahramanlara patlıyor ve bunun üzerine BM, kendilerinden artık bir antlaşma istiyor. Sokovia antlaşmasına göre, tüm yaptıklarından dolayı sorumlu tutulan kahramanlarımızın BM’in talimatlarına uyması kararı verilince, bölünmeler başlar ve Iron Man ile Captain America fikir ayrılıklarından dolayı birbirlerine düşerler. Sonrasında ise, kısa bir sürede her iki taraf da kendi takımlarını kurarak bir iç savaş başlatırlar.

Marvel filmleri içinde Captain America’nın hikayesinin her zaman bir ağırlığı, politik havası ve ciddiyeti vardır. Özellikle ilk filmden sonra Winter Soldier, sağlam senaryosu ile göz doldurmuştu. Civil War da yine aynı filmin karakteri Bucky’nin üzerinden gidiyor ve yardımcı süper kahramanlar ile birlikte izleyiciye bir “Avengers” tadı veriyor. Captain America: Civil War, durmak bilmeyen temposu, dövüş koreografilerindeki titizliği, aksiyon sahnelerinin görsel ihtişamı ve senaryosunun düzgünlüğü sayesinde, kendisini Marvel filmlerinin içinde önemli bir yere taşıyor. Her ne kadar çizgi-romandaki hikayeden daha farklı olarak çekildiği söylense de, inanın ne seyrederken, ne de bittiğinde umrunuzda bile olmuyor. Çizgi romanda yer alan Civil War savaşında daha politik, daha siyasi ve derin olaylar döngüsü vardır ve ortada sürüsüne bereket kahraman cirit atar. Ama neticede bu bir film, bir bütçe işi, o kadar da uçamayacakları aşikâr. Şu ana kadar bile çekilen Marvel filmleri o kadar çok çıtasını yükselterek ilerliyor ki, gelecek projeleri düşündükçe heyecanlanmadan yapamıyoruz. 80’lerde çizgi-roman okurken “keşke ilerde bu kahramanların hepsinin filmi çekilse” diye içimizden geçirdiğimiz hayallerimizi bizlere o kadar güzel aktarıyor ki Marvel filmleri, kesinlikle yaratıcısı Stan Lee’nin elini öpmek gerek.

Bu filmde katılan Black Panther ve yeni Spiderman’ın seyirciyle buluştuğu sahneler ise çok keyifli. Her iki kahraman da, takımlarına kısa sürede o kadar güzel uyum sağlıyorlar ki, sanki uzun zamandır bizim ekiple birlikteler havası oluşuyor filmde. Spiderman’in çocuk yaşta olması, bizim kahramanlara olan hayranlığı, ergen davranışları ve çok konuşarak durmadan yaptığı espriler aksiyon sahnelerindeki ciddiyeti biraz bozuyor fakat bir o kadar da eğlendiriyor. Bence Marvel filmlerine çok sağlam bir giriş yapıyor yeni bızdık Spiderman. Black Panther ise gerçekten gerek kostümü, gerek özellikleri ile sıradışı ve gösterişli bir kahraman. T’Challa’nın Black Panther oluşunun altında yatan sırrı öğrenmek için 2018’de vizyona girecek olan solo filmini beklemekten başka çaremiz yok tabii ki.

Filmin en heyecan veren sahneleri havaalanındaki her iki tarafın West Side Story tadındaki çete savaşı. Bu muazzam kapışmayı izlerken, sağlam aksiyon sahneleri ile dolu harika bir görsel şölen çıkıyor ortaya. Ant-Man, sevimli ve neşeli tavırlarının yanı sıra, büyüme ve küçülme olayı ile savaş sırasında takıma büyük bir yardım sağlıyor. Iron Man, Captain America ve Black Widow (Romanoff)‘ı ana karakterler olarak kenarda tutarsak eğer, diğer yan kahramanları oluşturan Vision ve Scarlet Witch (Wanda) bu filmle birlikte daha ön plana çıkıyor, Falcon tam manasıyla kendini gösteriyor ve show yapıyor. Hawkeye ve War Machine kısa ama önemli görevleri üstlenerek takımlarına destek veriyorlar. Tüm kahramanların yanında kesinlikle bu filmin en sağlam karakteri bana kalırsa Bucky (Winter Soldier). Film boyunca mükemmel dövüşüyor ve hem iyi, hem kötü karakterinin hakkını tam anlamıyla veriyor. Bu arada az görünseler de, Marisa Tomei ve Martin Freeman gibi iki sevilen oyuncuyu bir Marvel filminde izlemek gayet keyifli.

