müzikal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzikal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2016

JOURNEY TO BROADWAY

Rent (Kira): Uyuşturucu bağımlılarının, Aids’li gençlerin, eşcinsellerin, rock yıldızlarının ve dansçıların bohem hayatlarını ele alan müzikal, Mark ve Roger adlı iki arkadaşın etrafında yaşanan olayları anlatır. Mark; kız arkadaşından Aids virüsü kapmış bir gitarist, Roger ise; belgesel çekmeye çalışan, amatör bir yönetmendir. İkili ve etrafındaki New York’lu arkadaş grubu, yaşadıkları evin mal sahibine karşı bir yıldır ödemedikleri kiranın savaşını verirler. Bizler de müzikal boyunca yaşadıkları bohem hayatın tüm sıkıntılarını ve protesto şeklindeki bu savaşı, müzik ve danslar eşliğinde izleriz.

West Side Story (Batı Yakasının Hikayesi): Müzikalin hikayesi, 1950`li yıllarda New York`un batı yakasında göçmen nüfusunun yoğunlaştığı bir dönemde geçer. Bu durumu kendilerine sindiremeyen bir grup Amerikalı genç, The Jets adında bir çete kurarlar. Onların karşısında ise, Puerto Rico`lu gençlerden oluşan diğer bir sokak çetesi olan The Sharks vardır. İki çetenin çatışmalarının ve kavgalarının arasında, Tony ve Maria adlı iki genç birbirlerine aşık olurlar ve bu çeteler arası savaşlar devam ederken, aşklarını sürdürmeye çalışırlar. Hareketli kavga sahnelerinin ve karşılıklı dans atışmalarının yer aldığı müzikal, oldukça eğlenceli ve adeta gençlere bir ders niteliğindedir.

Journey to Broadway, işte bu iki müzikalin en güzel sahnelerinden, şarkılarından ve danslarından oluşan bir karışıma sahip. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğrencilerinin ve mezunlarının oluşturduğu, neredeyse 30 kişilik bir kadroyla sahnelenen müzikali, gösterinin koreografisini ve tüm yükünü üstlenen Malik Derin Küçümen’in daveti üzerine izleme fırsatı buldum. Kozyy Avm’de yer alan Gazanfer-Ülkü tiyatro sahnesinde gösterilen müzikal, yere iğne atsanız düşmeyecek kadar kalabalıktı. Genç yeteneklerden oluşan, yarı profesyonel bu ekibin öğretmenleri, arkadaşları ve ailelerinin heyecanına daha gösteri başlamadan birebir şahit oldum. Kimbilir perde arkasındaki ekip neler yaşıyor o sırada, onları da birazdan göreceğim diye düşünürken ışıklar söndü ve yanyana sıralı tüm kadro ortaya çıktı.

İlk perde; Rent müzikali üzerine kurulu ve Mark, Roger, Mimi, Maureen, Joanne, Collins, Angel ve Benny gibi ana karakterlerin ön planda olduğu bol şarkılı ve danslı bir bölüm. Başlarda çok heyecanlı olduklarını hissettiğim ekibin, gördüğüm kadarı ile ilk perdenin yarısında heyecanları çözüldü ve hafif detone olan seslerden, koreografideki aksaklıklardan kısa bir süre sonra eser kalmadı. Gösteri ilerledikçe de harika vokaller ve danslar eşliğinde tüm ekip, müzikaldeki hikayenin hakkını vermeye başladı. Özellikle Rent‘de, bayan vokallerin erkeklerden çok daha güçlü olduğunu söylemek gerek. Mimi rolündeki Simge Beşiz ve Joanne’yi oynayan Tuğçe Ceylan’ın seslerinin müzikale çok uyması, aynı zamanda oyuncu seçiminin de başarılı olduğunu gösteriyor. Gösterinin koreografisinden sorumlu olan Mark rolündeki Malik Derin Küçümen ve arkadaşı Roger’ı canlandıran Mark Raymund ise, ilk perdenin tüm kontrolünü ele almış vaziyette, ciddi ve başarılı şekilde sonuna kadar kendilerini izlettiler. Rent müzikalinin en güzel ve akılda kalıcı kısmı ise masaların üstünde dans ettikleri kısımdı. Şarkıların seçimleri çok iyi, fakat kolonlardaki ses düzeyinin biraz fazla olması ve mikrofonların kısık olması arasındaki teknik uyuşmazlık oyuncuların solo performanslarının anlaşılabilirliğini azalttı. İlk perdenin diğer dikkat çekenleri ise; Noel Baba kılıklı bir gay olan Angel’ı canlandıran Köksal Ünal ile lezbiyen çift Maureen & Joanne’ ı oynayan Elif Mimaroğlu & Tuğçe Ceylan’ın harika performansları idi. Seasons of Love (Aylardan Aşk) şarkısı ile açılan ilk perde, yine tüm kadronun birlikte aynı parçayı tekrar seslendirmesi ile kapandı.

