found footage etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
found footage etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2015

EDUARDO SANCHEZ ile RÖPORTAJ


Aylar önce başladığım korku filmleri röportajlarım tam gaz devam ediyor. The Blair Witch Project (Blair Cadısı) filmiyle found footage (el kamerası) akımını dünyaya tanıtan yönetmen Eduardo Sanchez ile yaptığım söyleşide aklıma takılan ne varsa sordum. 2014 yılında Exists ile yine bir found footage filmi çeken yönetmen bu defa ormanda yaşayan Bigfoot adı verilen bir yaratığın hikayesine odaklanmış.
Kendisi hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere sorduğum  soruları beni kırmayarak cevapladı.

Eduardo Sanchez’e  bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.


KE- Dan Myrick ile birlikte “found footage” akımının başlangıcı sayılan Blair Witch Project’in bir belgesel şeklinde çekilmesine nasıl karar verdiniz? Nereden çıktı el kamerası ile film çekme fikri?

ES- Film ilk olarak bir belgesel olarak planlanmıştı. Sinemacıların ormanda kayboluşunun görüntüleri, Blair Cadısı efsanesinin araştırılması ve öğrencilerin kayboluşuyla harmanlanacaktı. Montajda gördük ki belgesel görüntünün dramatik gücünü kısıtlıyor. Böylece belgesele dair her şeyi kestik. Sanırım el kamerasıyla görüntüleme fikri yapımcı Gregg Hale'e  aittir. O, Heather'ın yapımı belgelemek için kamera arkası görüntülerini çekeceğini hesapladı.

KE- Blair Witch Project’den sonra birbirine benzeyen fazlasıyla found footage tarzı filmler yapıldı. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Sizce bu kadar fazla film yapmak bu türün kalitesini düşüyor mu?

ES- BLAIR 'ın found footage stilini çok popüler kılması, bu stili son derece elverişli bir yapım tekniği haline getirdi ki, bu harika bir şey. Diğer film yapımcıların bu teknikle neler yaptığını görmek de çok müthiş. Daha sonra çekilen CLOVERFIELD,REC ve PARANORMAL ACTIVITY gibi bazı filmleri de seviyorum.

KE- 1999’dan bugüne kadar çektiğiniz korku filmleri toplam 5 adet. 16 senede 5 korku filmi az değil mi? Bu konuda biraz seçici mi davranıyorsunuz?

ES- Bunun seçici olmakla pek alakası yok aslında. Her filme maddi kaynak bulmakla ilgili bir durum. Sadece iyi proje bulmak değil, aynı zamanda onun finanse edilmesi de çok zor bir iş. Her seferinde farklı bir mücadele.

KE- 2014 yapımı Exist ile yeniden found footage tarzı bir filmle karşımıza çıktınız. Filmin hikayesi ormanda yaşayan Bigfoot denilen bir yaratık üzerine kurulu. Nereden çıktı bir Bigfoot filmi yapmak? Ne gibi araştırmalar yaptınız bu konuda?

ES- O filmi Austin, Texas yakınlarında Spiderwood Stüdyoları denen bir yerde çektik. Hayatım boyunca Kocaayak hakkında araştırma yapmışımdır. Uzman değilim ama bu yaratık hakkındaki hikayeleri seviyorum ve acaba gerçekten orada bir yerlerde olsa nasıl olurdu diye de hep hayal etmişimdir. EXISTS'e gelince, Kocaayağı bir yaratığa ya da doğa üstü bir şeye dönüştürmeden gerçekçi bir şekilde ekrana yansıtmaya çalıştım. 

KE- Korku filmi çekmenin ne gibi zorlukları var? Sette yaşadığınız zor anlar mutlaka olmuştur. Bize biraz anlatır mısınız?

ES- Sanırım en zor yanı gerçekten de karanlık bir şeyle yani insanla uğraşıyor olmanız. LOVELY MOLLY benim için oldukça sertti mesela. Onu yaparken çoğu kez resmen depresyona girdim. Ayrıca, genelde gece, karanlıkta geçen korku filmleri yaptığınız için hep gece çalışıyorsunuz ki, bu da oldukça yorucu.