Yalnız Captain America: Civil War’ın kötü karakterler konusunda biraz sıkıntısı var. Filmin ilk kötüsü olan Crossbones (Rumlow) daha ilk başta kısa sürede harcanırken, diğer kötü adamı oynayan Helmut Zemo (Daniel Brühl) ise, bu kadar görkemli bir Marvel filminde fazlasıyla sönük kalıyor. Final sahnesindeki mükemmel Iron Man ve Captain America kapışması hem çok heyecan veriyor, hem de ikisini o halde görmek biraz içimizi burkuyor.
Captain America: Civil War, beklentilerinizi sonuna kadar karşılayan, ciddiyeti ve mizah dozu ayarında olan, tadı damağınızda kalacak aksiyon sahneleri ile dolu unutulmayacak bir Marvel filmi. En güzeli ise, film bittikten sonra eskiden salonda 2-3 kişi kalırken, şimdi salondan 2-3 kişinin ayrılması. Çünkü artık Marvel fimleri çoğaldı ve hepimiz biliyoruz ki, bir Marvel fanı film bittiğinde salondan çıkmaz. Unutmayın bu filmde iki kere beklemeniz gerekiyor.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

19 Temmuz 2015

ANT-MAN



Marvel  evreninde Spider-Man’e benzer eğlenceli tarzıyla çizgi roman dünyasında sevilen bir kahramandır Ant-Man. Kendisi aslında Avengers’ın kurucularından olup aynı zamanda Ultron yapay zekasını da bulan bir bilim adamıdır. Hatta serinin ikinci filmi olan Avengers: Age of Ultron’ da kendisine yer verilmemesi fanatiklerini de epey şaşırtmıştı. Esas ismi Dr. Hank Pym olan Ant-Man yaptığı bilimsel deneyler sonunda cisimlerin boyutlarını değiştirebileceğini kanıtlamış oldukça başarılı bir biyokimyacıdır. Pym’in  üzerinde çok çalışıp keşfettiği bu kostüm, giyeni bir karınca kadar küçültebildiği gibi istediği zaman da kendi boyutuna döndürebilen bir teknolojiye sahiptir. Ant-Man karıncalarla iletişim kurup, onları yönetebilme becerisinin yanı sıra Captain America tarafından eğitilmiş çok iyi dövüş stilleri sahibi ve usta  bir dalgıçtır.

Filmimizin baş kahramanı olan Scott, hapisten yeni çıkmış, eski karısının yanında kalan küçük kızına çok düşkün ve hayatını yeninde kurmaya çalışan işinin ustası sevimli bir hırsız. Girdiği işlerde tutunamayıp kovulan ve paraya ihtiyacı olan Scott, kısa bir süre içinde herşeyi ile planlanmış bir tanışma olayına ön ayak olacak yeni bir hırsızlık oyununa dahil olur. Fakat bu defa para yerine bir kostüm bulan Scott bu sayede yaşlanmış Dr.Hank Pym ( Michael Douglas ) yani eski Ant-Man ile tanışır. Pym kendisinden büyük bir sırrın değerli bir parçası olan bu kostümü, eski asistanı (şimdiki kötü karakterimiz) Darren’dan koruması için bir teklif alır. Miras niteliğinde bir devir teslim olayından sonra kostümün yeni sahibi Scott, Ant-Man olarak bir yandan karıncalarla iletişim kurup onları yönetebilme becerisi üzerine çalışırken diğer yandan da Pym’in kızı Hope’dan dövüş teknikleri öğrenerek stajına başlar. Ant-Man in kötü karakteri Yellow Jacket(Darren) rolünde The Strain dizisinden tanıdığımız Corey Stoll yer alırken, Pym’in kızı Hope Van Dyne rolünü Lost dizisinin Kate’i Evangeline Lilly üstleniyor. Scott karakterine hayat veren Paul Rudd için söylenecek tek şey ise Ant-Man için çok iyi seçilmiş bir oyuncu olması. Film boyunca rolüne yakışır şekilde sevimli karınca kahramanını, sempatikliği sayesinde bize sevdirmeyi başarıyor.