West Side Story ise müzikalin ikinci perdesi idi. Bu defa, ilk perdedeki ufak aksaklıklar, heyecanlar, detone sesler yerini, harika koreografilerle süslenmiş danslara ve şarkılara bırakıyordu. Sadece biz, arada bir mikrofondan gelen nefes seslerinden ne kadar yorulduklarını anlayabiliyorduk, o kadar da olsun artık. 20 küsür kişi atlayıp zıplıyorlar, dans ediyorlar ve bir yandan da şarkı söylüyorlar, bunlar uzaktan görüldüğü kadar kolay işler değil maalesef. İkinci perdedeki eğlence, danslardaki ustalık ve tüm ekibin gösterdiği performans, ilk perdeye göre çok daha başarılıydı. Maria ve Tony isimli iki aşık gencin olduğu kısımlarda yer alan şarkılar çok güzeldi ve yine bayan vokalin gücü kendini gösterdi. Maria’yı canlandıran Cansu Ortaç’ın etkileyici ve güçlü sesi, salonu yıkmayı başardı. Müzikalin şarkılarını çevirenlerin arasında yer alan ve Tony rolünü başarıyla canlandıran Ahmet Saruhan Şimşek ise, ikinci perdenin neredeyse başrolünü üstleniyordu. Gösterinin arasında ve sonlarında çıkan dansları ve şarkılardaki solo başarısı ile gözüme çarpan iki isim daha vardı; Tuğçe Ayar ve Didem Atasoy. Ayrıca Oya Küçümen’in abisi, gitar profesörü Cem Küçümen de kısa ama dikkat çeken eğlenceli rolüyle müzikale ayrı bir renk kattı.
Journey to Broadway’de adını yazmadığım yan rollerde ve danslarda yer alan tüm oyuncuların da, ayrı ayrı müzikalin her kısmında çok fazla emeği olduğunu düşünüyorum. Bu arada danslarda en çok dikkatimi çeken ve mükemmel  performansı ile ön planda olduğunu düşündüğüm, fıldır fıldır dolanan, yerinde durmayan aynı zamanda müzikalin reji asistanı ve çevirmeni olan, İlayda Türbedar’ı da ayrıca tebrik etmek gerekiyor; ki çıkışta kuliste ettim J. Müzikalin her ikisinde de yer alan kostümler çok başarılı, renk uyumları gayet iyi ki, en azından bu durum sahnenin dekor eksikliğini biraz olsun kapatıyor. Ama eminim ki, bu kadarı bile kısıtlı imkanlarla yaratıldı ve çok emek verildi. Fakat yine de oyundaki eksik veya zayıf detayları bilmenin, ilerleyen zamanlardaki yeni projelere çok katkısı olacaktır.

Her zaman usta oyuncuların yer aldığı oyunları izlemek değil de, arada bir böyle yarı profesyonel diyebileceğimiz yetenekli gençlerin oyunlarını, gösterilerini izlemek ve onlara da bir şans vermek gerektiğini düşünüyorum. Ben şahsen beklediğimden çok daha güzel bir müzikal izledim. Umarım kendilerini daha fazla geliştirerek, daha sıkı çalışarak çok daha iyi oyunlar ve müzikaller ortaya çıkarırlar. Türkiye’nin eksiği olan müzikal türüne de katkıda bulunurlar.

MÜZİK DİREKTÖRÜ: ÇELİK KASAPOĞLU
PROJE SORUMLUSU: BERGÜZAR ÇELEBİ
KOREOGRAF: MALİK DERİN KÜÇÜMEN
YARDIMCI KOREOGRAF: DİDEM ATASOY
REJİ: BARIŞ ARMAN
REJİ ASİSTANI: İLAYDA TÜRBEDAR
IŞIK: ÖNDER ARIK
SES: LOOP PRODUCTION
KOSTÜM: CANSIN ÖNALAN
ÇEVİRİ: ÇELİK KASAPOĞLU, MALİK DERİN KÜÇÜMEN,MARK RAYMUND, İLAYDA TÜRBEDAR,ELİF DOĞAN,AHMET SARUHAN ŞİMŞEK
OYUNCULAR: AHMET SARUHAN ŞİMŞEK, ATAKAN BÜYÜKBAŞ, AYMİLA TAŞÇI
BERK ALARCİN, CANSIN ÖNALAN, CANSU ORTAÇ, CEREN CAN, DİDEM ATASOY, DOĞANCAN TURHAN, ELİF DOĞAN, ELİF MİMAROĞLU, İLAYDA TÜRBEDAR, KAAN BÜYÜKBAŞ, KÖKSAL ÜNAL, LARA NARİN, MALİK DERİN KÜÇÜMEN, MARK RAYMUND, MÜGE OSKAY, OBEN ÖZKAL, ORKUN ÖZCAN
OZAN FAKIOĞLU, PINAR ÖZBEK, SİMGE BEŞİZ, ŞEBNEM ŞEVİKTÜRK, TANER GÜNGÖR, TUĞÇE AYAR, TUĞÇE CEYLAN, UMUT DURMUŞ
KONUK SANATÇI: CEM KÜÇÜMEN

MALİK DERİN KÜÇÜMEN

S1- Journey to Broadway müzikali ile ilgili ne gibi çalışmalar yaptınız? Nereden çıktı bu fikir? Müzikalin tüm organizasyon işini yüklenen birisi olarak, bize biraz bahseder misiniz?

