biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2017

Hidden Figures


Bill Murray’in huysuz bir adamı canlandırdığı St.Vincent (Benim komşum bir melek, 2014) ile tanığımız yönetmen Theodore Melfi, bu defa gerçek bir olayı kurguladığı Hidden Figures (Gizli Sayılar) ile ortaya çıkıyor. Margot Lee Shetterly’nin “Hidden Figures: The Story of the African-American Women Who Helped Win the Space Race” isimli romanından uyarlanan filmin müziklerine Pharrell Williams da katkıda bulunuyor. Irkçılığın yüksek seviyede olduğu 60’lı yılların başında geçen film, siyah ile beyazın didişmesini fazlasıyla ön plana çıkarırken, seyirciyi de samimiyetten ve duygusallıktan mahrum bırakmıyor.

Hikaye, 1961 yılında ABD’nin Ruslarla uzaya insan yollama yarışı içinde olduğu bir dönemde geçiyor. Aynı zamanda ülkede gözle görülür şekilde siyah beyaz kavgası ve ayrımcılık da almış başını gidiyor. Bu arada matematikçi ve mühendis olan üç dâhi kadın Katherine Johnson (Taraji P. Henson), Mary Jackson (Janelle Monáe) ve Dorothy Vaughan (Octavia Spencer) da, Nasa’ya görev yapmak üzere işe başlarlar. Baş ağrıtan ve sinir bozan bir ayrımcılığın yapıldığı iş ortamında bu üç kadın parlak zekalarını kullanarak Nasa’nın vazgeçilmezi olmak için ellerinden geleni yaparlar.

Tamamı beyazlardan oluşan Nasa’da, çikolata renkli kadınların başarıya koşmak için ellerinden gelen tüm fedakarlığı yaparak, haksızlıkları da görmezden gelmeleri ve alttan almaları o dönem için oldukça cesurca bir davranış. Siyah kadınlar, tuvaletlerinin hatta kahve makinalarının bile ayrı olduğu Nasa gibi büyük bir kuruluşta devamlı mücadele içindeler. Henüz ortada bilgisayar bile yok, yeni yeni IBM Nasa’ya giriyor ve denemeler yapılıyor. IBM’in yapacağı işi, ne yazık ki, Nasa’da dışlanmış ve kendilerine bilgisayar (computer) lakabı takılmış bu dâhi kadınlar, o rahatsız ortamda yapmaya çalışıyorlar. Hidden Figures, anlattığı başarı öyküsünün yanında ırkçılığı yere vururken, beyazların o kadar çabalamasına rağmen her işi yanlış yaptıklarını ve başarısızlıklarını fazlaca ön plana çıkartarak Nasa’yı da acımasızca eleştiriyor. Film boyunca bizim dâhi siyah kadınlar olmasa, uzaya giden araç geri dönemeyecek yörüngesinden sapacak ve Nasa olduğu yerde sayacak gibi bir durum var.

Aralarında kusursuz bir kimya olduğuna inandığımız üç kadın sayesinde analitik geometriden, uzay mühendisliğine kadar matematiksel her türlü bilgi filme güzelce enjekte edilmiş. A Beautiful Mind (Akıl Oyunları, 2001) filmindeki John Nash’in dâhiliğine yakın duran ve kendine hayranlık bıraktıran zeka gösterisi, Hidden Figures’de de yer alıyor. Filmin dramatik yapısı da çok güçlü. Haysiyet, saygı ve sevgi duruşu üç kadının aile yaşantılarına o kadar güzel yansıtılmış ki, gözleriniz dolmadan geçebileceğiniz sahne çok az. Onların aralarındaki içten ve samimi diyalogları, dostluklarının belki de en önemli yapı taşı. Ayrıca iş hayatına ve topluma karşı verdikleri mücadele, aldıkları cesur kararlar, aştıkları engeller  ister istemez seyirci ile karakterler arasında sıkı ve samimi bir bağ oluşturuyor.

Hidden Figures, oyuncu seçimi açısından da dört dörlük bir yapıya sahip. Üç siyahi kadın oyuncu filmin her karesinde gösterdikleri harika performansları ile kariyerinin en iyi işlerine imza atıyorlar. Özellikle Altın Küre’de adaylık kazanan ve daha önce The Help (Duyguların Rengi, 2011) ile Oscar almış Octavia Spencer, Hidden Figures’de yine samimi ve akıllı tavırları ile rolünün hakkını veriyor. Rol dağılımında yönetici olarak görev olan Kevin Costner & Kirsten Dunst dengeli, inandırıcı ve özellikle hikayeyi besleyici oyunculukları ile filme çok katkıda bulunuyorlar.