Karıncalarla içli dışlı olan onlarla beraber hareket edip istediğini yaptıran, küçülen ve büyüyen bir kahraman olan Ant-Man sanırım Marvel’in en esprili, en sevimli karakterlerinden birisi. Spiderman de gördüğümüz şen şakrak tavırların hemen hemen hepsine sahip olan kahramanımız bir nevi, ufalıp her delikten içeri sızabilen bir casus. Bu özelliği sayesinde Avengers takımında çok da iyi işler başaracağı açıkça ortada. Ant-Man’in Marvel Sinematik Evrenine dahil olduğu zaten önceden açıklanmıştı, fakat filmde gördüğümüz Falcon’la olan sahnelerini ve diğer Marvel filmlerine yapılan bolca referansları gördükten sonra kahramanımızın yeni gelecek Captain America filmi olan Civil War’daki yerinin kesinleştiği apaçık ortada. Scott’ın ustası olan yaşlı Pym yani Michael Douglas çıkarttığı tartışılmaz başarılı oyunculuğu ile filmin en ağır toplarından birisi tabii ki. Bu arada filmde harika bir iş çıkaran soyguncu ekibinin en matrak üyesi Luis’i canlandıran Michael Pena, komik bir rolle karşımıza çıkarak görüldüğü her sahnede seyirciyi kopartıyor. Konuyu toparlamakta asla zorlanmayan ve ikinci yarıda ise seyircinin tüm beklentisini sonuna kadar karşılayan Ant-man, senaryosunun sağlam duruşu sayesinde hiç kafa karıştırmadan net şekliyle önümüze sunuluyor. Yalnız, çizgi romanlarda Pym’in karısı Wasp’ın bolca yer aldığı gözlenirken filmde Wasp karakterinin üstünden çok kısa geçiliyor fakat yine de bununla ilgili ufak ve önemli bir sürprize de yer veriliyor.

Filmin yönetmeni Peyton Reed, daha önceleri komedi ve gençlik filmleriyle haşır neşir  olmasının kendisine kazandırdığı mizah anlayışını seçtiği ilk Marvel filmi Ant-Man üzerine nakış gibi işlemesi ve altından başarıyla sıyrılması, gelecek projeler için kendisine büyük bir referans örneği. Perspektif açıdan çok iyi işler çıkaran Peyton Redd, karakterin küçülüp büyümesinin yanı sıra kaçma ve kovalamaca sahnelerindeki görselliği üç boyuta titiz bir şekilde taşıyor. Ant-Man’in sulardan ve kurşunlardan kaçışı, finalde oyuncakların arasında geçen trenli aksiyon sahneleri, animasyon tekniğinin tavan yaptığı ve seyirciyi en fazla eğlendiren bölümler.

Diğer Marvel yapımlarındaki süper kahramanların solo filmleri ve Avengers ekibi kadar ciddi bir konuma sahip olmayan casus karıncamız Ant-Man’in  eğlenceli ve yardımcı bir yan kahraman olarak bundan sonraki Marvel filmlerine renk katacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Uzun lafın kısası Ant-Man,  Spider-Man serisi ve Guardians of The Galaxy tadında, onlar kadar hoş vakit geçirten bol esprili ve komedi ağırlıklı görülmeye değer bir Marvel filmi.

NOT: Filmin finalinde yazılar başladığında yerimizden kalkmadan beklediğimiz klasikleşmiş iki after credits sahnesi sayesinde kafanız rahat ve huzurlu bir şekilde salondan ayrılıyorsunuz.

Bu Yazım Popüler Sinema'da yayınlanmıştır.