“Journey to Broadway”, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı(İÜDK) Müzikal bölümü mezunlarından Selmin Artemiz’in kendisinin ve benim de şan hocam olan “Bergüzar Çelebi’nin şan sınıfı konserleri için 2008 yılında bulduğu bir isim. Her sene AKM ve CKM dahil bir çok farklı sahnede yapılan gösterilerin hepsi, müzikal tiyatro bölümümüzden sadece 10-15 kişilik bir kadro olarak farklı müzikallerden 15-20 şarkı içeren danslı, birkaç büyük ensemble parçasına sahip bir kolaj konser formatında sahneleniyordu.
Geçen seneki “Journey to Broadway” ile ilk müzikal tasarım ve yönetim deneyimimi 2015 Şubat ayında 13 kişilik bir ekiple CKM büyük sahnede yaşadım. Başarılı bir gösteriydi ama bir şeyler eksikti. Yaz dönemine geldiğimizde aklımda sorular ve bu sorulara cevaplar oluşmaya başladı.
Bu cevapların birincisi, bir müzikal tiyatro öğrencisi öncelikle oyuncudur. Güzel şarkı söyleyen ve güzel dans edebilen bir “oyuncu”. Kolaj konserlerde biz sadece şarkı içinde mizansenler kuran şarkıcılar, bazen de dansçılardık. Önceliğimiz buna bir çözüm bulmaktı. Fakat baştan sona bir oyun yapmak bambaşka maddi zorluklara sahip olduğundan; kolaj ile tam oyun formatlarını füzyonlayıp yeni bir formata imza attık: “Özet müzikaller”. En unutulmaz şarkıları ve dansları, orijinal sahneleriyle, kostümler ve dekorlarla birleştiren bir format. Aslında 3 müzikal olarak planlanan projemiz daha sonrasında çeşitli dramaturjik zorluklardan, şarkılar ve danslar hazır olmasına rağmen iki perde iki müzikal ve “sürpriz bis” haline dönüştü.(1.Perde Rent, 2. Perde West Side Story ve Bis: Hairspray”)
İkincisi çeşitli maddi ve organizasyonel imkansızlıklardan son beş senedir yapılamayan müzikal tiyatro bölüm projesi (İÜDK tarafından tüm müzikal bölümü olarak yapılan baştan sona bir Broadway müzikali) yine yapılmayacağı için biz Bergüzar Çelebi’nin şan öğrencileri hariç koca bir bölüm sahneye çıkamıyordu. İsteğim bu sefer ayrıcalık olmadan tüm arkadaşlarımla bir şey yapmaktı. Bergüzar hocam’ dan bununla ilgili izini aldım ve aynı zamanda gösterinin müzik direktörü olan ensemble (koro) hocamız Çelik Kasapoğlu’yla birlikte projeyi “audition” sistemi ile kaliteyi arttıracak bir şekilde tüm okula açtık.
Sonuncu ve belki de en önemli soru ise bu proje hangi dilde olmalıydı. Cevap aşikardı fakat tercümeler büyük bir emek ve zaman gerektirecekti. Sahneleri, diyalogları tercüme etmek çok zor değildi fakat şarkı sözlerini prozodiye uygun bir şekilde çevirmek… İşte bu noktada yapılan iş belki de tüm sahne üstü işinden daha büyük. Başta Çelik Kasapoğlu ve sevgili İlayda Türbedar olmak üzere kurduğumuz yaratıcı ekip ile günler, geceler harcadık. Kim bilir belki de zamanında üzerine aylarca yıllarca düşünülmüş, hepimizin ezbere bildiği, kemikleşmiş unutulmaz İngilizce sözleri Türkçeye çevirdik. Fakat sonuç istediğimiz gibi oldu. Gerçekten şarkıları söylerken hem büyük keyif aldık hem de seyirci ilk defa, şarkıları dinlerken sadece güzel sesler çıktığı için değil, bir şeyler anlattığı için beğendi. Zaten bir müzikal tiyatro oyunu için aksi kabul edilemez.
Provalarımız Aralık ayında başladı. Haftada 2-3 ile başlayan provalar Mart ayında haftada 5-6’yı buldu. Belli roller için mezunlarımızdan misafir oyuncular, başka konservatuarlardan misafir dansçı arkadaşlarımızı çağırdık. Hatta West Side Story’ deki bir rolü İÜDK Gitar bölümünde öğretim görevlisi olan babam Cem Küçümen oynadı. Ekibimiz yarı zamanlı bir bölümden kurulduğundan herkesin başka işleri okulları var. Ben İTÜ’de Kimya bölümü son sınıf öğrencisiyim. Ekipte doktor mühendis avukat ne ararsanız var.
Sonunda 27 kişilik ekibimiz ile gösteriyi hazırladık. Bu noktada bazı önemli kişileri unutmamak lazım. Bize çeşitli prova mekanları, dekorlar ve birçok başka yardımda bulunan, “Rent’teki rolü ile “Benny’miz sevgili Oben Özkal’a; Işık tasarımında harikalar yaratan ve aslında kendisini müthiş bir gitarist olarak tanıdığım sevgili Önder Arık’a, Konservatuardan eski sınıf arkadaşım aynı zamanda “Kazan Dairesi” tiyatro ekibinin kurucusu rejisörümüz Barış Arman’a çok teşekkür ederim. Sevgili şan hocam Bergüzar Çelebi ve müzik direktörümüz Çelik Kasapoğlu zaten annem ve abim gibi, onlar ile beraber yaptık bu projeyi. Son olarak da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na da teşekkürlerimizi unutmamamız lazım. Orası olmasa biz belki de hiç tanışmayacaktık.