Nasa’nın vazgeçilmezi olmak üzere yola çıkan, sıkı çalışan, azimli ve üstün zekasını iyi kullanan üç siyahi kadının kariyerlerindeki en büyük yolculuğuna ışık tutan Hidden Figures, şık anlatımı ve gurur verici öyküsü ile unutulmayacak filmler arasındaki yerini alıyor. Bence gerçek başarı öyküleri her zaman izlenir ve seyircisini bulur.


Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

19 Ocak 2017

Queen of Katwe


"Katwe'nin Kraliçesi: Hayat, Satranç ve Olağanüstü Bir Kızın Büyük Usta Olma Rüyasına Dair Bir Hikâye" adlı kitaptan uyarlanan Queen of Katwe, hintli kadın yönetmen Mira Nair’ın elinden ilham verici bir hikayeye dönüşmüş. İzlerken Cool Runnings (Üşütük Popolar, 1993)’ı hatırlayacağınız filmde bu defa, komedinin yerine karakter odaklı bir çalışmaya yer verilmiş. Merkezine Phiona (Madina Nalwanga) adlı bir kızı yerleştiren Queen of Katwe, diğer biyografik/spor filmlerinin tersine bu defa fiziksel değil zihinsel bir sporu yani santrancı ön plana çıkarıyor. Uzak bir coğrafyadan gerçek bir başarı öyküsünü anlatan Disney yapımı bu film, aslında oldukça dramatik bir yapıya sahip.

Filmin hikayesi Uganda’daki Katwe gecekondusunda ailesi ile birlikte yaşayan Phiona’nın santranç öğrendikten sonra yaşamını değiştirmek üzere vereceği kararlar üzerine kurulu. Babası olmayan Phiona, kardeşlerini geçindirmek için annesi ile birlikte çalışıp, mısır satıyor. Okuma yazma bilmeyen Phiona, dünyanın en yardımsever koçu tarafından keşfedildikten sonra bir santranç programına katılır. Zaman geçtikçe ustalaşmaya başlayan Phiona, kendisindeki pratik zekayı da keşfetmesiyle birlikte hayatını değiştirmek ve Uganda’yı temsil etmek için Dünya santranç turnuvalarına hazırlanır.

Disney filmleri denince akla, renkli peri masalları ya da sıcacık ve samimi aile filmleri gelir. Bu defa yine Afrika görüntüleriyle dolu rengarenk bir aile filmine ve fazla karikatürize edilmemiş bir başarı hikayesine tanık oluyoruz. Disney filmi olduğundan gecekondu bölgelerini ele alan siyasi mesajlara fazla ağırlık verilmediği de bir gerçek. Bunun yerine zorlu ve korkunç çalışma ortamlarının içinden çıkan bir karakterin liderliğe yükselişine odaklanılıyor. Ufak yaştaki öğrencileri eğiten koçun onların pozitif olabilmeleri ve başarıyla tanışabilmeleri için başvurduğu mizahi yöntemler ise filme neşe katıyor. Kazanmaya odaklı her spor filminde olduğu gibi yine heyecanlanıyoruz ve yine gözler doluyor. Uganda’da yaşayan ve fakir bir bölgeden gelen Phiona ile zengin çocuklardan oluşan rakip oyuncular arasındaki kültür farkı da filmde fazla göze batmadan eleştiriliyor. Oueen of Katwe, basit ve sonu tahmin edilebilir bir film olmasına rağmen seyirciyi sıkmadan kendisine bağlayacak çok fazla detaya sahip. Sadece santranç turnuvalarını ön plana çıkaran uzun ve durağan sahnelerle dolu bir film değil. Aile içinde yaşanan dramatik olaylar ve yaşam mücadelesi en az filmin ana hikayesi kadar önem taşıyor.

Yönetmen Mira Nair, içinde bulunduğu kötü koşullardan ötürü hiç kimsenin öğrenme hakkından mahrum kalmamasını ileri süren fazlaca detayı filme güzelce yerleştirmiş. Ayrıca 20 yıldan fazla Uganda’da yaşayan Nair, buradaki fahişelik, yoksulluk  gibi ögeleri sıkça göstermeyi tercih etmiyor ve seyircinin ana karaktere acımasını değil o karakterle gurur duyulması için elinden geleni yapıyor. Filmin en baskın karakterlerinden birisi de çocukları için ölmeye hazır bir anne olan Nukka (Lupita Nyong’o). Yeri geldiğinde sert ve eleştiren ama asla bulunduğu içler acısı duruma rağmen onları ihmal etmeyen çok iyi bir anne. Yönetmenin kadın olmasının da filme çok katkısı olduğunu düşünüyorum. Niar neredeyse filmin tüm yükünü anne-kız, Nukka ve Phiona’nın sırtına taşımış, hatta hikayeye yön veren bu iki kadın, filmi daha otantik bir hale getirmiş. Sonuç olarak satranç, “küçük olanı büyük yapabilen” bir spordur mesajını veren Queen of Katwe, azim ve başarı öykülerine ilgi duyanların zevkle izleyeceği bir film.

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.