KE- El kamerası ile çekilen filmleri izlerken gözleri çok yorduğu bir gerçek. Bu konuyla ilgili ne gibi tepkiler aldınız? Sizce bunun daha kolay ve rahat izlenebilir bir  yöntemi var mı?

ES- Ne kadar titreme yapabileceğiniz konusunda çok dikkatli olmanız lazım. Eğer çok fazla yaparsanız kesinlikle dikkat dağıtan bir şey olur. Bu işte yani el kamerasını kullanma konusunda çılgın olmalısınız tabii, ama izleyiciye de arada daha az titreyen bir şey sunup onları biraz dinlendirmeyi  bilmelisiniz.

KE-Bir korku filminin sonuna kadar seyirciyi merak içinde bırakmak ve bunu başarmak kolay bir iş değil. İzleyiciyi ekrana kilitlemek için ne gibi yöntemlere başvurursunuz? Sizce bir korku filminde bunu sağlamak için neler yapılmalı?

ES- Bunun gizli bir formülü yok aslında. Sürekli verileri takip etmek ve de izleyicinin sizinle beraber olduğunu ümit etmek zorundasınız.

KE Korku filme çekmeye devam edecek misiniz? Yeni projelerinizden biraz bahseder misiniz?

ES- Evet sürekli korku filmleri için fikir geliştiriyorum ve elimizde ümit ederim ki kısa zaman içinde gerçekleşecek bir iş var. Ayrıca  kendi korku showumuzu  televizyon vasıtasıyla yaymak için, daha ziyade televizyon işi yapıyoruz. 

KE- Şimdiye kadar hiç Türk korku filmi izlediniz mi? İzlediyseniz düşünceleriniz nelerdir?
.
ES- Hayır, ama bir kaç tane izlemek isterim.

KE- En beğendiğiniz 2 korku filmini ve 2 yönetmeni yazar mısınız?

ES- En sevdiğim film kesinlikleTHE EXORCIST, şimdiye kadar yapılmış en korkunç film. İkinci en sevdiğime gelince burada bir kaç film söylemem gerek : JAWS, THE SHINING, AMITYVILLE HORROR, EVIL DEAD 2. Yönetmenler ise William Friedkin ( EXORCIST' den dolayı ) ve Alfred Hitchcock çünkü o bu işi hepimizden önce yaptı.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

15 Eylül 2015

THE VISIT



M.Night Shayamalan, The Sixth Sense ile büyük çıkış yakalamış, Signs ve The Village filmleri ile şanını sürdürmüş bir yönetmen. Ne yazık ki son yıllarda çektiği The Last Airbender ve After Earth gibi tarzının dışında yer alan lüzumsuz yapımlarla izleyicinin gözünden düştü. Son filmi olan 2015 yapımı The Visit (Ziyaret), bir nebze de olsa yeniden kendisini su üstüne çıkaran bir yapım olmuş.

Hikaye iki küçük kardeşin belgesel çekme macerasını anlatıyor. Ellerinde kamera ile ilk başta anneleriyle yaptıkları açılış konuşmasıyla belgesele başlayan ufaklıklarımız, çekimlerine bir haftalığına ziyarete gittikleri büyükanne ve büyükbabalarının çiftliğinde devam ederler. İlk başlarda çok heyecanlı olan kardeşler evdeki iki yaşlıyla beraber gece gündüz zaman geçirmeye başlayınca işin yavaştan tadı kaçmaya başlar. İlginç huyları olan evin yaşlı büyüklerinin her hareketlerini ve yaşam biçimlerini kameraya çeken Tylar ve Becca, geceleri büyükannelerinin tuhaf ve ürkütücü davranışlarına tanık olunca ortalık oldukça gerilmeye başlar.  