S2- Neden müzikalde Rent ve West Side Story’ı seçtiniz? Özel bir nedeni var mı?

İşin bu kısmı tamamen, başta ben olmak üzere biz müzikalcilerin hayalleri. Maalesef Türkiye de sergilenen ve içinde oynadığımız oyunları biz seçmiyoruz, başkaları seçiyor ve sahneye koyuyor. Bizim oynamayı hayal ettiğimiz ve bir müzikalcinin “Lifetime checklist”inde “Evet bu rol oynandı” diye işaretleyeceği oyunlar ve roller.
Rent,  gerçekten müthiş besteleri olan bir oyun ama çok uğraştıran bir dramaturjiye sahip, West Side Story ise müzikal tiyatro tarihinin en zor danslarına, şan partilerine sahip bir klasik. Amaç kendimizi çeşitli açılardan zorlayarak geliştirmek ve dürüst olmak gerekirse manevi açıdan tatmin etmek. Çünkü böyle bir projede maddi bir tatmin söz konusu değil. Dolayısıyla seyirci değil kendimiz odaklı bir seçim yaptık.

S3- Bu kadar kalabalık bir ekibi toplamak ve müzikal konusunda ikna etmek sizi yordu mu?

Yormak ne kelime perişan etti diyelim. İkna kısmı kolaydı. Huzurlu ve keyifli çalışan bir grubumuz var, bu işlerle uğraşan ve müsait zamanı olan herkes böyle bir şeyin parçası olmak ister herhalde. Önemli olan sonuna kadar dayanmak, zorlu provaları ve hazırlıkları atlatmak. Bu noktada işin organizasyon kısmı, kriz yönetimi üzerine doktora yapmak gibiydi benim için. Hele ki işiniz sadece organizasyon değilken, her iki perdede de hatırı sayılır rolünüz varken. Bir süre kendimi rollerimi ikinci plana atıyor, geri kalan her şeyin yolunda gitmesini sağlamaya çalışıyordum. Ne aksaklıklar oldu; önemli rollere sahip arkadaşlarımız bizi yarı yolda bıraktılar, projeyi terk ettiler. Ama daha iyisini yapacak arkadaşlarımız varmış aramızda onlara fırsat doğdu. Terör saldırılarından dolayı evlerden çıkamadık haftalarca prova yapamadık. Koreografileri çalıştırırken sesimi “yüksek” kullandığımdan tabi ki sonsuz defa sesim kısıldı. Neyse ki gösteriye kadar iyileştim. Geç biten provalardan dolayı beraber yaşadığım ailemle uzun bir süre akşam yemeği yiyemedim. Başka arkadaşlarımı, hobilerimi, İTÜ’deki kimya laboratuvarımı ihmal ettim. Bana göre aldığım konservatuar eğitimimin bir bitirme projesi olmalıydı, bunun için çeşitli şeylerden feragat etmem gerekti, sonunda da böyle bir gösteri çıktı. Ama rahatlıkla hepsine değdi diyebilirim.

S4- Dans provalarınızda başınıza gelen komik veya enteresan olaylar oldu mu?

Dans provaları benim için işin hep en eğlenceli kısmı zaten. Yeni insanlarla çalışıyorsam çok daha güzel. Dışarda başka türlü tanıdığınız insanlara kafanızda yarattığınız bir şeyi anlatmaya ve yaptırmaya çalışıyorsunuz. Tabi genelde hemen anlayamayabiliyorlar, belki de siz düzgün anlatamıyorsunuz ama sonunda her şey yoluna giriyor. Koreografi yapmak benim için hep dans etmekten çok daha keyifli olmuştur. Çok çok iddialı değilim, bir bale ya da dans diplomam yok ama özellikle müzikal tiyatroya has koreografiler üzerine Türkiye şartlarında bir şeyler üretmeye çalışıyorum.
Özel bir anekdot isterseniz, dans provalarından değil ama ensemble provalarımızdan birinde çok gülmüştük. Rent müzikalinden Bohem Hayat(La vie Boheme) isimli parçayı tercüme ederken bir pasajda tıkanmıştık. Kafiye yapmak için kelimeler uyduruyorduk. Biri Karadeniz(laz) ağzıyla bir şey söyledi. Kelime kafiye olarak tam oturunca bir anda bütün şarkı karadeniz parodisine dönüştü. Biri ağzıyla kemençe taklidi yapar, diğerleri horon teper. Az kalsın tüm müzikali trabzonda geçen bir adaptasyona çeviriyorduk, Çelik hocamız bizi durdurdu.
Aklımızda şu sözler kaldı: “Hamsi Tava, Hamsi Tava, o çoktan kizardu, Haberuniz yok mi? Hamsi sezonu bittu”
Orijinali: “Bohem Hayat, Bohem Hayat o çoktan gömüldü, Haberiniz yok mu? ‘La Boheme’ öldü”

S5- Özellikle eksik olduğumuz Türkiye’deki müzikal kavramı hakkında ne söyleyeceksin? Journey to Broadway’i daha geliştirmek ve devamını getirmek gibi bir projeniz var mı?

Müzikal tiyatro, sayın Hıncal Uluç’un da dediği gibi İngiltere ve Birleşik Devletler’de medyanın üzerinden gündem belirlediği, sanat camiasının en yakından takip ettiği sektör iken Türkiye’de insanların çoğuna sıkıcı gelen bir sanat formu olarak tanınıyor. Neredeyse herkes müzik dinler, tiyatro ya da film izler ama nedense ikisini bir arada sevmiyor. Öbür yandan yerli prodüksiyonlar bomboş seyircilere oynarken, Zorlu Center’ın getirdiği Broadway ya da West End prodüksiyonları 250TL’lik biletlerle full çekiyor. Buradan bir ders çıkarılması lazım.

Mevcut sorunların kısa listesi şu şekilde. Müzikal tiyatroya göre sahne yok, ses sistemi yok, ışık yok, dekor yok, makyaj yok. Daha doğrusu çok sınırlı yerlerde var.
İmkanlara sahip olanlar ise benim şahsi fikrime göre yanlış seçilmiş prodüksyonlarda halkı dikkatini çekebilmek uğruna yanlış oyuncuları oynatıyorlar. Eğitim şart dersem komik olacak ama gerçekten eğitim şart. Bir müzikal tiyatro yıldızının opera, bale ve oyunculuk eğitimi olması şart. Yoksa seviye vasatı geçemez. Biz sadece yarı zamanlı bir bölümüz ama şu an İstanbul’daki tüm müzikal tiyatro işlerinin ensemble’ larında ağırlıklı olarak bizim okulun mezunlarını görmeniz mümkün. Diğer taraftan yapılan işlerin kalitesi ve prodüksyon seviyeleri Broadway, West End ve Zorlu’ya gelen yabancı ekiplerden çok farklı bir boyutta. Sebep ülkedeki müzikal oyuncu kadrosu ve teknik yetersizlikler.

Birinci öncelik tam zamanlı bir bölüm. Zamanında varmış, mesela Halit Ergenç tam zamanlı bir müzikal mezunu. Özellikle doğru akademisyen kadroları ile bütçesi olan okullar, her sene sonunda staj niteliği taşıyan projeler, prodüksiyonlar yaparlarsa profesyonel seviyede oyunların da kalitesi artacaktır. Buna bağlı olarak profesyonel ses firmaları ekipmanlarını müzikal tiyatro ihtiyaçlarına göre genişletecektir. Sahneler farkı teknolojilere yönelecektir. Her şey pozitif geribildirim ile kartopu gibi büyüyüp gelişir.
Müzikal tiyatro bence çağımızın sanat formu. Müzik dans ve tiyatroyu, teknoloji ile birleştirip çılgın prodüksiyonları ortaya çıkartan bir sanat. Müzikal tiyatronun “Oscar”ı olan “Tony” ödüllerini izleyip bir fikir alabilirsiniz. İşler böyle olursa seyircinin sıkılmaya lüksü olmaz. Sahneler dolar taşar.