İlk defa denediği Found Footage (Buluntu Film) tekniğinin altından başarıyla kalkan Shayamalan, adeta bu tarzı biçimsizce kullanan diğer yönetmenlere ders veriyor. Asla göz yormayan ve mide bulandırmayan bir titizlikle filmi çeken Shayamalan, daha çok kız kardeş Becca’nın tarafından çekimi seyirciye aktarmış. Filmin en güzel yanı ise erkek kardeş Tyler’a senaristin güzel diyaloglar yazması ve Ed Oxenbould (Tyler)’ın da bunun altından başarıyla sıyrılması. Tyler’ın olduğu her sahnede seyirciye gülme garantisini veren Shayamalan, bir anda yaşattığı gerilimle beraber o gülücüğü kursağınızda bırakmayı da çok iyi beceriyor. Kardeşlerin filme kattığı renk sayesinde The Visit, korku/gerilim tarzından öte mizahın ve gerilimin nerede nasıl kullanılacağını çok iyi anlatan bir korku/komedi filmi olmuş. Filmle ilgili tüm detayları zamanla unutsanız bile, Tylar’ın rap yaptığı sahneleri sanırım unutmanız mümkün olmayacak. Filmde Ed Oxenbould kadar başarılı oynayan, pasta, börek, çörek yapma meraklısı, ürkütücü ve gizemli bir büyükanneyi canlandıran Deanna Duragan ‘ın performansını da unutmamak gerekiyor. Rolünün hakkını veren yaşlı oyuncu özellikle gece evde yaşattığı gerilim dolu sahneleri ile göz dolduruyor.

Shayamalan, yaşlılıkla beraber ortaya çıkan rahatsızlıklara ve psikolojik sorunlara  bolca yer vererek gerilim ve komedinin yanına dramatik ögeleri de titizlikle yerleştirmiş. Hatta o kadar güzel işleniyor ki bu durum, bir yandan kamera çekimleri, diğer yandan kabus gibi geceler falan derken finale yakın karşılaşacağınız büyük sürprizi düşünecek vaktiniz kalmıyor. Shayamalan olunca işin içinde, ister istemez eski filmlerinden aşina olduğumuz ters köşe beklentisi nihayet bu defa karşımıza çıkıyor.

The Visit’in, yönetmenin son dönemdeki rezalet filmlerinden sonra seyirciye ilaç gibi geleceği aşikar. Yalnız finaldeki güzel sürprizin tadı damağımızdayken olayların bir anda ışık hızıyla çözülmesi ister istemez izleyeni şaşkına çeviriyor. Bunun dışında bana göre fazla gereksiz yeri bulunmayan The Visit, en azından Shayamalan ‘ın kendi usulüne uygun bir yapım olarak filmografisinde yer alacak.  

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

24 Temmuz 2015

AFFLICTED


Blair Witch Project ile başımıza musallat olan found footage tekniği aslında korku sinemasında deneysel bir tür. Titreyen kamera hareketleri ile belgesel havası verilerek çekilen ve önceleri bağımsız filmlerde yer alan bu teknik, zamanla korku sinemasının ana kaynağı haline geldi. Rec, Cloverfield, Paranormal Activity gibi yapımlar bu akıma yön verirken, son yıllarda çekilen Grave Encounters, The Den , V/H/S gibi filmler ve benzerleri ile halen gittikçe artmaya devam ediyor. Seyredenin midesi bulanır mı, başı döner mi, filmin sonunu getirir mi, düşünen yok. Neyse sonuçta korku filmi sevenlerin öyle ya da böyle katlandıkları found footage tekniğine yeni bir örnek olan Afflicted, biraz daha farklı, fazla göz yormayan, akıcı, gerilimi ve aksiyonu iyi bir film. Kanada yapımı film düşük bütçesine rağmen, çekim teknikleri, görselliği ve merak uyandıran ilerleyişi ile diğer korku filmlerinden bir iki gömlek üstte kalıyor. Filmi yazan ve yöneten Derek Lee ve Clif Prowse, aynı zamanda filmin oyuncuları olarak da karşımızdalar hatta karakter isimleri bile kendi isimleriyle aynı olarak.