Bana sorarsanız işler umut verici şekilde ilerlemekte. Ben bu alanda profesyonel bir kariyer yapar mıyım bilmiyorum ama yaparsam alacağım kıstas belli. Konservatuardan eski sınıf arkadaşlarımın Devlet Tiyatrosu bünyesinde yaptıkları “Sidikli Kasabası” isimli Broadway müzikali Türkiye de bu işe bir çıta koydu ve iki sene kapalı gişe oynayarak sorunun seyircide olmadığını kanıtladı. Burada mesuliyet oyuncular ve prodüksiyonlarda. Doğru yer ve zamanda doğru işi bulursanız seyirci gelir. Müzikallerin sayısı bu günlerde oldukça arttı. Biz de buna Journey to Broadway ile katkıda bulunduk ve konulan çıtaya yaklaşmaya çalıştık. Mayıs ayında iki gösteri daha yapmayı planlıyoruz. Önümüzdeki sezon ise bu ekipten baştan sona bir Broadway müzikali bekleyebilirsiniz. 

Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.

21 Mart 2016

MARKO PAŞA MÜZİKALİ

Franz Von Schönthan ve Gustav Kadelburg tarafından yazılan Marko Paşa, Nejat Uygur tarafından dilimize ve geleneksel Türk tiyatrosuna uyarlanmış. Yaklaşık 25 yıl önce oynanmış olan oyun, bu defa Nejat Uygur’un oğulları Süheyl & Behzat Uygur tiyatrosu tarafından yeniden düzenlenerek müzikal olarak sahneleniyor.

Müzikalleri çok severim, hele ki böylesine komedi yüklü bir oyun olursa gerçekten izlemesi çok keyifli oluyor. Çocukluğumdan beri Nejat Uygur’un tiyatro oyunlarını izleyerek yetişmiş biri olarak bugüne kadar büyük usta ile tanışamasam da, oğulları Süheyl & Behzat Uygur ile tanışmak ve kendileri ile sahne alacakları mekânda röportaj yapmak oldukça gurur vericiydi. İki usta tiyatro oyuncusu, hem Popüler Sinema’da, hem de sosyal medya ortamında yayınlamak üzere yönelttiğim soruları beni kırmayarak cevapladılar. Çok güzel geçen sohbetimizin ardından davetiyemi alıp salonun en ön sırasındaki yerime kuruldum vee oyun başladı.

Marko Paşa Müzikali, paşanın adını bile duyduğunda kaçacak yer arayan ve asla kendisine yanaşamadığı, hatta iki senedir elini bile süremediği karısından korkan bir iç güveysi damat (Süheyl Uygur) ve onun çok yakın cesur avukat arkadaşı (Behzat Uygur) üzerine kurulu olaylar zincirini anlatıyor. Damadın karısı rolünü oynayan Şahnaz Çakıralp, oyunu yöneten ve Marko Paşa rolünü üstlenen Uğur Babürhan ikilisi, adeta oyunun otoritesini üstlenmiş durumdalar. Bu arada yerine göre sert, yerine göre yumuşak bir karaktere bürünerek oyunculuğunu konuşturan Şahnaz Çakıralp, eminim ki bu müzikalde seyirciden tam not almıştır. Yan rollerde ise çok başarılı tiplemeler, arada bir ortaya çıkarak oyuna renk katıyorlar. Oyun sırasında aniden nereden çıkacağı belli olmayan (seyircinin arasından bile çıkabiliyor), hafif kafadan noksan doktor rolündeki Önder Keskin ki benim seyrettiğim oyunda bu rolü Kahraman Sivri canlandırıyordu ve hizmetçi rolündeki Ömer Yılmaz, en neşeli sahnelerde oyuna eşlik ediyorlar. Yine oyunun en hareketli ve bıcır bıcır karakteri olan Mürüvvet rolünü canlandıran Leyla Yüngül’ün, seyirciyi bolca güldürmeyi başaran enerjisi ise gerçekten çok başarılı. Oyunun sonlarına doğru çıkan kısa süreli ama çok dokunaklı bir rolü olan Güzin karakterine ise Burcu Afşin hayat veriyor. Gelelim oyunun en önemli ismine. Yıllardır sahnede olan usta tiyatrocu Nejat Uygur’un eşi Nejla Uygur, kısa süreli rolüne rağmen mükemmel performansı ile Marko Paşa’nın duyduğunu yanlış yorumlayan yaşlı karısını canlandırıyor. 25 yıl sonra aynı rolü tekrardan oynayan usta oyuncu, seyircinin en çok güldüğü sahnelerde yer alan harika performansı ile de, olgun yaşına rağmen adeta genç oyunculara ders veriyor.

Müzikalin en büyük topları tabii ki, Süheyl ve Behzat kardeşler. Süheyl Uygur, korkak damat rolü ile neredeyse baştan sona tüm oyunun yükünü sırtlamış durumda. Kâh dans ediyor, kâh yerlerde geziniyor. Oyun boyunca yaptığı taklitleri ve Nejat Uygur’a selam çaktığı konuşma şekli ile de övgüyü hak ediyor. Behzat Uygur ise asi, çokbilmiş ve korkusuz tavırları ile avukat Suat rolünün hakkını verdiği gibi, kıvrak dansları ile de göz dolduruyor. Ayrıca oyun sırasında yaptığı hem magazinsel, hem de Türkiye’nin politik durumuna yönelik ince zekâ ürünü esprileri ile izleyenleri kahkahaya boğuyor.

Marko Paşa Müzikali’nin ilk perdesi normal seviyede mizah yüklü diyaloglarla geçerken, ikinci perdede ise oyun çıtayı inanılmaz yükselterek adeta coşuyor. Dekorlar, danslar, kostümler ve koreografi mükemmel, şarkı seçimleri çok düzgün ve oyunla çok uyumlu. Bir müzikalde aranılan her şey oyunda mevcut. Yazılan diyalogların ve esprilerin hem eski döneme, hem de günümüze göre uyarlanmış olması da oyunu daha izlenebilir ve komik bir hâle sokuyor. Oyunculuklarda göze batan bir abartı olmadığı gibi, tam tersine doğal ve sade performanslar ile her rolün hakkı sonuna kadar verilmiş. Oyun bittikten sonra Behzat Uygur’un samimi konuşmasını ve babası Nejat Uygur’u andığı güzel dizelerini dinlemek hem hüzünlü, hem de çok gurur vericiydi.

İçinde bulunduğumuz bu sıkıntılı günlerde yapılacak en iyi şey sanırım biraz kafayı dağıtmak ve gülmek. Bunun için size tavsiyem, Marko Paşa Müzikali’ne dair bu yazdığım samimi izlenimlerime güvenerek övgüyü sonuna kadar hak eden bu müzikale bir şans vermeniz. Ve size son sözüm ise şöyle; “ Reveraaansss “ J
Oyuncular
Süheyl Uygur, Behzat Uygur, Şahnaz Çakıralp, Uğur Babürhan, Leyla Yüngül, Kahraman Sivri, Burcu Afşin, Ömer Yılmaz, Nejla Uygur
Yazan: Franz Von Schönthan ve Gustav Kadelburg
Çeviren: Nejat Uygur
Yöneten: Uğur Babürhan
Reji Asistanı: Burcu Afşin
Süre: Ara dahil 120 dk.
Tür: Müzikal
Müzik: Serpil Günseli
Aranjör: Uğur Cümbüşel
Kostüm: Sadık Kızılağaç
Işık Tasarım: Ali Tümay
Afiş Tasarım: Jr. Behzat Uygur
Prodüktör: Çiğdem Uygur
Sahne Teknisyeni: Murat Ekşi, Ahmet Ekşi
Koreografi: Ömer Yılmaz
Yapım: Uygur Gösteri

 SÜHEYL & BEHZAT UYGUR ile RÖPORTAJ

KE- 25 Yıl önce usta tiyatrocu, babanız Nejat Uygur’un oyunu olan Marko Paşa’yı yeniden klasik bir tiyatro oyunu yerine müzikal olarak uyarlamak fikri nasıl ortaya çıktı?

S&B Uygur : Aslında biz Marko Paşa’yı Behzat’la yıllar önce düşünüyorduk. Fakat oyundaki karakterlerimiz için yaşımız bu rollere uygun değildi. Bir buçuk sene önce yönetmenimiz Uğur Babürhan, ben ve Behzat Marko Paşa müzikali için toplandık. Yıllar önce Nejat babanın oynadığı Marko Paşa’yı nasıl daha değişik bir hale getirebiliriz diye düşündük. Ve bunun yıllar sonra iyi bir müzikalle tekrar sahneleneceğine karar verdik. Günler süren çalışmanın, provaların sonucunda Marko Paşa müzikali geçen sene 27 Mart 2015’de Dünya Tiyatrolar gününde seyircilerin karşısına çıktı.

KE- Oyunun içinde geçen hatta seyircinin en çok kahkaha attığı kısımlarda yer alan siyasi ve magazin içerikli esprileri yazarken tedirdinlik yaşadınız mı? Bu espriler ile ilgili hiç sorun yaşadınız mı? Bu soruya ek olarak şunu da sormak istiyorum, bu esprilerin oyun sırasında doğaçlama olduğu anlar oluyor mu?

S&B Uygur:  Oyunun içinde yer alan söylediğiniz o espriler tekstin içinde olmayan espriler. Espriler bizim tarzımız oyunlarda gündeme göre değişir. Seyircilerimiz de zaten bunu bilerek de gelir. Hiçbir sorun yaşamadık. Tabiiki oyunun belli bir teksti var, yukarıda da söylemiştim. O an sahnede biz zaten anlaşırız ve doğaçlama espriler yaparız.

KE- Genelde sanatçı ailelerin sanatçı çocukları olur cümlesinden yola çıkarsak, babanız ve annenizin tiyatrocu olması, sizlerin de onların izinden gitmenize nasıl sebep oldu? Başlarda bir zorlama söz konusu oldu mu?