Bu zırdeli ikilinin önlerinde başarmak istedikleri bir programları var. Dünya seyahatine çıkıp her türlü deneyimlerini adım adım kameraya çekerek, Ends of the Earth isimli bloglarında bu videoları yayınlayıp sosyal medya aracılığıyla tüm dünyaya yaymak.  Yalnız Derek’te beyin anevrizması var ve bu hayati tehlike taşıyan hastalığından dolayı bu gezi onun için çok önemli, hatta onun son yolculuğu bile olabilir. Avrupa gezilerine başladıktan kısa bir süre sonra Derek, Paris’te geceyi birlikte geçirdiği bir kadın tarafından sabah ısırılmış ve yaralanmış olarak uyanır. En yakın arkadaşı ve can dostu olan Clif kendisini bu halde görünce bir şok yaşar, ne olduğunu anlamaz fakat Derek’in tıbbi yardım almama isteği üzerine yollarına devam ederler. Fakat Derek gün geçtikçe kusmaya ve değişim yaşamaya başlar. Yavaş yavaş enfekte olmuş vücudu kendisine normal olmayan üstün güçler kazandırmaya başladıkça Clif’in Derek’teki bu değişimin her anını videoya çekme hevesi tavan yapar. Derek gün geçtikçe motosikletle yarışacak kadar hızlı, dev kayayı eliyle tek vuruşta ikiye ayıracak kadar güçlü ve istediği yere zıplayacak kadar çevik bir hale gelmeye başlar. Hoşlarına giden bu süper kahraman halleri bir müddet sonra eğlenceden çok şiddete dayalı bir gerilime dönüşür. Tek yapmaları gereken şey, Paris’te Derek’in başına bu virüsü yayan o kızı yani Audrey’i bulup bu beladan nasıl kurtulacaklarını öğrenmektir.

Filmin kalanı hakkında yazılacak çok detay varken susmayı ve geri kalan tüm gerilimin aksiyona nasıl dönüştüğünü ekran karşısında birebir yaşamınızı tercih ediyorum.Değişim süreçlerinde Derek’in şekilden şekle girdiği sahneler, makyajlar ve özel efektler şaşırtıcı derecede çok iyi. Beklediğinizden fazlasını size veren Afflicted, başlarda bahsettiğimiz tekniği her ne kadar içerse de fazla yorucu olmayan kamera  teknikleri sayesinde kısa sürede sizi ekrana bağlıyor. Sürekli her anı videoya çeken bir ikili var ve devamlı boynunda kamera ile ordan oraya koşturuyor, düşündüğünüz zaman böyle bir işi başarmak o kadar da kolay değil hele ki  enfekte olmuş yaralı, eskisinden daha güçlü ve saldırgan bir arkadaşınız yanınızda devamlı değişim geçiriyorsa. Filmin başlarında,“ne oluyor? nasıl yani?”gibi bir sürü sorularla seyirciyi boğuşturan Derek ve Clif ikilisi, ilk yarıda filmin yavaştan hızlıya doğru ilerleyen gerilimini, sonlara doğru playstation oyunları tadındaki kamera tekniği ile aksiyona dönüştürüyor.Ortasından sonra daha da net anlaşılan konunun ana fikrine baktığınızda hiç de yabancısı olmadığımız klişeleşmiş bir olay olduğuna şahit oluyoruz. Ama her ne kadar klişe de olsa filmin kurgusu ve oyunculuklarıo kadar başarılı ki, size türünün örneklerine göre daha farklı bir deneyim yaşatıyor. Derek Lee’nin oyunculuğu tartışılmaz derecede iyi, Clif deseniz onun da aşağı kalır yanı yok. Kısaca adamlar yazmış, yönetmiş ve oynamışlar üstüne bir de filmdeki ürpertici atmosferi ve gerilimi seyirciye her an yaşatmışlar, bunun karşılığında Toronto Film Festivali En İyi Film ödülü dahil birçok ödülü kapmışlar,haliyle izleyici olarak bize de takdir etmek ve seyretmek düşer
.

2013 yapımı Afflicted, enfeksiyon kapmış birinin gün geçtikçe neler yaşadığını, fiziksel ve ruhsal değişim sürecini anlatan gerilimi bol ve aksiyonu yerinde bir film. Her ne kadar bir korku başyapıtı olmasa da, orijinal anlatımı ve çekimleri sayesinde kendisini, bu tür filmlerin arasından sıyırıp diğer koltuğa oturtuyor. 

Bu Yazım Popüler Sinema'da yayınlanmıştır.