S&B Uygur: Öncellikle şunu söyleyebiliriz ki, ne annemiz ne de babamız bizi zorla tiyatrocu yapmadılar. Zaten tiyatro zorla yapılacak bir şey değildir. Biz tiyatro kulislerinde büyüdük. Nejat babanın her oyununu sahne arkasında defalarca seyrederdik. Nejat babanında oyunları bizi çok etkilemiştir. Kendi tiyatromuzu kurduğumuzda başlarda baya bir zorluk çektik. Seyirci Süheyl&Behzat Uygur tiyatrosuna ilk kez geliyordu. Haklı olarak da biraz ön yargılılardı. Çünkü yıllarca Nejat Uygur’a gelmişlerdi. Bakalım evlatları ne yapacak diye merakla bekliyorlardı. Tiyatromuzu kurduktan birkaç ay sonra bu zorluklardan kurtulduk. Sahneye yeni oyunlar koyarak seyircinin bu anlamda bize güvenmesini sağladık. Artık seyircilerimiz her yeni oyunumuzda Süheyl&Behzat Uygur Tiyatrosuna geldikleri zaman güleceklerini bilerek kesin olarak geliyorlar.

KE- Müzikaldeki kadro çok başarılı. Bu ekibi bir araya toplarken nelere dikkat ettiniz? Bu güzel kadro nasıl ortaya çıktı?

S&B Uygur: Tiyatroda sahnenin dışında en başta kulisin uyumu çok önemlidir. Dolayısıyla, kulise uyum sağlayan arkadaşları öncellikle tercih ettik. Daha sonra da, teksteki karakterlere göre sanatçı arkadaşlarımızı belirledik. Tabii ki bu belirlemede yönetmenimiz sayın Uğur Babürhan’ın çok katkısı olmuştur. Hem sahne üzerinde, hem kuliste çok iyi anlaştığımız bir ekibimiz var. Tiyatroda uyumlu ekip çok önemlidir. Sadece sahne üzerindeki arkadaşlarımız değil, teknik ekibin de oyuna adaptasyonu çok önemlidir.

KE- Müzikal oyunun, klasik tiyatro oyununa göre zorlukları var mı? Varsa nelerdir?

S&B Uygur: Tabii ki zorlukları var. Öncellikle maddiyat. Normal bir oyunun gideri ile, müzikallerin arasında dağlar kadar fark var. Müzikalde dekor, kostüm, aksesuar, efekt, şarkılar, şarkı sözleri, müzikler vazgeçilmezlerdir. Ama seyircilerimizde gelen güzel tepkiler bu zorlukları bizlere unutturuyor.

KE- Sizleri “Şahane Pazar” ve benzeri TV programları dışında, dizi ya da sinema filmlerinde gördüğümüzü hatırlamıyorum. Eski kuşak tiyatrocuların, yeni dönem sinema işlerinde pek yer almaması durumu sizi de kapsıyor sanıyorum. Bunun sebepleri nelerdir?

S&B Uygur: İkimiz geçmişte hem sit-com, hem de bir iki dizide oynadık. Fakat daha sonraları gelen bazı sit-com ve dizi seneryolarını beğenmediğimiz için kabul etmedik. Bizim için asıl olan sadece ve sadece tiyatrodur.

KE- Oynadığınız oyunlar sırasında, sahnede başınıza gelen komik ve ilginç anılar var mı? Mutlaka fazlaca vardır da, en unutamadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız?

S&B Uygur: Hassta Etme Adamı’nı oynadığımız zaman(ki, ara sıra bu oyunu oynarız) ön sıralardan bir abinin telefonu çaldı. Abi telefonunu açtı, arkadaşıyla konuşmaya başladı. Bizler durduk, seyirciler de durdu, herkes abiyi izliyor. Abi yüksek sesle “Süheyl&Behzat Uygur tiyatrosundayım, oyun izliyorum, çok gülüyorum, inanmıyomusun? İnanmıyosan dur bak Süheyl abiye telefonu vereyim,” dedi ve telefonu bana verdi. Ben de aldım telefonu. “Alo abi ben Süheyl Uygur’um,” dedim. Telefondaki kişi Süheyl Uygur olduğuma inanmadı. “Oldu ben de Brad Pitt’im” dedi, telefonu kapattı. Seyircilerde, bizlerde çok gülmüştük. İlk aklıma gelen bu.

KE- Dünya tiyatrosundan veya müzikallerden en çok sevdikleriniz hangisidir ?

S&B Uygur: Mamma Mia, Grease, West Side Story, Shakespear Company’nin Shakespear’in Oyunları adlı tiyatro oyununu çok sevmiştim.

KE- Marko Paşa Müzikali daha ne kadar devam edecek? 

S&B Uygur: Marko Paşa müzikali seyirciler tarafından çok yoğun ilgi görüyor. O yüzden sanırım daha birkaç sene daha oynayabiliriz. 

 Bu Yazım Popüler Sinema da yayınlanmıştır.
http://www.populersinema.com/roportaj/marko-pasa-muzikali-izlenimleri-ve-suheyl-behzat-uygur-ile-roportaj-28944.htm